Sık Kullanılanlara Ekle · Anasayfam Yap ·  Üye Girişi · Yeni Üye  
Işık KIRGIZ

 
Kendinizin Doktoru Olun
20.03.2009 - 1151 defa okundu.

Yaşam her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor. Yoğun stres ve baskıların hastalıkları daha da artırdığını artık hepimiz biliyoruz. Ancak, her an oluşabilen ruhsal ve fiziksel sağlık sorunları bizi zamanla kendi kendimizin doktoru olmaya doğru götürüyor. Doğal yaşam terapilerinin bize bu konuda verdiği yardımlar hiç de küçümsenecek gibi değil. Her an her yerde uygulayabileceğimiz nefes egzersizleri, enerjetik çalışmalar ya da bir bardak bitki çayı bizi en çabuk kendimize getirecek yöntemlerden birkaçı.

Bunun için; belki de tek yapılacak şey sadece kendimize biraz olsun zaman ayırabilmeyi öğrenmek… Böylelikle iç yolumuzu açmak, düşüncelerle olan bağımızı doğru kurmak, bitkilerle tanışmak, terapi masajları ile buluşmak, meditasyon yaparken zihinsel karmaşalarımızdaki barışı sağlamak, kendi doktorumuz olabilmekteki en önemli anahtarlarımız belki de…

Bedenimizin farkına varabilmek ve sağlıklı bir yaşama bir adım daha yaklaşabilmek için vücudumuzun ihtiyacı olan özeni ve sevgiyi ancak içimizde uyuyan doktoru uyandırarak sağlayacağımıza inanıyorum. Öncelikle aldığımız nefesin farkına varmaya çalışarak işe başlamalıyız…

NEFESİN GÜCÜ
Nefes canlı olmanın ilk belirtisidir. Pekiyi neden böyle bir sistemle yaratılmışız? Neden almadan hiçbir canlı yaşayamaz? Yaşama gözümüzü ilk açtığımız andan itibaren doğal olarak nefes almaya başlarız. Nefes bize güç verecek ruhsal ve bedensel akışın dengesini sağlayan kapıdır. Her sorgusuzca aldığımız nefes, can enerjisinin ta kendisidir. Vücudumuzdaki her hücreye zihnimizden geçen düşüncelerle kirli ya da temiz bir nefes alış verişi ulaşır.  Hatta hastalıklarımızın bir nedeni de aldığımız nefesin kalitesinde gizlidir. Yaşam için ilk sırada yer alan bu eşsiz güç, aslında tüm evrensel enerjiyi bizimle buluşturan gerçek bir kozmik araçtır. Biz nefesimizi fark ederek, hissederek izlemeye başladığımızda beden, bize evrensel ışığı taşımaya hazırlanır.

Nefesinizle ilk ilgilenmeye başladığınızda, tüm bedeninize dolmadığını göreceksiniz. Çünkü bugüne kadar belki de hiç iç gözünüzle kendi nefesinize bakmamıştınız. Şimdi nefesinizle dostluk kurmaya başlamadan önce birkaç noktaya dikkat çekmek istiyorum

a) Nefes çalışmalarına başlamadan önce yemek yemeyin.
b) Rahat giysiler  içinde sevdiğiniz bir yerde oturun.
c) Çalışmaları hiçbir baskı ya da zorlamayla yapmayın.
d) Nefesinizi tutmayın, kaç saniyede nefes alıp verdiğinizi saymayın.
e) İki elinizi birbirine bir süre sürterek
“Bedenimdeki yaşam enerjisini harekete geçiriyorum” cümlesini içinizden birkaç kez tekrar edin.
f) Elinizde bir kızışma, karıncalanma vb. hissettiğinizde sağ elinizi kalbinize koyup kalp atışlarınızı hissetmeye çalışın. 
Gözlerinizi kapatıp sadece kalbinizle buluşun.
Aldığınız nefesin kalbinizle birleşmesini görene kadar nefesinize sevginizi ve gülümsemezini akıtın.

Zihniniz kalbinizdeki duyguyla buluşsun
İçimizdeki hüzünlerin sonsuz enerjiyle arınması için sorgusuz hiçbir forma girmeden nefesin akmasına müsaade edin. Nefesinizi alın-bırakın. Yeniden aldığınızda içinizdeki ışığın bedeninize akmaya başladığına şahit olacaksınız. Sezgilerinizle beyniniz arasındaki akışın olumlu bir değişime gebe olması, aldığınız nefesinizle makro kozmozun arasındaki uyumda gizlidir. Ruhsal ve fiziksel sağlığımız için öz benimizin içindeki ışık, nefes sayesinde kozmik sistemle olan bağında form oluşturan ayrı bir karaktere dönüşür. Bu oluşum, sentezlenen kozmik vibrasyonların koordinatlarına denk düşen skalada ayrı bir terminolojide incelenir ve size ihtiyacınız olan enerjide geri döner. Nefesle buluştuğunuzda doğal olarak varolan enerji sistemiyle tanışmanın kimseye özel bir meziyet olmadığını fark edeceksiniz. Bu ilk çalışmadan sonra farklı nefes teknikleri ile egzersizlere devam edilmelidir.

1) Diyafram nefes tekniği
a) Sırtımız dik, elimiz karnımızda omuzlarımız hiç oynamadan dilimiz damakla birleşmiş şekilde rahat bir yerde oturun. (Açık havada olmanız yaşam enerjisini birebir solumanız açısından sizin için iyi olacaktır ve kendinizi daha rahat hissetmenizi sağlar.) 

b) Doğal nefes ritminizin akmasına müsaade edin. Karından alıp verdiğiniz nefesi özümseyin.

c) Nefesi burnunuzdan alıp (4-6 sn.) karnınızda saklayın(6-8sn.) yavaş yavaş burundan( 6-8sn.) geri verin. Bir süre hiçbir şey düşünmeden sadece teknik olarak bu alıştırmayı tekrar edin. Artık rahatça bu çalışmayı yapabildiğinizi hissettiğinizde yeni bir süreç sizi bekliyor demektir.

Şimdi gözlerinizi kapatıp zihninizi sadece nefesinize odaklayın.
Kendinizi ve bedeninizi hiç zorlamadan sadece her aldığınız ve verdiğiniz nefesin içine girdiğinizi ve onunla birleştiğinizi hissedene kadar odaklamaya devam edin.
Nefesinize ona can verdiği için sevginizi akıtmaya çalışın.
Bu çalışmanın ardından yukarıdaki nefes çalışmasıyla da birlikte bu sefer burundan nefes alıp ağzınızdan verecek şekilde; “Aldığım nefesimle yaşama sevincimi yaşam enerjisiyle tüm hücrelerime akıtıyorum” cümlesini kurun. Ancak bu çalışmadaki en önemli sihir, kelimeleri var gücünüzle algılayarak özümseyerek oluşturmaktır. Çünkü ışık fotonlarının sizin nefesinizle bedeninize aktarımı ancak oluşturduğunuz duygu ile bağlantılı olarak sağlayacaktır. Sadece teknik olarak uyguladığınız hiçbir çalışma bizim enerji alanımıza aktif bir etki sağlamaya yeterli olmayacaktır.

2) Arınma ve temizlenme nefes tekniği
İçinizdeki tüm stres, öfke, tortu, korku ve endişelerimizden arınabilmemiz için
sevgiyle ve gülümseyerek derin bir nefes alıp içinize dolan yaşam enerjisini hissedin.
Karın kaslarınıza, göbeğinize, tüm bedeninize yayılan nefesinizi ağzınızdan dışarıya doğru ‘Uhh’ sesi ile var gücünüzle bırakın…

Verdiğiniz nefesi toprağa bir ışık olarak gönderdiğinizi düşünün.
Aldığınız her nefesin bir ışık olarak içinize aktığını, verdiğiniz her nefesin ise içinizdeki tüm tortulardan (iç sıkışıklıklar, geçmiş ruhsal kalıntılar, korku, endişe) sizi arındıran bir duman bulutu olarak dışarı çıktığını gözlemleyin.

Ne hissettiğinize bakın. Bırakın iç sesiniz sizi yönlendirsin. İçinizdeki arınmanın daha çabuk yol alması için kalbinizin istediği rengin (beyaz-mavi-mor- sarı-yeşil vb.)nefesinizle birlikte bütün bedeninizde dolaştığını fark edin. Rengin enerjisiyle nefes alıp vererek kendinizi rahatlamış hissedene kadar çalışmaya devam edin. Ancak bu çalışmaları baskıyla ve zorla yapmayın.

3) Bedensel temizlenme nefes teknikleri:
Nefes çalışmalarıyla tüm iç organlarımıza yaşam enerjisi taşımak, hastalıklarımızdan daha kolay kurtulabilmemizi sağlar. Düzenli olarak yapılan iç organları temizleme nefes çalışmaları, koruyucu hekimlikteki en önemli yollardan biri olarak kabul edilmektedir. Ellerinizi yukarı doğru kaldırarak gülümseyen zihninizde ışık, sevinç, neşeyle hara çakrasına kadar aldığınız derin nefesin akan yaşam enerjiyle buluştuğunu hissedin.
Nefesinizi verirken ise ellerinizi aşağıya doğru indirerek bedeninizde olması muhtemel tüm sorunları temizlediğinizi, nefesinizle yıkadığınızı düşünün.

1-Üreme bölgesi 2-bağırsaklar, mide bölgesi 3-kalp,akciğer bölgesi 4-boyun,baş bölgesi –şeklinde dört kez olmak üzere HUHH  sesi ile çok güçlü bir şekilde her bölgede ellerinizi yukarı doğru kaldırarak düşüncelerinizle nefesinizin birlikte akmasına müsaade edin.

Elleriniz başınızın üzerine geldiğinde tüm topladığınızı düşündüğünüz  tortuları, sorunları  evrene bir ışık olarak bıraktığınızı hayal edin. Attığınız tortularınızın yerine ellerinizle birlikte her şeyi temizleme gücüne sahip “sevgi enerjisini çağırıyorum” diyerek tekrar derin bir nefesle bedeninize sağlığın, huzurun, sevincin gelmesini talep edin.

4) İç organları tek tek nefesle çalıştırma tekniği:
Işığın gücünü fark edebilmenin en önemli yolu olan nefesten geçer. Aldığınız  nefesi iç gözünüzle beyninizin her hücresinde gezdirin. Buradaki tüm kirlilikleri beyaz nefesle sanki süpürüyormuş gibi temizleyin. Buna nefesinizin beyninizin her karesini temizlediğinin farkına varana kadar devam edin. Zihniniz nefesinizde,  gözlerinize yanaklarınıza, kulaklarınıza doğru bir gezintiye başlasın. Sonrasında yavaş yavaş nefesinizi hissederek  boyununuza, göğsünüze, akciğerlerinize, karaciğere, midenize  ve diğer organlarınıza dokunana kadar  nefesle beden arasındaki  bağ kurma çalışmalarına devam edin.

Meditasyon  yolculukları…
Meditasyon, ruhsal dinginliğe yapılan yolculuğun en önemli basamağıdır. İçe dönüş kendimizle buluşma, dış dünyadan başka bir aleme geçişin köprüsüdür. Varoluş kapısında yapılan tüm ilerlemelerin ilk basamağı olarak bize evrenin kapılarını aralar. Dünyada birçok meditasyon tekniği kullanılıyor olmasına rağmen ben en doğru  tekniklerin insanların içlerinden gelen olduğuna bütün kalbimle inanıyorum. İleri seviyelere geldikçe artık meditasyon her anın içinde oluşur. Meditasyon için kendimize özel zaman dilimleri ayırmamıza gerek kalmaz .
Her şart ve ortamda sürekli dingin kalabilmeyi sağlayabilen ruh kendi içinde ayrı bir süreç oluşturmaya ihtiyaç duymaz.Böylelikle sokakta, evde, işte her yerde istediğiniz her şeyle  bütünün içindeki enerji akışına sahip olabilirsiniz. Kendimizle barışabilmenin, bilinçaltını temizleyebilmenin ve enerjinin akışını hissedebilmenin anahtarı meditasyondur.

Bu içsel devinim yöntemi için:
a) Konsantrasyonunuzu daha rahat sağlayabileceğiniz  huzurlu bir mekanda
b) Tok olmadığınız bir zaman diliminde,
c) Kendinizi rahat hissettiğiniz kıyafetlerle,
d) Sevdiğiniz objeler, mum, tütsü, müzik eşliğinde  yapabilirsiniz.

Şimdi sırtınız dik gözleriniz açık yada kapalı kendinizle buluşmak ve evrenin kapılarına bir yolculuk yapmak üzere hazırsınız.

MAVİDEN BİR IŞIK             
Kendinizi son derece rahat ve mutlu hissettiğiniz bir yerdesiniz.
Sırtınız dik, sakin, derin derin nefesler alıyorsunuz.
Bütün kara bulutlu duygular, düşünceler bedeninizi terk eden nefesinizle sonsuzluğa karışıyor.
Aldığınız her nefesle beyaz bir ışık huzmesi bütün hücrelerinize dokunuyor,
Sanki bedeniniz ışıkla donanmış gibi, içinizdeki tüm duygular ayaklarınızdan toprağa doğru süzülüyor.
Her şeyden arınıyorsunuz; yavaşça gökyüzünün, denizin muhteşem mavisini sarıyorsunuz üstünüze,
İçinizi ısıtıyor mavi;
Olumsuz duyguların size ulaşmasına izin vermiyor. 
İnanılmaz bir dinginlik var kalbinizde.
Sonsuz enerjinin sizinle bir olduğunu içinizden aktığını hissediyorsunuz.
Gökkuşağı renkleriyle dolu ışıktan bir küre çevrenizi sarıyor, şimdi ışık kürenin sizi koruduğunu hissediyorsunuz.
Bütün zerreleriniz, güven ve sevgiyle sevmeyi öğreniyor,  
Kendinize ayırdığınız bu 10 dakika içinde sanki yenilenmiş, canlı, neşeli sizi koruyan seven kalbinizdeki ışığa var olduğu için teşekkür ediyorsunuz.

Düşünce gücüyle tedavi
Gerek sağlık, gerekse estetik sorunlarımızda düşüncelerimiz hücrelerimizin ihtiyacı olan elektromanyatik enerji düzeyini degiştirerek dejenere olmuş hücre yapısını oluşan ışık frekansları ile yeniler, rejenere eder. Ancak bunun için düşünceleri hangi yönde nasıl formatlamamız gerektiğini bilmemiz ve soruna göre hareket etmemiz çok önemlidir.

SAÇ PROBLEMLERİ: Çoğunlukla saç problemlerinin dahili bir hastalık yoksa strese dayalı olduğu bilinir. Öncelikle ellerinizi birbirine sürterek başınıza koyun ve bir kaç kez derin nefes alıp verin. Sonra kıl köklerinin ışıklandığını, canlandığını düşünün. Sorununz her ne ise önce onu gözünüzün önünde iyileşmiş olarak getirerek içinizden “ Saçlarım çok gür,canlı, sağlıklı olduğu için teşekkür ederim ”diye geçirin. Saçlarınızı çok sevdiğinizi ve hiç sorunsuz istediginiz gibi saçlara sahip olduğunuzu onaylayın. Eğer mümkünse bu düşünceleri sadece bir gün değil bir süre devam ettiriniz. Kısa bir süre içinde sorunlarınızın daha azaldığına kendiniz şahit olacaksınız.

CİLT PROBLEMLERİ: Cildiniz sizin hayatınızda yaşadıklarınızın yansıması olarak kabul edilir. Kırışıklıklar, lekeler, torbalanmalar bizim bazen kabusumuz gibi olur. Ancak düşüncelerimiz sayesinda bu kabus bir süre sonra huzura ve keyfe dönüşür. Her gün sabah aynaya baktığımızda öncelikle kendimizle göz göze gelip “cildimi,  bedenimi, kendimi seviyorum “diyerek güne başlayın. Daha sonra zihninizden cildinizdeki sorun kışıklık ise kırmızı, akne vb sorunlar ise mavi rengi düşünmeye çalışarak o bölgeye aktığını düşünün. Yüzünüzdeki hücrelerin yenilendiğini, dokuların sıkılaştığını, toparlandığını, cildinizde sanki güneş açtığını hayal edin. Ellerinizi dairesel hareketlerle yüzünüzde gezdirerek cildinizde hiç bir sorun kalmadığını “ hemen şimdi” cildinizden pırıl pırıl olduğunu onaylayın. Bu çalışmayı aksatmadan her gün yapmak önemlidir.

KİLO PROBLEMİ: Kilo problemine, düşüncelerinizde her gün kendinizi tamamen zayıflamış, istediğiniz kıyafetleri giymiş mutlu bir görüntü ile hayal ederek başlayın. Ancak buna koşulsuz inanmak ve inanarak düşünmek özellikle kilo konusunda çok önemlidir. Çünkü düşünce formlarını oluştururken endişe ya da benzeri duygular konuyla ilgili gelişimimizi etkiler. “Bedenimizdeki yaşam enerjisini harekete geçiriyorum”diyerek ellerinizi birbirine sürtün. Vücudunuzda özellikle sorunlu kısımlarda ellerinizi gezdirerek yağ hücrelerinin pirinç tanesine dönüştüğünü düşünün. Bedeninizden yağın ve suyun idrar yoluyla atıldığını zihniniz onaylasın. Ayrıca elleriniz midenizin üzerinde bir süre tutarak midenin küçüldüğünü ve açlık duymadığınızı düşüncenizde tekrarlayın.

SİGARA PROBLEMİ: Özellikle içki ve sigara bedendeki ruhsal ve fiziksel sıkışıklığa fazlasıyla neden olan maddelerdir. Bu yüzden hayatımızdan çıkarmamız çok önemli. Ancak bunun baskı ile değil kendiliğinden olabilmesi de zihninizin gercekten istemesiyle gerçekleşir.

Düşüncelerinizde kendinizi sigarasız görmeye çalışın. Sigaraya ihtiyaç duymadığınız rahat ve mutlu ortamları  hayal edin. Günde üç kez derin derin nefesler alın verin. Kendinize “sigarayı içsel sakinliğimle hayatımdan çıkarıyorum” diyerek onaylama da bulunun. Özellikle bu onaylamayı doğanın içinde derin nefes egzersizleri ve spor yaparak düşünün. Kendinizi çok sağlıklı, atletik koşu yaparken hayal edin. Her gün zihninizden sigaranın üzerine çarpı işareti yapıp onu denize atın. Hayatınıza bir daha girmemek üzere sigara ile olan bağınızı bitirin.

ALERJİ PROBLEMİ: Sıkışıklık, sıkışma duygusunun bir karşılığı olan allerji problemi için düşüncelerinizi önce serbest bırakabilme ve sakinleşme noktasına getirmelisiniz. Kendinizi mutlu ve rahat ortamlarda hayal edin. Elinizi kalbinizin üstüne koyarak kendiniz için sakinlik dileyin.  Bedeninizdeki allerjik reaksiyonlar için düşüncelerinizle oluşan ışık projeksiyonunu hazırlayın. Başınızdan ayağınıza kadar bütün hücrelerinizin bu ışıkla tüm alerjik sorunlardan temizlendiğini,  yıkandığını, arındığını ve toprağa gönderdiğinizi hayal edin. Sakinlik ve sukunet içinde bir daha asla hiç bir allerjiyi bedeninize kabul etmeyeceğinizi onaylayınız. Kendinizi rahatlamış mutlu görüntünüzle buluşturun.

ADET ÖNCESİ SENDROMLARI: Tüm kadınlar adet öncesi yaşadıklarını anlatamaz sadece hissederler. Gerginlik patlama hali sıkışıklık duygusu gibi kelimelerle dile gelir. Düşünceleriniz bu anlarda ve öncesinde yapacağı imgelemeyle bu duyguların en aza inmesine yardımcı olur. Adet öncesi, kendinizi zihninizde uçsuz bucaksız bir kumsala bırakın. Güneşin, kumun, masmavi denizin ve gökyüzünün sakinleştirici etkisini içinizde hissedin. İçinizi ısıtan kumu ve güneşi kalbinize alın. Mavi gökyüzünün tüm gerginliğinizi aldığını ve sizi temizlediğini düşünün. Bedeninizdeki her zerrenin mavi ile sakinleştiğini ve huzurla dolduğunu fark edin. Sonrasında denizin maviliğindeki suyun içinde yıkandığınızı, arındığınızı, sakinleştiğinizi,  huzur ve mutluluk içinde olduğunuzu hissedin. Adet döneminin size hiç de sıkıntı vermedigini ve keyifle bu anı karşıladığınızı düşüncelerinizle onaylayın. Ve yaşadığınız ana teşekkür edin.

RENKLERİN GÜCÜ
Renklerin gücüne dokunmaya açık bir zihnimiz olmalı...
Evrenin kozmik ışığını direkt alamayan bizler için renkler farklı dalga boylarında dünyaya ulaşırlar..Güneşin değişik dalga boylarında ürettiği bu enerji cisimlerden yansır ve ışığı oluşturur. Elektromanyetik dalgaların sadece küçük bir parçası olan ışığın dalga boyu 400 ile 800 nanometre arasındadır.

Beyaz ışığın değişik dalga boylarına dönüşüp kırılması ile çeşitli renkler ortaya çıkar.
Her rengin kendine ait yansıma özelliği vardır. Güneş ışığının prizmatik yansıması ile ortaya çıkan gök kuşağı renklerinin birbiri ile birleşmesi ile renklerin tonları oluşur. Her bir renk  başka bir  duyguyla bize gelir. Her birinin görevi ayrıdır. Rengin olmadığı bir dünyayı düşünebiliyor musunuz? Varolmuş her bitkinin rengi bizi  her türlü negatifden doğal olarak arındırmak için  gelmiş sanki. Yaşamın her yerinde var olan ışıktan gelen renkler doğada, gökyüzünde, yeryüzünde, çiçeklerde arabada, eşyada, giysilerde. Sanki her yerde dans ediyorlar. Yeryüzünde renkler üzerine kurulmuş gibi bir görüntü sergileniyor. Yaşantımızın temel noktası mı yoksa? Uzun zaman önce kendi görüntümüz dahil her şeyin renkler ile bağlantılı olduğunu fark ettiğimde renklerin benim hayatımdaki yeri çok başka bir yere taşınmıştı. Yaşamda rengi olmayan çok az materyal var. Her an ve her şeyin bir tonla bütünleştiğini fark ediyorsunuz. Renkler böylesi bizi biz yapan hayatın ta kendisinde her yere serpiştirilmiş durumda ise renkler bize ne demek istiyorlar acaba?

Renk Terapisi
Renk terapisi yeni bir yöntem olmayıp çok eski çağlara kadar uzanır. İlk olarak eski Yunan ve Mısır`daki tapınaklarda kullanılmıştır. Bu tapınaklarda renk şifacılığını olgunlaştırmak için değişik renklerde mekanlar oluşturmuşlardır. Yunanistan`da Gök Tanrısı ile Athena`nın sembolü beyaz renkti. Yunan ve Roma halkı için ise en kutsal renk mordu. Yunan imparatoru ve tanrıları daha çok mor renkte elbiseler giyerlerdi. Yunan adasında kapılar ve kepenkler mavi boya ile boyanır duvarlar ise güneş ışığını yansıtması için beyaz bırakılırdı. Daha sonrasında Hintliler ve Çinliler de böyle çalışmalarla renk terapilerini uygulamışlardır.
Eski Çin`de tüm duvarlar iyi ve kötü ruhları sembolize etmek için maviye çatılar ise sarıya boyanırdı .Mısırın güneş tanrısı Ra altın sarısı ile anılırdı. Ayrıca Mısırlıların tapınaklarının tavanları cennetin rengi olan mavi ile boyanmıştır.  Bunun gibi renk çalışmaları eski tapınaklarda fazlaca görülmektedir. Bir Hindu dini olan Brahmanizm’ de kutsal olarak kabul edilen altın sarısı ruhsal bilgeliği sembolize eder.

Renklerle bedenin birebir bağlantısı olduğu kanıtlanmış
Rus Mühendis Kirlian 1939 yılında elektroterapi için geliştirilen yüksek derecede bir frekans aletinin kullanımını elektrotlar ile insan bedeni arasındaki etkileşiminin farkına vardı. Bu araştırmanın sonrasında insan bedeninde var olan ışık kütlesinin fotoğrafının çekilip çekilmeyeceğinin araştırmasına başladı. Bir dizi deneyler neticesinde insan bedenini çevreleyen, elektromanyetik alanların renkler ile olan bağını görüntüledi. Şu anda tüm dünyada bedenden yayılan enerjetik ışınımların renklerinin belirlenmesi ile hastalıkların teşhisinde yardımcı olduğu ve tüm canlı, cansız maddelerdeki titreşimsel görüntülemede kullanıldığı bilinmektedir.

Bunun dışında dünyadaki birçok üniversitede renkler ile ilgili araştırmalar yapılmaktadır. Durham Üniversitesi Psikologlarından Granger`in 1970 de yaptığı bir araştırmaya göre en sevilmeyen rengin sarı olduğu tespit edilmiştir. Londra’daki başka bir araştırmaya göre,  oluşturulan sarı, siyah ve yeşil renkli odada bulunan eşyalardan sarı odadaki tüm eşyalar kırılmış veya çalınmış diğer iki odada ise hiçbir hadise olmamıştı. Bunun sonucunda odalardaki renk farkından başka bir açıklama bulunamadı. Kansas üniversitesi, sanat müzesinde renkler ile ilgili bir araştırma yapılmış. Duvar rengini beyaz ve kahverengi olarak değişebilir yapmışlar. Arka fon beyaz kullanıldığında, insanlar müzede yavaş hareket etmiş, daha uzun süre kalıp, daha fazla alanda dolaşmışlar. Arka fon kahverengiye döndüğünde ise, insanlar müzede çok daha hızlı hareket edip, daha az alan dolaşmış ve müzeyi çok daha kısa sürede terk etmişler.

Amerika Birleşik Devletleri’nde devlet hastanesinde yapılan bir başka araştırmada ise kan basıncı normal olan 25 hastane personeli üzerinde bir çalışma yapıldı. Deneklerin 25 er dakika mavi ışık banyosu yaptıkları bölümde istinasız herkesin kan basıncında bir düşme kaydedildi. Kırmızı ışığa maruz kaldıklarında tümünün kan basıncı arttı. Bunun devamında yapılan çalışmada sadece maviyi ve kırmızı düşünmeleri neticesinde de aynı etki belirlendi.  

Dünyadaki fast food restaurantlarının hepsinin sandalyeleri ve masaları kahverengi, duvar boyaları ise kahverengi-şampanya-pembe karışımıdır. Kahverengi aynı zamanda teklifsiz, rahat bir renktir. Kişilerin kendilerini resmiyetten uzak daha rahat hissetmelerini sağlar. Özellikle medya dünyasında bu renk tercih edilir. Batıda büyük otellerin mutfaklarında duvar renginin, aşçıların yaratıcılığını arttırmak için yeşile boyanır.

Hastaneler de logo ve iç dizaynlarında yeşili rahatlatıcı ve sakinleştiricidir olduğu için tercih eder. Sakız paketlerinde ve sebze satılan yerlerde de yeşil en tercih edilen renktir. Batıda mavinin özelliklerinden dolayı özellikle sakinleştirici olması nedeniyle intiharları azaltmak için köprü korkuluklarını maviye boyarlar. Bir ilkokulun duvarlarını beyaz ve portakal renginden maviye çevirmişler, çocukların yaramazlıklarının azaldığını tespit etmişlerdir

Dünyada birçok renk analiz yöntemleri var... Ama hiçbirisi sizin iç sesiniz kadar size yakın olamaz... Çünkü hangi renk ışığa ihtiyacınız olduğunu sizin eksikliğini duyduğunuz duygunuz belirleyecek. En basit anlatımlarla ışığın renklerindeki her olgu, bizim bir yaşam boyu kendimiz için istediğimiz birçok şeyi içinde barındırır... Özellikle İçiniz, hangi duygunun yoksunluğunu duyuyorsa (örn; huzur, sevgi, güven, şifa vb.)  o renkle bağ kurup kendinizde eksik olan enerjiyle kolayca buluşabilirsiniz. Renklerin bedenimizle olan bağını  tam olarak kurabilmemiz için  gözlerimizin baktığı rengi gerçek anlamda algılaması yeterli. Bunu yapmadan önce yaşamınızda neyin eksikliğini hissettiğinizi tespit etmekte fayda var. En çok eksikliğini hissettiğiniz duygu sizin ihtiyacınız olan rengi size getirir.  İhtiyacınız olan duyguyu belirledikten sonra sıra bu duyguyu hangi renk ışığın size taşıyacağını belirlemeye kalıyor. Renklerin  olumlu, olumsuz, fiziksel özelliklerini  daha detaylı  gözden geçirerek renginizi  seçin.

Bunu yaparken asla kendi iç sesinizi baskılamayın. Duygularınıza karşılık gelen rengin yerine başka bir rengi kullanmak istiyorsanız bu bilinçaltınızın size bir uyarısıdır. Geçmiş yaşamların etkileri bizim içsel rengimizi ortaya koyuyor. Ancak ilk gençlik dönemlerinde beğendiğimiz renkler zaman içerisindeki kişisel gelişimimizle değişiyor ve farklı tonlar ile buluşuyoruz. Hatta çeşitli zaman dilimlerinde yaşadığımız ruhsal değişimlerimizin neticesinde bedenimiz ile zihnimiz arasında kurulan bilinçaltı bağ renkler ile olan ilişkimizi belirliyor.

Her yaptığınız renk çalışması  hücreleri  yenilemenin en etkili ve en doğal yoludur. Dokular arasındaki Elektro manyetik enerji akışı kendi orijinal ışığını alarak yeniden şarj olmaya başlar... Vücudun bağışıklık sistemi artar. Bedendeki enerji seviyesi yükseldikçe  hastalanma riskimiz azalır. Bedenle beyin arasındaki dengesizlik dengelenir..

Kilo ve kırışıklık giderici olarak renkleri kullanabilirsiniz
Kırışıklarından ve kilosundan dem vuran insanların kırmızı ışığın enerjisini  kullandıklarında kan dolaşımı  hızlanıyor..Yaşamla olan bağları  yükseliyor. Bunu  sağlamak için  kırışıklıklarınızın  olduğu bölgelere kırmızı bir materyali  kendinizi görmek istediğiniz şekilde (tabii ki zihin gözünüzün görmesini   sağlayarak ) gezdirin ya da gezdirdiğinizi düşünün... “Kırmızı ışığın enerjisini cilt hücrelerime yüklüyorum” diyerek pürüzsüz ve pırıl pırıl bir tene sahip olduğunuzu düşünmeye çalışın. Kilonuz içinse “ Kırmızı ışığın enerjisini bedenimde birikmiş fazla yağ hücrelerime yüklüyorum” cümlesiyle fazla kilolarınızın kolayca parçalanarak vücudunuzdan idrar yoluyla atıldığını düşünün. Şayet cildinizde akne, sivilce, yara, sedef  vb  deri lezyonları varsa aynı çalışmayı  mavi ışığın enerjisiyle gerçekleştirebilirsiniz. Çünkü beden doğru rengin ışığı ile buluştuğunda vücut ihtiyacı olan dalga boyunun enerjisini almaya  hazırlanıyor.

Bu da  hücreler arası  elektriksel düzenin daha hızlı kurulmasına yardımcı oluyor. Sadece fiziksel değil, zihinsel ve ruhsal bir yenilenme kendiliğinden oluşmaya başlıyor. Her gün  tıpkı bir kremi düzenli kullanma alışkanlığınız nasıl varsa, renk enerji  çalışmalarını da mutlaka  sürekli yapmaya özen gösterin..Ortalama  birbuçuk ay sonra renklerin size verdiği enerjinin bedeninizdeki  geri dönüşünü  yaşamanın  şaşkınlığı  içinde olacaksınız… Bugüne kadar yaptığınız hiçbir şeyin bu kadar rahat ve mutlu bir yolla size çözüm veremediğini  hissedeceksiniz...

Renkleri algılamak hissetmek için daha derinden anlamak gerekir. Renklerin titreşimsel yapısı ile insan bedeni arasındaki bağ, var olan enerji sistemi ile algılanır. Renklerden yayılan titreşim bedenimizdeki elektromanyetik yapı ile etkileşim halindedir. Bu renk titreşimleri enerji  güç merkezleri tarafından emilir ve sonra omurgalara iletilirler. Omurgalara ulaşan titreşimler, sinirler yardımı ile ihtiyacımız olan organlara taşınırlar. Bu akışın ardından bedenin renkler ile olan bağı sayesinde hücreler  arası  elektromanyetik denge kurulmuş olur.
Renk ne kadar sıcaksa o kadar kırmızı içerir. Şifacılıkta bu bilgi kullanılır ve gerçekten böyle bir etki yarattığı gözlemlenir.

Renkler şifa dağıtır…
Şifa çalışmaları sırasında her rengin enerjisi ayrı kullanılır.

Kırmızı: Anemi – Soğuk algınlığı – Lösemi – Safra taşı – Apse – Düşük tansiyon- donma – uyuşukluk -  Enerji yüklemek, kanseriiyileştirmek, soğuk bölgelerini ısıtmak.

Turuncu: Apse- alkolizm- mesane sorunları- düşük tansiyon – donma – safra taşı – böbrek hastalığı- böbrek- karaciğer – kasılma - Enerjiyi yüklemek, cinsel potansiyeli artırmak, bağışıklılığı güçlendirmek.

Sarı: MS- eklem iltihabı- diyabet- zehirlenme- hepatit- sarılık- konsantrasyon eksikliği – zihinsel karmaşa- zihinsel enerji bedenini temizleme.

Yeşil: Anjin – bronşit- katarakt – göğüs ağrıları- klostrofobi- yumurtalık kisti- ruhsal yorgunluk- gastrit- ülser- peptik ülser- şok- sinüzit- kusma- enerjiyi dengelemek ve genel şifa.

Mavi: Bel ağrısı- yüksek tansiyon – bronşit- yanıklar- katarakt- nezle- vücut kırgınlığı- öksürük – kramp – kulak ağrısı- epilepsi- fiziksel yorgunluk – ateş – safra taşı- kızamık- beze- gut- saman nezlesi – baş ağrısı- fıtık- hıçkırık – hazımsızlık – iltihap- üşütme- kaşıntı- uykusuzluk- lumbago- akciğer hastalığı – kızamık- migren- kabakulak- miyopluk- bulantı – burun kanaması- ödem- yumurtalık kisti- zatürre- erken adet görme- solunum rahatsızlığı – yaralar- siyatik – sinüzit- hapşırma- sıyrık- burkulma- kekeleme-karıncalaşma- stres- arpacık- güneş yanığı – güneş çarpması- şişkinlik- diş ağrısı- tansiyon- tromboz- tiroit- yorgunluk- bulantı- 12 parmak ülseri – idrar yolu iltihabı- varis- ses sorunu- öksürük.

Mor: Kulak ağrısı- epilepsi- menopoz- miyopluk- burun kanaması – paranoya- siyatik- arpacık – varis- siğil.

Turuncu: Apse- eklem iltihabı- mesane sorunları- düşük tansiyon – soğuk algınlığı – deprasyon – fiziksel yorgunluk- donma- safra taşı – gut- böbrek hastalığı – karaciğer hastalığı – solunum rahatsızlığı- romatizma- kasılma- tiroit- mide ülseri – idrar yolu iltihabı.

Turkuaz: Agorafobi- akne- astım – yüksek tansiyon – çıban- nezle- vücut kırgınlığı – egzama- zihin yorgunluğu- ateş – zehirlenme- saman nezlesi- hemoroit- iltihap- üşütme- zatürre- sinüzit- karıncalaşma- stres- şişkinlik- tansiyon – tüberküloz.

Macenta: Kanser- kist – bayılma- baş ağrısı – göğüs yanması – çarpıntı- menopoz- halsizlik- bulantı- yumurtalık kisti- şok- felç- yorgunluk- travma- tümör- baş dönmesi.

RENK, SOLUMALARI RAHATLATIR
Renklerle yapılacak solumalar içsel enerjinin açığa çıkmasına olanak tanır. Nefes alıp verme ile renklerin enerjilerinden yararlanma yoludur. Ancak nefesi fark etmek ve içsel bilincimizi aldığımız nefes ile buluşturmak en önemli noktadır. Çünkü çoğu zaman bedenin normal tepkisi olarak aldığımız nefesin farkında olamayız. Oysa ki renklerin enerjisi ile hissederek soluduğumuz nefes ile istem dışı aldığımız nefes arasındaki fark çok belirgindir. Uygulayacağımız renk soluması tekniği ile fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal anlamda  enerji sistemi dengelenir. Renk soluması için en uygun saat sabahın erken saatlerinde temiz hava ile yapılandır.

Renk soluması uygulaması:
Kendinizi rahat hissettiğiniz bir mekanda bulunmayı tercih edin.
Üzerinize rahat giysiler giyin.
Eğer isterseniz hafif bir müzikle ortamı rahatlatın.
Rahat bir konumda oturun veya yatın.
Dilinizin ucunu üst sıradaki damak bölgesine dokundurun.
Böylelikle alınan nefes enerjiye dönüşerek bedendeki enerji devresi tamamlanır.
Yaklaşık 5 e kadar sayarak burnunuzdan derin bir nefes alın ve yavaş yavaş verin
Sonra 5 e kadar sayarak yine burnunuzdan ama isterseniz de ağzınızdan verin.
Gözlerinizi kapatıp, derin ve ritmik bir şekilde yukarıda anlatıldığı gibi nefesler alın.
-Nefes alırken içinizin istediği renkle bedeninizde toplanan enerjinin omurga boyunca yukarıya çıktığını, verirken de ön yüzünüzden aşağıya indiğini farkedin.
-Nefes verirken de ayaklarınızın tabanından toprağa doğru aktığını ve temizlendiğinizi hissetmeye çalışın.
-İçinizin istediği renkle birlikte nefesin iç gözünüz ile tüm hücrelerinize aktığını takip edin.
-Bu çalışmayı arka arkaya yine içinizin istediği değişik renkler ile tekrar edin.
Bu egzersizi her sabah 10 dk. süre ile uygulayın.

Giydiğiniz her renk giysi çok önemli…
Kıyafetlerimizde renkleri kullanmamız bize hem enerji verecek hem de görsel olarak daha güzel görünmemize neden olacaktır. Giysilerimizdeki renkler bizi fiziksel açıdan etkilemekte olduğu artık tüm dünyaca da bilinen bir şeydir. Kıyafetlerimizi devamlı değiştirdiğimiz için sahip oldukları enerjilerden uzun süreli fayda beklenmemesi gereklidir. Ancak iç çamaşırları ile de desteklenmesi faydalı olacaktır. Beyaz elbiseler sizin temiz olduğunuz imajını verir. Kahverengi toprak rengidir ve diğer insanlar arasında kaybolur gidersiniz. İş görüşmelerinde, profesyonel toplantılarda sakın kahverengi giymeyin. Yıllardır kırmızı bir kumaşın boğalara sallanıp, onu nasıl çileden çıkarıp da saldırmak istediğini seyrederiz. Ama bilinen bir başka gerçek de olayın bu renkle ilgili olmadığıdır. "Pekiyi boğalar niye kırmızı renge saldırıyor?" Maymunların dışında, araştırılan hayvanların hemen hepsi siyah beyaz görmektedir. Yani boğalar da renk körüdür. Kırmızıya değil, kendilerine saldırılan koyu renkli beze saldırırlar. Pembe giyenlere, hizmetlerinden dolayı ödeme yaparken daha rahat olunduğu tespit edilmiştir.

Renklerin olumlu olumsuz fiziksel etkileri vardır…
Her rengin kendi içinde barındırdığı olumlu, olumsuz, fiziksel özellikleri var.
Bir rengi çok uzun süre kullandığınızda yavaş yavaş verdiği olumlu faydalar olumsuza dönebilir. Çünkü ihtiyacımız olan dalga boyları giysiler objeler veya başka materyallerle
Bizimle bütünleşmeye başladığında beden ihtiyacı olan enerjiyi alır. Fazlasını yüklediğimizde ise bedeni olumsuz etkilemeye başlar.
Bu yüzden renklerin fayda sağlayabilmesi için yeterli derecede kullanmak dikkat edilecek en önemli konudur  

KIRMIZI
Kırmızının olumlu özellikleri:

Kırmızı renk yeni bir başlangıç ve yaşamı farklı kılma isteği uyandıran bir renktir.
Kırmızı yoğun bir enerjiye sahip olup, canlandırıcıdır.
Sahip olduğu özelliklerden dolayı kök çakrayı harekete geçirerek fizikselliği aktive eder. 
Bu renk kare şekliyle temsil edilir. Bu şeklin düz kenarları sağlamlık ve katılığı temsil eder. Güven, ifade gücünde kuvvet, hayata bağlılık, aktif hayatı sevme, ihtiras, teşvik , cinsel istek, motivasyon rengin en belirgin özellikleridir.
Sıcaklık, fiziksel güç ve azim en temel özelliklerindendir.
Hoşgörü ve dostluk duyguları da bu rengin başka bir yönüdür.

Kırmızının olumsuz özellikleri:
Kırmızı duygusal düzensizliklere, depresyonlara yol açabilir.
Kabalık, umursamazlık ve bütün bunlara bağlı olarak, inatçı olma hali oluşur.
Çok yoğun bir enerjiye sahip bir renk olduğu için kişilerde saldırganlığa ve kızgınlığa yol açabilir.

Kırmızının fiziksel etkileri:
Kan hücrelerinin oluşması için, kandaki hemoglobin üretimini artırır.
Kan dolaşımını hızlandırır ve adrenalin miktarı yükseltir.
Renk basıncını ve vücut ısısını artırır.
Sinir sistemini harekete geçirir.
Özellikle felçli hastalarda kullanılır
Anemi, nezle ve zatürreenin azaltılmasında renk kullanılır.
Depresyon, melankoli, üzüntülü olma halini ortadan kaldırır.

Kırmızının tamamlayıcı rengi: Turkuaz

TURUNCU
Turuncunun olumlu özellikleri:
Kırmızı rengi gibi heyecan verici ve dışa dönük, neşenin ve bilgeliğin rengidir.  
Fakat kırmızı rengine göre daha yapıcıdır.
Baklava şekli ile temsil edilir. Şekli oluşturan çizgiler diyagonaldir ve uysallığı temsil eder.
Turuncu renk hara çakrasının rengidir.
Sağlık, yaratıcılık, canlılık, güven, cesaret, devamlılık ve heyecan duyguları bu rengin özelliklerindendir.
Sosyalleşme duyguları, turuncu ile faaliyete geçer.
Dış görünüşü canlı esprili neşe ve coşkulu bir görüntü sergilemesine neden olan turuncu yapıcı bir renktir. Duygusal açıdan cesur, kendine güvenen ve insanlarla zorlanmadan diyalog kurabilen mutluluk verici bir renktir.

Turuncunun olumsuz özellikleri:
Turuncu rengi çekingen, ürkek ve sıkılganlık duygularını pekiştirir.
Ezici ve üstün isteğini tetikleyerek yıkıcı ve gösterişli bir hal almaya neden olur.
Cansızlık, melankoli ve üzüntü hissi verir.
Bu duyguların ileri safhaları ise, ümitlerin yitirilmesi ve yıkıcılığa yol açabilir.

Turuncunun fiziksel etkileri:
Turuncu renk dolaşım sistemini, zihinsel faaliyetleri, sinir ve solunum sistemini harekete geçirir.
Ayrıca vücuda enerji vererek, dolaşım ve metabolizma süreçlerini hızlandırır.
Turuncu, kalsiyum rengidir ve çocuğunu anne sütü ile besleyen annelere ve hamile bayanlara tavsiye edilmektedir.
Sağlıklı saç, tırnak, kemik ve dişler bu rengin ürünüdür.
Dalak ve böbrek rahatsızlıklarında tedavi amacıyla turuncu rengi kullanmak faydalı olur.
Bu renk, dengeli bir kalp atışı sağlar ve karaciğere çok yaralıdır.
Bu özelliği ile alkoliklerde kullanılır.
Ritmik ve derin bir solunum sağladığı için, bronşit hastalıklarında tavsiye edilir.
Turuncunun açık tonları, eklem iltihabı ve romatizmal hastalıkların tedavisinde de kullanılmaktadır.

Turuncunun tamamlayıcı rengi: Mavi

SARI
Sarının olumlu özellikleri:
Sarı renk kozmik güç ve entelektüelliği temsil eder ve bilgeliğin rengidir.
Sarı renk üçgen şekli ile sembol edilir. Üçgenin tabanın oluşturan düz çizgi sarsılmaz ve sağlam bir temeli temsil eder. Tepede birleşen iki kenar çizgi ise dikkati ve bilgeliği anlatır.
Üçgen şekli mutluluk ve ilham verir. İnsanlara umut duygusunu aşılar. Parlak, neşeli ve sevecen bir havası vardır. Sarı renk açık görüşlülüğü ve ilhamı simgeler.
Kişilerin moral çöküntüsünü ortadan kaldırabileceği gibi,  yeni bir yaşama sevinci ve gücüde aşılayabilir.
Sarının yardımı ile insandaki iyimserlik ve kendine güven duyguları artar.

Sarının olumsuz özellikleri:
Sarı, yıkıcılığa yol açabilir. Aldatma, ikiyüzlülük ve kindarlık duygularını tetikleyebilir.
Derin bir karamsarlığa ve zihinsel depresyona sebep olabilecek özellikleri de bünyesinde barındırır.

Sarının fiziksel etkileri:
Sinir ve kas sisteminin güçlenmesine yol açar.
Dolaşım sistemini ayarlayarak kalbin daha iyi çalışmasına neden olur.
Karaciğer ve safra kesesinin çalışması gibi bazı vücut fonksiyonlarının devamlılığına yardım eder.
Mide sularının salgılanmasının yönlendirir ve
Düzenli bağırsak hareketleri yaratarak, kabızlığı ve hazımsızlığı önler.
Ayrıca doku ve kemik iltihaplanmasına karşı kullanılır.
Romatizmal ve gut hastalığına tavsiye edilir.

Sarının tamamlayıcı rengi: Mor

YEŞİL
Yeşilin olumlu özellikleri:
Yeşil renk dünya üzerinde en fazla bulunan renklerden biri olup, paylaşmanın uyumun cömertliğin ve işbirliğinin rengidir.
Denge uyum ve korumanın sembolü olan daire ile gösterilmiştir.
Keskin kenarları olmayan pürüzsüz ve yuvarlak bir şekildir.
Daire şekli ile, güvenlik ve özgürlük duygusu ifade edilmektedir.
Şekil her açıdan aynı göründüğü için, devamlılığı ve tarafsızlığı çağrıştırır.
Yeşil renk sakinleştirici bir özellik taşıdığı için enerjiyi dengeleyerek şefkat duygularımızı artırır. Paylaşmanın, uyumun , cömertliğin ve işbirliğinin sembolüdür.
Sinirlerin yatışmasını sağlar.
Aklın ve bilincin rengidir.
İnsana güven ve huzur verir.
Doğru karar alınması için uygun bir ortam yaratır.
Özgürlük uyum ve denge, yeşilin doğal enerjisine dayanır.
Yeşil hayatın yenilenmesini hissi ve evrimini anlatan bir renktir.

Yeşilin olumsuz özellikleri:
Umursamazlık ve güvensizlik, aşırı çekingenlik ve şüphe olumsuz özellikleridir.
Bu duygulara bağlı olarak, kıskançlık, bencillik ve peşin hüküm verme alışkanlığı ortaya çıkar.
Temellik ve dejenerasyonda olumsuz özellikleridir.
Fazla kullanıldığında yorgunluk ve temellik yapar.

Yeşilin fiziksel etkileri:
Yeşil sinir sistemi ve hücre onarımı için çok yararlı bir renktir.
Kalp ve diğer vücut fonksiyonlarıyla ilgilidir.
Kanın akışkanlığını ve hücre yapısının güçlenmesini sağlar. 
Ayrıca kas, deri ve doku oluşumlarına katkıda bulunur.
Toksit maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olur.
Kan basıncını düşürerek, yüksek tansiyonu önler.
Hücre yapısı üzerinde de etkilidir ve kist oluşumlarının engellenmesinde katkıda bulunur.
Ayrıca kronik bronşit ve astım gibi göğüs hastalıklarına iyi gelir.
Nezle, baş ağrısı ve karaciğer iltihaplanması gibi hastalıklarda da yeşil rengin etkisi vardır.
Bu renk dengeleyici bir özellik taşıdığı için, korku ve şok hallerinin kontrol altına alınmasını sağlar.
Kapalı yerlerde de kalmaktan korkanlara da  korkularını yenmede yeşil renk kullanılır.

Yeşil renginin tamamlayıcı rengi: Macenta

TURKUAZ
Turkuazın olumlu özellikleri:
Turkuaz rengi açık fikirli, yardımsever ve gururlu kişilerin rengi olup, en üst düzeydeki bir değişimin ve dönüşümün sembolüdür.
Turkuazın şekli ters üçgendir. Ters üçgen yukarıdan gelen enerjinin aşağıda odaklandığını gösterir. Ters olduğu için yukarıda yer alan taban çizgisi, ruhsal yapının sağlamlığını temsil eder. Şeklin kenar çizgilerinin aşağıya inmesi tamamlayıcı rengi kırmızıyı çağrıştırmaktadır.
Zihinsel faaliyetler arasındaki değişimin yaşanması en belirgin özelliklerindendir.
Turkuazın insanlar üzerinde istikrar sağlayan, dikkat ve konsantrasyonu toplamaya yarayan özelliği sayesinde kişiler çevreye kendilerini kolayca ifade edebilirler.
Açık fikirli, yardımsever ve gururlu insanların rengi olup, üst düzeyde bir gelişim ve değişimi simgeler.
Bu renk geçmişten ders çıkarabilen ve gündelik, sıradan olaylara yeni bir bakışla bakabilen insanlar tarafından da benimsenir.

Turkuazın fiziksel etkileri:
Son derece dinlendirici ve soğuk bir renktir.
Baş ağrısı, alerji, tahriş, kesik ve yanık gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılır.
Deri hastalıklarına iyi gelir.
Akne, egzema tedavisinde kullanılır.
Stresi azaltan bir renktir.
Vücuttaki toksit maddelerin atılmasını sağlar
Vücudun bağışıklık sistemine katkıda bulunur.
Zaralı bakterilerin vücuda girişini engeller.
Kalın bağırsak iltihabı(kolit), ve dizanteri gibi ateşli hastalıklar üzerinde etkisi vardır.
Burun yollarını açar ve zihinsel yorgunluğu alır.
Organizmanın tüm sistemini yeniler.
Bu renk AİDS vakalarına , özellikle hastalığın ilk dönemlerinde en faydalı olan renktir.

Turkuazın tamamlayıcı rengi:  Kırmızı

MAVİ
Mavinin olumlu özellikleri:
Mavinin enerji sistemimizi serinletici ve dinlendirici özelliği vardır.
Vücut enerjilerini dengeler.
Bu renk heksagram şekliyle anılır. Heksagram şekli düzeni , gelişmeyi, derinliği ve sakinliği sembolize eder.
Şekil dört tanesi diyagonal olmak üzere toplam altı kenardan oluşur.
Bu kenarların ikisi yukarıda ikisi aşağıda kesişerek zirve oluştururlar.
Sivri uç yukarıya bakan zirve, ruhsal bilgeliği, aşağı bakan ise mavinin tamamlayıcı rengi olan turuncunun fiziksel enerjisini temsil eder.
Bu iki zirveyi birleştiren ve ortada sütun görevi gören diğer iki düz çizgi ise  doğruluğu ve ruhsal kuvveti temsil eder.
Mavi renk derin ruh dünyasını ve tutkuları ifade eder.
Bu rengin durgun görüntüsü beraberinde barışı , sevgiyi , şifayı getirir.
Güzelliği ve sessiz görüntüsü insanlarda takdir toplayan vasıfları vardır.
Varoluşun nedenlerini araştıran derin bir iç yapıya sahip olan kişilerin rengi olan
mavi insanlarının başka boyutlarla bağlantılı olduğu da söylenebilir.

Mavinin olumsuz özellikleri:
Sürekli bir arayış içerisindedir.
Şüphe, güvensizlik ve yetenek eksikliği bu rengin olumsuz özellikleridir.
Gerçek dışı özelliklere sahip olan bir renktir ve insanları gerçekleşmesi imkansız hayallere iter.
Bu yönüyle de kendine öz güveni olamayan, aşırı duygulu karakterler yaratır.
Mavi renk insanı tembelliğe ve tekdüzeliğe alıştırabilecek özellikler taşır.
Kendini ifadede zorlanmaya, hayatınızla ilgili düşüncelere üretmemeye ve olaylara kendini motive etmemeye iter.

Mavinin fiziksel etkileri:
Mavinin sakinleştirici ve dinlendirici etkisi nedeni ile yüksek nabız,
Hipertansiyon ve ateşli hastalıklarda, tedavi amacı ile kullanılır.
Güneş çarpması ve güneş yanığı gibi hallerde vücut ısısını etkili bir şekilde düşürür.
Stres, baş ağrısı ve ses kısıklığı , gırtlak iltihabı gibi solunum yolu hastalıklarında etkili olur. Adet kanamasında sorunu olanlar, iç çamaşırlarında bu rengi kullanabilirler.
Ayrıca gece boyunca yanacak mavi ışıklı lamba kanama hızını ve sancısını azaltabilir.
Migren, menenjit, kalın bağırsak iltihabı, dizanteri, uykusuzluk ve ishalde de iyi gelen bir renktir. Bazı çocuk hastalıklarında etkilidir.
Diş çıkarma, boğaz ve bademcik ağrıları, kızamık, boğmaca, öksürük, suçiçeği ve hıçkırık tutulması gibi.
Ayrıca miyop ve katarakt gibi göz hastalıklarında mavinin enerjisinden yaralanılır.

Mavinin tamamlayıcı rengi: Turuncu

MOR
Morun olumlu özellikleri:
Mor itibarı, asilliği ve kendine güveni temsil eder.
Ters pentagram şekliyle gösterilmiştir.
Mor ve pentagram şekli maddi ve manevi olguları kullanarak, bir bütün oluşturmanın temsilcisidirler.
Şekli oluşturan çizgilerin sadece bir tanesi yataydır ve yukarıda yer alır.
Bu çizgi, ruhsal ve fiziksel açıdan sağlamlık ve kuvvet demektir.
Sivri ucu aşağıya bakan zirve ise, sabitliği ve bağlılık isteğini gösterir.
Yukarıda yatay çizgi ucu aşağı bakan zirveyi birleştiren iki çizgi şeklinde olup, dikey olarak yan yana dururlar.
Bu rengin kişileri daima  ileriye yönelik planlarla meşguldürler.
Bilinmeyen boyutlardan ilham alırlar.
En belirgin özelliği özgün ve bütünsel  bir çizgi içinde oluşlarıdır.
Ruhsal enerji ve sezgi birleşerek kader denilen sürecin içsel enerjisini oluşturur.
Sanatçı kişilik, düşünce gücü mor renk ile bağlantılıdır.
Sakinleştirici ve dinlendirici gücü, alçak gönüllülük ile tam bir bütünlük oluşturur.

Morun olumsuz özellikleri:
Unutkanlık ve sabırsızlık başlıca özellikleridir.
Bu rengin yanlış kullanılması sonucu , saygısız ve münakaşa meraklısı  bir karakter ortaya çıkar.
Bu renk bireyin karakter yapısının zarar görüp, kişiliğin çözülmesine neden olur.
Kişilerin fazla gurura kapılıp,kendine güvenmeyen ve toplum tarafından da benimsenmeyen kişiler olmasına neden olabilir.
Kişiler kendilerini başkalarından aşağı görüp depresif davranışlar sergileyebilirler.
Aynı zamanda birtakım fobi ve korkulara neden olabileceği gibi  kişilerin kendileri hakkında şüphelere düşmesine neden olabilir.

Morun fiziksel etkileri:
Mor renk beynin orta yerindeki bezlere etki ettiğinden vücuttaki tüm salgı bezleriyle ilişkilidir. Hormonal etkileri düzenler.
Menenjit beyin sarsıntısı, sara gibi zihin ve sinir sistemi hastalıklarında tedavi amacıyla kullanılır. Ayrıca göz ve kulak rahatsızlıklarına da iyi gelir.
Morun kanı temizleyici bir özelliği vardır ve akyuvar yapımında rol oynar.
Sodyum ve potasyum dengesini, akciğerlerin, karaciğerlerin ve böbreklerin sağlığı da bu renkle ilintilidir.
Siyatik ve bunun gibi hastalıklar mor rengin enerjisi ile tedavi edilebilir.

Morun tamamlayıcı rengi: Sarı

MACENTA
Macentanın olumlu özellikleri:
İdealizmi ifade eden bu renk ruhsal özellikler taşıdığı gibi maddidir.
Bu rengin şekli düz pentagramdır.
Sivri ucu, bir başka deyişle başı yukarı bakan bu şekil kozmosun derin ve ruhsal boyutlarıyla bağlantılı olma durumunu temsil eder.
Zemini oluşturan yatay çizgi ise durağanlığı ve buna bağlı olarak da sağlamlığı artırır. Ortada yer alan dik çizgi ise, eğilmezlik ve bükülmezlik anlamını alırlar.
Pentagram bütünlüğü, birliği ve evrensel uyumu sembolize eder.
Saygı, şükran ve sadakat kavramlarıyla anlatılır.
Enerjisi ile birlikte, anlayışı ve olgunluğu getirir.
Renk çarkında yer alan renklerin sonuncusudur.
İnsanlar arasında hiçbir ayırım gözetmeyen bir yöneticilik anlayışı gösterir.
Yumuşak, sıcak ve koruyucu bir renktir.
İfade ettiği en yüksek değer ruhsallıktır.
Bu rengin kişileri çevresindekilere daima iyi niyet beslerler.
Hayatın hep iyi yönlerini görecek kadar da bilgeliğe sahiptirler.

Macentanın olumsuz özellikleri:
Kişilerde diğer insanlara karşı üstünlük kurma isteği yaratabilir.
Buda anlamsız bir gurura ve toplumdan soyutlanmaya neden olur.
Bazen de egemenlik duygusu gelişir.
Bu olumsuz özelliklere maruz kalan kişiler kendi ihtiyaçlarını anlayıp, gideremez ve kendilerinde güven konusunda bir eksiklik duyarlar.
İnsanın kendisine saygı duyması bu rengin fazla kullanımı sonucunda ortaya çıkan bir diğer özellikleridir.
Bazen de kendinizi insanların ve olayların kontrolü altında hissedersiniz.
Böyle bir ortamda hatalarını göremez ve olayları istediğiniz şekilde yönlendirmeyerek, kendinizi hayatın akışına bırakırsınız.

Macentanın fiziksel etkileri:
Beyne giden kanı artırır ve sinir sistemini dengede tutar.
Baş ağrısını, yüksek tansiyonu ve kronik sinir bozukluklarını kontrol altına alır.
Çalışırken normalden fazla bir çaba sarf ediyorsanız macenta veya pembe rengini kullanabilirsiniz.
Dinlenme amaçlı bir tatil veya masaj bu rengin enerjisinden faydalanmamızı sağlar.
Hafıza kaybı, mide ekşimesi, kalp çarpıntısı ve koma hallerinde tedavide kullanılır.
Yumuşak , dinlendirici ve koruyucudur. Solunum sistemini, adrenalin salgısını ve böbreklerin çalışmasını ayarlar.
Saldırgan ve sert davranış gösterenlere sakinleştirici etkisi vardır.

Macentanın tamamlayıcı rengi: Yeşil

PEMBE
Pembenin olumlu özellikleri:
Saf koşulsuz sevgi ve aşkın rengidir.
Hiçbir karşılık beklemeksizin insanlara iyilik ve sevgi duygusunu çağrıştırır.
Yumuşaklık ve duygusallığın açığa çıkmasını sağlar.
Rahatlık ve sakinlik duygusu verir.
İçsel temizlenmeyi sağlar.
Huzur ve güven duygusunu açığa çıkartır.

Pembenin olumsuz özellikleri
Aşırı kullanımlarda kıskançlık,
Benlik duygusu, kendini üstün görme.
Bencillik duygusu ortaya çıkar.

Pembenin fiziksel etkileri
Yaraların ve tümörlerin iyileşmesinde etkilidir.
Başağrısı, tüm vücut ağrıları, sinir sistemi bozuklukları,
Üst solunum yolu enfeksiyonları,
Böbrek ağrılarında kullanılır.

KAHVERENGİ
Kahverenginin olumlu özellikleri:
Kahverengi toprağı ve bağlılığı temsil eder.
Kendine güvenme ve emniyet hissi veren bu renk yoğun bir enerji taşır.
Kahverengi çok yoğun bir renk olduğu için onun açık turuncu, açık yada koyu yeşil ve turkuaz ile kullanmalıyız.
Aksi taktirde sıkıcı bir renk olabilir.
Kültür ve sanatın rengidir.
Eğitim ve öğretimde sık kullanılır.
Ekonomik ve istikrarlı bir yaşamı da çağrıştıran kahverengi en sık kullanılan renklerdendir.

Kahverenginin olumsuz özellikleri:
Aşırı kahverengi kullanıldığında mutsuzluk, hayal kırıklığı ve aradığını bulamama gibi duygular yaşanır.
Ayrıca Kahverengi tutuculuğu da simgeler ve bu rengin çok kullanımı hayatı algılama zorluğunu da beraberinde getirmektedir.

SİYAH
Siyahın  özellikleri:
Konsantrasyonu oluşturan bir renktir.
(Einstein, konsantre olabilmek için siyah perdeli, gün ışığı olmayan bir odaya girer ve öyle düşünürmüş
Bu renk muhalif duyguların rengidir.
Siyah renginin ışığı absorbe edici (emici) bir özelliği vardır.
Bu özelliği nedeniyle kişileri  ince ve zayıf gösterir.
Bundan dolayı da bir çok kişinin tercih ettiği renktir.
Siyah çok yoğun ve ağır enerjiler taşır.
Bu nedenle de kullanılması ağır bir renktir.
Bu renk az miktarda kullanılmalıdır.
Diğer renkler ile birlikte kullanılması daha uygun olacaktır.
Bu rengi kullananlar ciddi, lider vasfı olup, üstünlük kurma eğiliminde olan insanlardır . Ayrıca Ego, benlik ve hakimiyet duygularını pekiştirir.
Siyah, gücü ve tutkuyu temsil eder.
Hırsın da bir ifadesidir.
Bizde ve batıda siyah, matemi simgelerken ,Japonya`da mutluluğun simgesidir.
Fonda kullanıldığında karamsarlığı çağrıştırır.

BEYAZ
Beyazın  özellikleri: 
Beyaz siyahın zıttı olan bir renktir.
Işığı yansıtır. İnsana temizlik, sağlık ve saflık hissi verir. 
Beyaz, istikrarı, devamlılığı simgeler.
Ruhsal arınmada kullanılan en önemli  ışıktır.

18 GÜNLÜK ARINMA, YENİLENME PROGRAMI:

-Bu süre içinde cep telefonu gibi bir çok elektronik eşyadan  uzak durun.
-Elinizden geldiğince TV, CD çalar gibi  elektronik eşyalarla ilişkinizi en aza indirin.
-Fazla sayıda elektronik eşya kullanmak negatif etkileri çoğaltır. Dolayısıyla arınma programında bunlarla ilişkinizi iyice minimuma indirin. 
-Örneğin işinizde bilgisayarla çalışıyorsanız, cep telefonunuzu kapatın. Evde Tv, CD çalar, radyo gibi hiçbir elektronik aleti açmamaya özen gösterin.

18. gün, sabah uyandığınız andan itibaren, gün boyunca günlük yaşam akışınıza uyarlayacak şekilde uygulamaya çalışın

1- Sabah henüz yataktan kalkmadan (uyandığınız an) dudaklarınıza bir gülümseme gönderin. “Bugüne sağlıkla ve sevgiyle gözümü açabildiğim için şükürler olsun” sözleriyle bu gülümsemeyi tüm bedeninize gönderin. Üzerinizden yorganı alın ve elinizi başınızdan ayağınıza doğru gezdirerek şunu söyleyin: “Tanrım senin ışığın ve sevginle bugün evrenin bana vereceği tüm güzel mucizeleri kabul ediyorum. Bugünüm aydın olsun”.  Bu komutun ardından yataktan yavaş ve sakin bir biçimde kalkmaya çalışın.
2- Pencerenin önüne gelin ve dışarıya (doğaya ) bakarak nefes alıp, “Aldığım nefesimle yaşama sevincimi yaşam enerjisiyle tüm hücrelerime  yüklüyorum” cümlesini zihninizden tekrar ederek  nefesinizi   verin.  Bu “nefes egzersizleri”ni, nefesinizi izleyerek gerçekleştirin. Nefesin içinizdeki akışını  net bir biçimde hissedene kadar tekrarlayın.
3- 18 gün boyunca, kendinize özel bir yemek mönüsü hazırlayın. Yemekleriniz sebze ve meyve ağırlıklı olsun. Ağır yemeklere asla sofranızda yer vermeyin.  Ancak bu asla “diyet” olarak algılanmamalı. Bu beslenme biçimi sadece bedeni temizlemeye ve tazelemeye ortam hazırlar. Hatta günde “tek ana öğün” yiyebilirseniz daha iyi olur.
Yani yemekle ilişkinizi  18 gün boyunca “yaşamak için yemek”” boyutuna indirgeyin. 
4-  Her gün ne olursa olsun 5-10 dakika bile olsa deniz kenarı ya da yeşil alana çıkın.
Kendinizi o an başbaşa kaldığınız doğal ortamla bütünleştirerek varlığınızı fark edin. Dünyada tek olduğunuzu ve çok önemli olduğunuzu düşünün. Elinizdeki her şey için evrene, (örneğin: sağlığa ve güzelliğe) teşekkür edin. Bu teşekkürü  hücrelerinizin bile hissedeceği bir içtenlikle yapın.
5- Kendiniz için bir defter edinin ve her gün bu defterle bir kaç dakika baş başa kalın. Arınmaya yönelmek için zihninizdeki tüm mutlu ve mutsuz olaylarınızı yazın.
İçinizden gelen duygu ve düşüncelerinizi hiçbir baskı altında kalmadan defterinize aktarın. Sorunları yazarak netleştirmek, yüzleşmek, hayatınıza inanılmaz bir rahatlık getirir ve sanki sırtınızdan büyük bir yük kalkmış gibi bir duyguya kapılırsınız.  
6- Doğanın içinden akan yaşam enerjisinin her an sizinle bir olduğunu hissedebilmek için toprağa ve ağaca dokunarak bütünleşin.
7- Arınma programı süresince; sadece çok candan yaptığınız ve ruhsal doyum aldığınız, sizi besleyen şeylerle ilgilenmeye çalışın. Hergün size huzur ve mutluluk veren kelimeleri ya da olayları da  defterinize yazın.  Bu yazdıklarınızı gün içinde ara ara okumaktan ya da bir göz atmaktan vazgeçmeyin.
8- Ağzınızdan çıkan her kelimeyi farkederek söyleyin. “BEN yaparım”, “SEN zaten böylesin” gibi yargılayıcı tavırlar içine kesinlikle girmeyin. Çünkü kendinizi ya da başkasını yargıladığınız anda bedeninizi enerjitik anlamda kirletmeye başlıyorsunuz.
Eğer çok gerekiyorsa da yapıcı kelimeleri kullanmaya özen gösterin. Mutlaka gerekiyorsa “YAPICI ELEŞTİRİ”de bulunmaya özen gösterin.
9- Zaman zaman neler düşündüğünüzü dışardan başka bir kişi gibi gözlemleyin ve kendinizi dinleyin. Ancak bu gözleminiz de eleştirel anlam taşımasın. Kendinize dışarıdan bakabilme ve kendi duygularınızla empati kurabilmeye çaba gösterin.
10- Her şeyle ama her şeyle bağ kurmaya çalışın; çiçekle, ağaçla, hayvanlarla, cansız varlıklarla. Onlarla aranızdaki bağ sizi emin olun ki şaşırtacaktır. Çünkü yaşam bizim algıladığımız kadar bizimle buluşur.
11- 18 günlük süre içinde çok az konuşun. Olayları ve kişileri yada olguları algılama ve hissetme konusunda zihin beden buluşmasına başvurun.
12- Evinizde veya işyerinizde size ait çok sevdiğinizi hissettiğiniz obje grubu oluşturun; renkli taşlar, kristal taşlar, biblolar vs. gibi. Bir demet çiçek de olabilir. Hergün sevdiğiniz objenizle bağlantı kurun ve sizden onlara, onlardan da size sevgi akmasına izin verin.
13- Çiçeklerle kurulan bağ çok önemlidir. Çiçekler bize bizim ona sunduğumuz kadar artı (+)veya eksi (-) frekans sunar.
14- Günde en az 10-20 dakika meditasyon yapmayı deneyin. Meditasyonun amacı derinden gevşemek ve bedenle iç varlığın tazelenmesidir.
15- Hergün birisi ya da bir şey için, iyi olduğuna inandığınız bir davranışta bulunun. (Örneğin “Seni seviyorum” deyin ya da ona çiçek alın. İhtiyacı olan birine iyilik yapın) Ancak asla “Ben yaptım”, “ben gittim”, “ben hallettim” gibi sözleri kullanmayın)
16- Üzerinize giydiğiniz giysiler bu süre içinde kesinlikle siyah olmamalı.  Özellikle üst bedeninize giydiğiniz şeyler beyaz, mavi, pembe, eflatun, yeşil vb.tonlarda olsun.
17- Gün bittiğinde, tüm gününüzü gözünüzün önünden geçirin. Bir şekilde sanki kendinizi değil de bir başkasını seyrediyormuş gibi neler yaptığınızı gözden geçirin.
18- Kendinize sorular sorun. Örneğin, bugün nasılsın?, Gün içinde neler yaptın? Seni neler rahatsız, ya da mutlu etti? gibi soruların cevaplarını hissetmeye çalışın. Ancak asla kendinizi yargılamayın.
19- Akşam yatarken tüm gün için evrene teşekkür edin. Birkaç kez derin nefes egzersizleri ile rahatlayın.
20- Elinizi birbirine sürterek bedenimizdeki yaşam enerjisini harekete geçirin. Daha sonra elinizi başınızdan ayağınıza doğru yavaş yavaş indirerek “Tanrım
senin ışığın ve sevginle gün içinde bedenimde birikmiş tüm tortuları, huzursuzlukları toprağa ışık olarak akıtıyorum” diyerek rahatlayın. Yeni günün ışığının sizinle birlikte güvenle var olacağını bilmenin huzuru içinde kendinizi rahat bir uykuya bırakın.
   
BİOENERJİ  NEDİR?
İçimizdeki ışığın, enerjinin gücünü keşfedebilmek için dünyada birçok çalışma ve araştırmalar  yapılıyor. Bu konularda dünyada yapılan araştırmaların hemen hepsinde enerjitik titreşimin her maddenin molekülünde bulunan atom altı parçacıkları olan elektron ve protonların değişim dönüşüm hareketi olduğu biliniyor. Evrenin içinde var olan canlı-cansız her şey  titreşimsel  hareket halindeki bir enerji sistemine sahip. Isı, ışık, ses, manyetik alan  yansımalarıyla beden, gelen enerjıleri alabiliyor ve  akıtabiliyor. Ama ya gerisi? Chi-ka-prana gibi isimlerle bedenimizdeki akışını sağlayan yaşam enerjisi  neyi nasıl gerçekleştiriyor? 

Bu sisteme göre, hücrenin tüm maddesel alışverişlerini gerçekleştirdiği hücre zarının çalışabilmesi için 70-100 mV arası enerjiye İhtiyacımız olduğunu biliyoruz. Enerji (+) ve
( –) elektrik yüklü parçacıklarla sağlanıyor. Evrende Çinlilerin Yin(-dişil) ve Yang(+eril) diye adlandırdıkları iki güç bulunuyor. Bizim varoluşumuzdaki bu iki elektriksel güç makro kozmozun bir parçası olan mikro kozmoz İnsanın, vücudundaki her bir hücrede aktif enerji döngüsünün oluşmasını sağlıyor. Umutsuzluk gibi hallerde beyinle beden arasındaki uyum bozuluyor ve hücre zarındaki  elektriksel akım  hareketini tam olarak gerçekleştiremiyor. Kainatın  (+)ve (-) enerjisinin hücrelerde kozmik ve toprak enerjisini dengeli biçimde taşıması sağlıklı ve mutlu bir insanın varlığına neden oluyor..

Enerjimizi  harekete geçirmek için  çoğunlukla  hayatımızda daima varolan ama farkında olmadığımız basit yollar  yeterli olur.

Enerjimizi  farkedebilmek için  bir sıralama  yaptığımızda karşımıza çıkan  tablo  hepimizin çok aşina olduğu yöntemler. Ama nedense bir çoğumuz bunları  farkederek bilinçli bir şekilde hayatımıza alamıyoruz. Aşağıdaki sıralamanın sadece birkaçını uygulamaya niyetlendiğinizde sezgiler açılmaya başlıyor.  

Enerjiyi harekete geçirme yollar:

Işık-renkler
Evrensel enerji alanı
Olumlu düşünce okyanusu
Soluma-nefes egzersizi                                         
İmajinasyon
Gülümseme enerjisi
Spor-dengeli beslenme
Yoga
Meditasyon
Sesler – müzik
Koku- tütsü
Hücre DNA yüklemesi
Beden enerjisinin harekete geçişi

Enerji, çakralar vasıtasıyla tüm bedende akmaya başlar

Kozmik enerji sisteminin bedenle olan akışı 7 makro enerji güç merkezleri (Şakralar) vasıtasıyla bedene taşınır. Her şakranın organlar üzerindeki etkileşimi meridyen adını verdiğimiz enerji yolları ile akar. Ana çakraların geçiş noktaları sayılan 21 mikro (ikincil) çakra merkezi vardır. Enerji yollarının kesiştiği 14 enerji çıkışına  (meridyen-nadi yolları) denk düşer. Akupunktur noktaları olarak da bilinen meridyen yollarında 460 enerji noktası  bulunur. Yin-Yang olarak akan 2 ana hattaki vücudun ön kısmı yin hat, dilin ucundan kuyruk sokumuna kadar devam eder. Vücudun arka kısmı  ise  Yang hattı  oluşturur. Tüm sistemin sentezi bu enerji yollarının hareketine bağlı olarak gelişir.

BİTKİLER VE İNSAN
Dünya varolduğundan bu yana doğa ve insan ayrılmaz bir bütünün parçaları oldular. Toprak ana  göz kamaştıran  görkemiyle bize çok eski çağlardan beri  hastalıklarımıza deva olan sihirli bitkilerini  sundu. İlk çağlardan bu yana insanlar acılarını, hastalıklarını dindirmek için içgüdüleriyle şifa aramaya yöneldiler. Bu arayış sırasında bitkilerin yararlarını ve zararlarını zaman zaman acı tecrübelerle de olsa öğrendiler.
Bitkilerin tedavi amacıyla kullanıldığını anlatan en eski eserler Eski Çin ve Mısır belgelerinde açıkça ortaya çıktı, binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşan bu reçeteler insanlığın bugünkü bilinç ve bilgi birikimiyle yeniden hayata geçiriliyor. Tüm dünyada  çok büyük bir sektör durumunda olan Fitoterapi (bitkilerle  tedavi) bilimi doğanın insana en önemli hediyelerinden biridir.
Bitkisel maddelerin kimyasal ve fizyolojik etkilerini araştırarak ilaç  haline gelmesini inceleyen bilim dalı ise farmakognozi  adını alır. Eczacılık fakültelerinde  2 yıl süreyle bu  eğitim  verilmektedir. Bitkisel drog adını alan preparatlar yapraklar, kökler, kabuklar meyveler, çiçekler vb.tıbbi bitkilerin tedavi amacıyla kullanılan kısımlarıdır. Dünya üzerinde 500.000 kadarı tanımlanıp isimlendirilen toplam 1.000.000 kadar bitki türü bulunduğu tahmin ediliyor.Gıda  olarak kullanılan  yabani bitki türünün ise 100.000  civarında olduğu biliniyor.
Dünya sağlık örgütü (WHO) tarafından yapılan bir araştırmaya göre  tedavi amacıyla kullanılan tıbbi bitkilerin toplam sayısının 20.000 kadar olduğu saptandı. Bu bitkilerin önemli bir bölümü Türkiye’de – Anadolunun el değmemiş topraklarında – yetişiyor. İyi bir ürünün kalitesi toprağa, suya, iklime, toplama yöntem ve zamanına,  kurutma ve damıtma yöntemine göre önem kazanıyor.
Ülkemizde yapılan plantasyon çalışmalarında ve fauna araştırmalarında toprak ve iklim özelliklerinin birçok tıbbi bitkinin en iyi kalitede yetiştirilebilmesine olanak tanıdığı görülüyor. Bu şekilde üretilmiş bitkilerin içerdiği özütler doğal yapıları bozulmadan bitkisel drog haline getiriliyor. Tıbbi bitkiler üzerinde yapılan araştırmalarda bitkilerin içinde   birçok vitamin, mineral, oligolementler, glikozitler, tanenler, alkoloidler, organik asitler vb. maddelerin olduğu biliniyor. Doğru biçimde kullanıldığında insan sağlığı  ve estetiğinde önemli tedavi edici  özellikleri ortaya çıkıyor. Yeryüzü; ağacı, çiçeği, bitkisi, sebzesi ve meyvesiyle içinde çok yoğun bir yaşam enerjisi taşıyor. Sağlık ve estetiğimiz için ihtiyacımız olan tüm materyallere sahip bir doğanın içinde yaşıyor olmaksa farkında olanlar için büyük bir güç oluşturuyor. İşte bu gücün etkilerini en yoğun biçimde bir araya getirmek gerekiyor. Toprağın yüzeyinde ve derinliklerinde biriken ve gelişen teknolojik çağın en kötü yan etkileri sentetik kimyasal atık ve kalıntıların temizlenmesi artık zorunlu oldu.

Organik nedir?

Sözlük anlamı: Canlı organizmalardan türetilmiş. Günlük yaşamımızdaki anlamı: Hammaddeleri sentetik gübreler, böcek ilaçları ve hormonlar kullanılmaksızın yetiştirilen, sentetik kimyasallar kullanılmaksızın prosesten geçirilen besin, tekstil, kozmetik vb. ürünler.

Organik Tarım

Organik besin veya kozmetik maddelerini oluşturacak olan bitkiler önceden belirlenmiş ve kesin üretim standartlarına göre yetiştirilirler.  Organik sertifikalı buğday, arpa vb. gibi tahıllar, diğer ekinler, sebzeler ve meyve veren ağaçlar konvansiyonel böcek öldürücüler (özellikle toprakta ve doğada bozulmadan kalıcı olabilen aldrin,chlordane, DDT, dieldrin, endrin, heptachlor, hexachlorobenzene, mirex, toxaphene) kullanılmaksızın yetiştirilmelidirler, çünkü bu kimyasallar kolaylıkla toz veya gaz hale geçerek yeraltı ve yerüstü sularının yanında atmosfere de karışarak yüzlerce kilometrelik mesafeler katedebilmekteler. Bu kimyasallar biyolojik sistemlerde ilk konsantrasyonlarının 70,000 katına kadar birikebilmekte, zararlı etkilerini yıllarca sürdürebilmektedirler.
Bu böcek ilaçları hedef gruplarından çok daha geniş ve insanları da içine alan bir grup canlı için tehlike arzetmekteler. İnsanlarda endokrin sistemi düzensizliklerine, kansere, bağışıklık sistemi hastalıklarına, sinir sistemi hastalıklarına, kısırlığa, sakat doğumlara yol açmaktadırlar. Bu sentetik maddeler kuşlara, balıklara ve doğadaki diğer canlılara da büyük zararlar vermekteler. Organik tarımda kullanılması yasaklanan kimyasallardan diğer bir grup ta inorganik gübrelerdir. Özellikle fosfat içeren suni gübreler zamanla tarla toprağında arsenik, kadmiyum ve uranyum birikimine neden olmakta, bu elementler besin maddeleriyle insan sağlığını tehdit etmekteler. Ayrıca suni gübrelerin üretim teknolojileri de madenlerden taşınmaları ve arıtılmaları sırasında çevreye zararlı olabilmektedir.
Organik tarımda kullanılması öngörülen organik gübreler; katı halde hayvan gübresi, hayvan gübresi ve su karışımları, mutfak ve ev artıklarının beslediği kurt karışımlarının oluşturduğu gübreler (vermicompost), turba (yosun), atık sular ve guano (martı gübresi) dir.  Organik ürünler tüketiciye ulaşmadan önce kesinlikle iyonize radyasyona maruz kalmamalı ve hazırlanmaları sırasında renk verici kıvam arttırıcı sentetik katkı maddeleri kullanılmamalıdır.  Bazı ülkelerde genetik modifiye edilmiş ürünler de organik listesinden çıkarılmıştır.

Organik Ürünler

Ürünün organik olduğunu nasıl anlıyoruz? Türkiye de özellikle son  zamanlarda tüketicinin organik konusundaki  bilinç  yetersizliği  fazlasıyla kötüye kullanılmaya  başlandı. 
Birçok  ürünün üzerinde   gerçekten  organik prosüdürüne  uymadığı  halde“% 100 organiktir”  ibaresi  yer  alıyor.   Firmalar özellikle bitkisel ürünlerde kullandıkları  bitkileri  zaten doğadan topladıklarını  ve doğadaki herşeyin de organik  olduğunu belirtiyorlar. Üretimde zorunlu olarak kullanılan yardımcı kimyasal maddelerin de organik yönetmeliğine uygun ve dikkatle seçilmesi gerçeğini görmezden geliyorlar.
Kozmetik, deterjan, tekstil, gıda, bitki, mobilya, mimari  malzemeler, hangi  sektördeki organik ürünü kullanırsanız kullanın bir ürünün  organik  olabilmesi için  toprağından üretimindeki son aşamalarına kadar  her adımının  organik  yönetmeliğine uygun hazırlanması  gerekiyor.
Uluslararası sertifikasyon kuruluşları, üretimin başından sonuna kadar denetim ve araştırmalar yaparak ürünü organik olduğunu belirten bir sertifikayla belgelendiriyorlar. Tüketicinin ürünü alırken dikkat etmesi gereken nokta, ürünün   denetleme  kurumlarının verdiği  “organik” ibareli ve sertifika numarası yazılı bir etikete sahip olmasıdır.
Organik kozmetiğin aciliyeti
Kozmetikler, farkedilmeden insanların günlük bakım alışkanlıklarında önemli bir yer tutmaktadır. Ortalama bir kimse hergün en az birkaç kozmetik ürünü birden kullanmaktadır. Bunlar diş macunlarından başlayarak parfümler, makyaj malzemeleri, deodoranlar, sabunlar, saç bakım ürünleri, saç boyaları, traş köpükleri, cilt kremleri  ve diğer bakım ürünleridir. İnsanların çoğunluğu, bu ürünlerden kaynaklanan çok az problemle karşılaştığını düşünür. Ancak dermatologlar uzun süreli kullanımın hemen veya yıllar sonra da ortaya çıkan birçok iç ve dış hastalığa neden olabileceğini belirtmekteler. Yüzlerce sabun, şampuan ve cilt kremi üreticisi ürün üzerindeki etiketlerde kendilerini doğal ve organik olarak tanımlamaktalar.
Bir nemlendirici krem organik kivi, organik çilek, organik aloe vera kullanılarak üretilmiş olabilir, ancak aynı krem üretim aşamasında onaylanmış organik kimyasallar listesinde yer almayan sentetiklerle formüle edilerek kullanıma sunulmuşsa bu ürün organik özelliğini kaybedecektir. Kozmetik ürünlerde, amaçlanan etkiyi yaratacak sentetik  hammaddeler  ve sentetik katkı maddelerinin kullanılması raf ömrü vb. ticari endişeler de göz önüne alındığında artarak süregelmektedir.
Örneğin şampuan ve sabunlarda zengin köpük, temizlik kokusu ve uzun raf ömrü genellikle yüzey-aktif sentetik kimyasallar tarafından sağlanıyor. Kozmetik ürünlerde kullanılan nemlendiriciler çoğunlukla petrol türevi jelatin benzeri bir madde olan petrolatum gibi kimyasallar içeriyor, aynı kremlerde kullanılan ve cilde kadife gibi bir yumuşaklık veren silikon bazlı dimethicone gibi. Bunlar, yağlayıcılar, nemlendiriciler, koruyucular, antioksidanlar, farmasatik ajanlar, polimerler, boya ve koku verici maddeler, karışımı homojenleştirici, koyulaştırıcı özellikleri olan ve yaklaşık % 80 i sentetik bazlı maddelerdir.
Bu tür sentetik kozmetik katkı maddelerinin bazılarının uzun süreli temas sonrasında astım, alerji, cilt döküntüleri ve  cilt, meme, rahim ve yumurtalık kanseri riski  oluşturduğu tesbit edildiği için bu konu son yıllarda tüm dünyada sağlık kuruluşları ve tüketici organları tarafından mercek altına alınmıştır. Günümüzde gerçek organik bitki ve hammadde karışımları sertifikasyon ve diğer denetimlerden geçerek onaylanmaktadır. Bebek ve insan sağlığına yan etkileri olmayan organik üretim teknikleri uygulanmış ürünlerin kullanımı çok önem kazanmıştır.

Sertifikasyon

Organik sertifikasyon organik besin maddeleri ve diğer organik tarım ürünlerinin üreticilerini kapsayan bir sertifikasyon işlemidir. Ülkelere göre değişiklik göstermekle birlikte sertifikasyon kriterleri genel olarak ;
1. Sentetik kimyasal üretim maddelerinin kullanımının engellenmesi (suni gübre, böcek öldürücü kimyasallar, antibiyotikler, katkı maddeleri vb.)
2. Bir süre boyunca tarım ve hayvancılık yapılan alanların kimyasallar kullanılmadan işlenmesi şartı (genelde 3 yıl ve üzeri)
3. Tarihe göre üretim ve satış kayıtlarının detaylı olarak döküman halinde saklanması (ilerideki denetimlerde tekrar  incelenmek üzere)
4. Sertifikalandırılmamış ürünler ile sertifikalı ürünlerin kesin fiziksel sınırlar ile birbirinden ayrılmış olmaları
5. Periyodik olarak tarım ve hayvancılık alanlarının sertifikasyon kuruluşlarınca denetlenmesidir.
Bazı ülkelerde sertifikasyon sadece devlet kuruluşları tarafından yürütülmekte olup "organik" teriminin ticari olarak ürün tanıtımı, ürün ambalajları ve ürün etiketlerinde  kullanılması da kesin kurallara bağlanmıştır.
Sertifikalı organik ürünler sertifikasız ürünlere uygulanan yönetmeliklere de uygun olmak zorundadırlar.

ABD’de Federal Organik Yönetmelik ile üç seviyeli bir organik etiketleme yöntemi belirlenmiştir :
1. Ürün tamamen sertifikalandırılmış hammadde ve yöntemler ile üretilmişse ürünün üzerinde " %100 organiktir" ibaresi bulunabilir.
2. Ürün %95 veya daha fazla sertifikalı hammadde ile ve organik yöntemler kullanılarak üretilmişse "Organiktir" ibaresi bulunabilir.
3. Üründe %70’ten aşağı olmamak şartıyla sertifikalı organik hammadde kullanılmışsa "organik ürünler ile üretilmiştir" ibaresini üretici firma ürünün üzerinde kullanabilir.
%70’ten daha alt seviyede organik hammadde içeren ürünlerin üzerinde yukarıda belirtilen tüketiciye ve reklama yönelik hiçbir organik ibaresi bulunamaz. Yalnızca içindekiler listesinde hangi maddelerin organik olduğu belirtilebilir.
Avrupa Birliği`nde de aynı yüzdelere sahip etiketleme kuralları uygulanmaktadır.

Dünyadaki gelişmeler
Giderek artan bir yoğunlukta organik üretim birçok ülke tarafından teşvik ve regüle edilmektedir. ABD, Avrupa Birliği, Avustralya, Japonya ve diğer ülkeler üreticilerin pazara organik ürünler sunabilmelerini "Organik Sertifikasyon" a bağlamışlardır. Eskiden organik tarım küçük aile işletmesi çiftliklere özgü ve köy pazarlarında satılan ürünlerle sınırlıyken son yıllarda çok daha yaygın bulunabilmekte ve tüketilmektedir. ABD de son yıllarda konvansiyonel gıda pazarı yıllık % 2-3 artış gösterirken organik gıda pazarı % 17-20 civarında büyümüştür. Organik pazara her yıl büyük firmalar geçiş yapmaktadır. Tüketiciye ulaşan herhangi bir ürünün organik olup olmadığı sadece üzerinde bulunan organik sertifikalı olduğunu gösteren işaretler ile doğrulanabilir.

Organik ile sentetik arasındaki önemli farklar

Son yıllarda sağlıklı kalmak son derece zorlaştı. Gelişen teknolojiyle birlikte hayatımıza birçok kimyasallar girdi. Çoğu gizliden gizliye yiyecekten ilaca, giysiden kozmetiğe yaşantımızın her anını paylaşır oldular. Yaşam kalitemizi bozan, hastalıklara neden olan doğamıza kesinlikle aykırı bu sentetiklerle sürekli bir aradayız. Vücudunuza zararlı yabancı maddeler (toksinler) girdiğinde, vücudunuz bunların bir kısmını doğal yollarla atacak, ama bir kısmı vücut içinde saklı kalacaktır. Vücudunuz, sahip olduğu doğal savunma mekanızmasından dolayı, bu yabancı maddeleri yağ ile sarmalayarak zarar vermesini engellemeye çalışacaktır. Bu da zaman içinde depolanan yağ miktarını artıracaktır. Modern yaşamın günlük hayata getirdiği en büyük değişikliklerden biri de attığımız her adımda sentetik kimyasallarla karşı karşıya kalmamız. İnsan bedeni tabii ki yaşamını destekleyen kimyasallardan oluşuyor ancak bedenimize nüfuz edecek yanlış tipte zararlı kimyasallar ciddi hasarlar bırakabiliyor. İngiltere`de tescil edilmiş 30,000 in üzerinde kimyasal kayıtlı. Bazıları hayatımızı kolaylaştırıyor, bazıları hayatımızı daha güvenli kılıyor, ama ya diğerleri ?
Tüketicilerin sadece İngiltere`de güzellik ve bakım ürünlerine yaptıkları harcama yılda 6,4 milyar sterlini bulmakta, ancak bu malzemelerin bedenimiz üzerinde yaptıkları etkiler henüz tam olarak gün ışığına çıkarılmış değil. Güzellik endüstrisi ürünlerinin ne kadar saf, basit ve organik olduğunu tanıtan reklamlara yılda 600 milyon sterlin harcarken bunların arkasındaki gerçekleri araştıran kuruluşlar bu reklamların aksi iddiaları gündeme taşıyorlar.
WWF (Dünya Doğal Hayatı Koruma Derneği) İngiltere Toksik Kimyasallar direktörü Elizabeth Salter Green bedenimizdeki hormon dengesini bozan ve doğal ortamda çok uzun süreler bozulmadan kalan toksik kimyasalların tüketici sağlığını olumsuz yönde etkilediğini belirtiyor.
Bazı parfümler (her 100 parfümün 20 si) organik olarak üretilmekteler ancak günlük hayatımıza giren ve sayıları 5,000 e yaklaşan parfümler, deterjanlar, yumuşatıcılar, halı ve yer temizlik malzemeleri, hava temizleyiciler, kokulu mumlar, tütsüler gibi maddelerde kalıcı koku etkisi yüksek sentetik ve çoğunlukla petrol bazlı koku vericiler kullanılıyor. Bunlar sadece burnumuz ve akciğerlerimiz yoluyla değil, cildimiz ve yediğimiz koku katkılı besinlerle sindirim sistemimiz yoluyla da bedenimize nüfuz etmekteler. Bunlardan bazıları yapılan anne sütü, kan ve idrar analizlerinde ölçülebilir oranlarda bulundu. Gerçekte birçok parfüm üreticisi firma ne yazıkki sentetik  besin kokuları satışlarından kozmetik parfüm satışlarına oranla çok daha fazla gelir elde etmekte.
Kozmetiklerde migren, astım ve çeşitli alerjileri tetikleyen birçok sentetik koku maddesi bulunuyor. Klinik deneylerde dikkat dağılması, depresyon, tahriş, üreme organları problemleri,  hiper tansiyon , kalp ritm bozuklukları gibi birçok yan etkiye de neden olabildikleri sonuçları ortaya çıkıyor.
2002 yılında İsveç’te yapılan bir klinik araştırma sonucunda diş macunları, sabunlar, vücut ve vajinal şampuanlar, ev temizlik maddelerinde kullanılan Triclosan’ın anne sütü örneklerinin %60 ında yüksek konsantrasyonlarda bulunduğu belirlendi. 2003 yılında Avrupa Birliği 2 adet Pthalate’ın kozmetik ve koku endüstrisinde kullanımını yasakladı. Bu maddelerin insan bedeninde östrojen hormonunu taklit eden bir yapı içerisine girdikleri, dolayısıyla erkeklerde testis bozuklukları, bebeklerde doğum sakatlıklarına ve bazı kanser çeşitlerinin tetiklenmesine neden oldukları halen araştırma konusu.
Klinik araştırmalarda göğüs kanserine yakalanmış kadınların kanserli doku testlerinde deodorant endüstrisinde kullanılan Parabenlere rastlanmıştır. Her ne kadar kesin olarak bu maddelerin lenf bezleri yoluyla kanseri tetiklediklerine dair kesin klinik bir sonuca varılmamışsa da dikkatli ülkelerin sağlık bakanlıkları her yıl benzer yapıdaki birçok sentetik maddelerin kozmetik üretiminde kullanılmasını yasaklayan listeleri güncellemektedirler. İngiliz Sağlık Bakanlığı Mart 2005 ten itibaren yürürlüğe girmek üzere yayımladığı bir yönetmelikle bu tür tehlikeli sentetik maddelerin kozmetik endüstrisinde eser miktarda dahi kullanımını kesin olarak yasaklanması gerektiğini belirtmiştir.

ORGANİK BİTKİLERİN ÖNEMİ

Genellikle halk arasında kimseye zararı olmadığı düşünülen bitkiler bilinmelidir ki yanlış kullanımlarda kişileri ölümlere kadar götürmektedir.Belli bir araştırma ve eğitimden geçmeden hazırlanması bitkisel karışımlardan çoğu zaman iyi netice almayı beklemek büyük bir hata olacaktır.Bu yüzden fitoterapi eğitimi Avrupa’daki eğitim merkezlerinde en az bir yıl ile 4 yıl arasında değişmektedir. Doğru kullanımlarda insanda bir çok hastalıkta kalkıcı çözümler getiren bitkiler doğanın bize sunduğu en büyük nimettir. Dünya varolduğundan bu yana doğa ve insan ayrılmaz bir bütün olarak varolmuşlardır. Doğa sonsuz görkemi ile bize çok eski çağlardan beri gizemli bitkileri ile hastalıklara deva olmuştur.Tüm dünyada çok büyük bir sektör durumunda olan Fitoterapi ye olan aşırı ilgi insanların bu konuya olan yaklaşımlarının açık göstergesidir.
Yazının icadına kadar uzanan bitkisel tedaviler, bugün Türkiye’de de geçmiş senelere oranla belli bir potansiyele ulaşmıştır. Bu konuya olan ilginin hızla gelişmesinin en önemli nedenleri ise bitkisel drogların vücuda hiçbir yan etki vermeden kalıcı sonuçlar alınması, diğer sentetik ilaçlara yada kozmetiklere oranla çok daha ekonomik olması söylenebilir. Bir çok vitamin, mineral, oligo elementleri ve yağları üzerinde taşıyan bitkilerin en önemli görevi , vücudun bağışıklık sistemini güçlendirmesi hastalıklara karşı vücuda direnç kazandırmasıdır. Özellikle hayat için elzem olan üç yağ asidi (Linoleik-linolenik ve arkidonik asit ) büyük ölçüde bitkilerde mevcuttur.
Doğru kullanımlarda bitkilerle yapılan tedavilerde mucizevi sonuçlar alınabilir. Vücudun yapısına uygun olarak hazırlanmış bitkilerin kullanımıyla; Dolaşım bozukluğundan tansiyona ,şeker hastalığına, kolestrole, hazımdan stres- uykusuzluk problemine bronşit-öksürükten astıma ,kabızlıktan ülsere vb. gibi bir çok sağlık sorunlarına kadar çok kronikleşmiş olmaması kaydı ile vücudun desteklenmesi sağlanmaktadır.

Tüm bitkilerin kullanımı için dikkat etmemiz gereken noktalar ;
 
• Yapılacak bitkisel tedaviler  mutlaka 3 hafta  kür halinde uygulanmalı
• Yemeklerden bir saat önce ya da bir saat sonra içilmeli
• Günde 2-3 su bardağından fazla içilmemeli
• Bitki çaylarını  demleme süresi 8-9 dk yı geçmemeli
• Mümkün olduğu kadar şeker ilave etmeden içilmesine gayret gösterilmeli
• Bir ölçü miktarı ,bir yemek kaşığı veya bir tutam olmalı

Sağlıklı bir yaşam sürerek siz de diyet  yapmadan ayda 6 kilo verebilirsiniz
Günlük ihtiyacın üzerine kalori alan ve fazla kilolar kolayca oluşuverir. Tabi bunun sonucu da hiç şüpesiz ki hiçbirimizin istemediği şişmanlıktır. Şişmanlık vücutta yağ hücrelerinin dolayısıyla vücut ağırlığının artmasıdır.Bu da kişinin sadece estetik görünümünü bozmakla kalmaz vücutta çeşitli hastalıklara ve hatta aşırı durumlarda erken ölümlere bile yol açar.Çünkü aşırı kilolar kalp ,şeker ve yüksek tansiyon kolestrol vb. çok hastalıklara  zemin hazırlar. Fiziksel hastalıkların  yanı sıra şişmanlığın insan  psikolojisi üzerinde de etkileri  vardır.Şiddetli mutsuzluk hissi moral bozukluğu, stres hali ,kişiyi daha çok yemek yemeye iter.Böylelikle bu kişiler için kilo vermek her geçen gün daha çok hayal olur.

Ancak bilinmelidir kilo vermek sanıldığı kadar  insana eziyet veren  zorlayan  bir sorun değildir. Her şeyden önce içimizdeki mutlaka zayıflamalıyım baskısını ortadan kaldırmakla işe başlamalısınız. Kilo vereceğinizden emin olarak kendinizi rahat hissetmelisiniz. Daha sonra yapmanız gereken yakabildiğinizden daha az kalori almak yada aldığınız kaloriyi yakabilmektir.yani az kalori yiyecekler seçerek daha hareketli yaşamayı  bi yaşam biçimi haline getirmektir.Edinmeniz gereken önemli bir alışkanlık da yemekleri küçük tabaklar içinde alarak  lokmalarınızı çok çok çiğneyerek bitirmenizdir. Tüm bunların  yanı sıra kısa zamana sağlıklı bir biçimde kilo vermenize ,önereceğim bitkisel diyetler de yardımcı olacaktır. Bitkilerle yapılan diyetlerde uygulamanız gereken konu rejim sırasında tatlı ve hamurlulardan şiddetle kaçınmanızdır.

Yemeklerinizi en fazla bir tatlı kaşığı sıvı yağla yapmaya özen gösteriniz. Tahıllar dışındaki bitkileri haşlayarak yağsız olarak pişireceğiniz yemekler size kilo aldırmaz.Örneğin, yağsız salata lahana kereviz pırasa salatalık çalı fasulye ve tatlı biberi  çiğ veya yağsız olarak pişirip istediğiniz kadar yiyebilirsiniz Yağsız şekersiz ve unsuz gıdalara  alıştıktan sonra zaten isteseniz de bunları yiyemiyecek,  sindirim sisteminiz karşı koyacak ve mide bulantısı dahi hissedebileceksiniz. Sizlere bir ayda 6 kg verebileceğiniz bitkisel diyet listesi  vereceğim. 
Bu listede verilen bitkisel yemek tariflerinin dışında istediğiniz kadar yağsız meyve ve sebze yiyebilirsiniz.Tabi bununla birlikte, vucudun fazla yağını ve suyunu atan zayıflama çayını da günde 3 su bardağı demleme yaparak içmeniz yararlı olacaktır. Hayallerinizdeki ölçünün şimdiden gerçeğe ulaşacağını bilmenin sevinciyle…..

BİTKİSEL YEMEK TARİFLERİ:

Ebegümeci yemeği
Malzemeler;

• 1 demet ebegümeci
• 1 büyük boy kuru soğan
• 1 çorba kaşığı mısır özü yağı
• 1 domates
• bir miktar maydanoz
• yarım limon
• karabiber
Hazırlanışı ; Soğan , küçük kareler halinde doğranarak yağda biraz öldürülür. Kabuğu soyulmuş domates küçük küçük doğranarak ilave edilir. Ayıklanıp doğranmış ebegümeci katılır. Hafif ateşte kendi suyu ile suyunu çekinceye kadar pişirilir. Ateşten alınırken karabiber ve maydanoz ile limon suyu katılır. İstenirse yağsız yoğurt ilave edilerek servis yapılır.

Isırgan yemeği

Malzemeler
• 1 demet ısırgan
• 1 adet soğan
• 2 domates
• 1 çorba kaşığı mısırözü yağı
• 1 fincan pirinç
• yarım limon

Hazırlanışı ;Soğan küçük kareler halinde doğranarak yağda döndürülür. Domatesler küçük küçük doğranarak ilave edilir.Daha önce ayıklanıp suda bırakılmış ısırganlar doğranıp katılır Hafif ateşte pirinçle birlikte kendi suyu ile bir taşım pişirilir. Ateşten alınmadan önce limon katılarak ,istenirse yağsız yoğurt katılarak servis yapılır.

Lahana çorbası
Malzemeler ;
• 1 kg kara lahana
• 3 adet soğan
• 2 orta boy domates
• 1 çorba kaşığı mısırözü yağı
• yarım limon
Hazırlanışı ; Kabuğu soyulmuş domates küçük küçük doğranarak ,yıkanıp doğranmış lahanalar ile yağda karıştırılır. Üzerine 1 lt su ilave edilir. İki soğanla birlikte kaynamaya bırakılır. Ateşten alınmadan, limon ilave edilerek servis yapılır.

Kabak haşlaması

Malzemeler ,
• ½ kg kabak
• 2 diş sarımsak
• 1 demet dereotu
• yarım limon
Hazırlanışı ;
Dilimler halinde kesilen ve haşlanan kabak, yarım limonun suyu, dövülmüş sarımsak ve ince ince kıyılmış dereotu ile karıştırılıp, istenirse yağsız yoğurt ilave edilerek servis yapılır.

Kilo düşmanı  bitkiler
Birçok hastalıktan korunmak ve tedavi için kullanılan bitkisel çaylar, fazla kilolardan kurtulmak isteyenlerin de derdine derman oluyor.“Kalple ilgili problemleri, şeker hastalığı, böbrek ya da karaciğer rahatsızlığı olanlar her bitkiyi kullanamazlar. Çünkü bitkilerin vücudun bir tarafını onarırken başka bir tarafta olumsuz etkilere yol açabilir” . Zayıflamak içn kullanılan bitkisel çayların kişinin bünyesine göre hazırlanır:Zayıflama çayında, tokluk hissi vermesi, metabolizmayı hızlandırması, üriner sistemi harekete geçirmesi gibi özelliklerin bulunması önemlidir.

Zayıflatan şifalı bitkiler:
At Kuyruğu (Aquisetum Arvanse) : 
İdrar söktürücü, sıkıştırıcı, özellikeri olan at kuyruğunun başta yaprak ve sapları olmak üzere tüm bölümlerinden yararlanılıyor. Yağ dokularını eritici etkisi nedeniyle kullanılan bitkinin yaraları iyi edici özelliği de bulunuyor. Aşırı kullanımlarda böbreklere zarar verebildiğinden bir uzman kontrolünde alınmalı.

Sinameki (Casiya Senna) : Kalın bağırsakta suyun emilmesini önleyerek müshil görevi yapıyor. Uzun süreli kullanımlarda kusma, bulantı, bağırsaklarda yan etkilere yol açacağından idrar söktürücü özelliği bulunan rezene ve nane gibi bitkilerle desteklenmesi gerekiyor.

Biberiye :
Yağları kırması, kan dolaşımını hızlandırması ve idrar söktürücü etkisiyle zayıflamayı sağlıyor. Biberiye bitkisinden elde edilen yağın, dıştan sürüldüğünde bağ dokularını kuvvetlendirdiği, ölü hücreleri temizleyerek zayflamaya ve güzelliğe katkıda bulunduğu saptandı.

Funda yaprağı :
Böbrekleri ve idrar yollarını harekete geçirerek vücuttaki ödemi atıyor. Uzun süre kullanımlarda ise kusma, bulantı, tansiyon düşüklüğü gibi çeşitli rahatsızlıklara neden olabiliyor. Dozunun kişinin bünyesine göre ayarlanması geekiyor.

Polen :
Arıların getirdiği polenlerin toplanıp granür haline getirilmesiyle elde edilen bu besin, yoğun biçimde vitamin, mineral ve enzim içeriyor. Yemeklerden önce alındığı zaman iştah kapatırken yemeğin ortasında alındığında ise iştah açıyor. Tokluk hissi veren polen diyet sırasında yitirilen gücü takviye ediyor. Bir küçük çay kaşığı granür polen, bir bardak su, süt ya da meyve suyu ile karıştırılarak alınıyor. Hemen eriyen polen, yorgunluk, halsizliğe karşı da etkili.

Ardıç tohumu:
Fazla kilolardan kurtulmada ardıç tohumunun idrar söktürücü etkisinden yararlanılıyor.

İdrar söktürücü  bitki çayı
• 2 tutam avokado  yaprağı
• 1  tutam mısır püskülü
• 2  tutam papatya 
• 2  tutam funda yaprağı
• 3  tutam rezrne
• 3   tutam  ısırgan

Verilen bitkilerin tamamı  birarada harmanlanır. Her bir su bardağı için bir çorba kaşığı ölçü olmak üzere  çay gibi demlenerek  yemeklerden bir saat önce veya sonra  günde 2-3 su bardağı   içilir.

Selülit giderici bitkiler 
Özellikle bahar aylarında kadınları bir korku sarar. En kısa zamanda selülitlerden kurtulmak ya da  bir iki beden incelerek yaz aylarında daha rahat olabilmek isterler.Bunun için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan ellerinden geleni yapmaya çalışırlar.Amaç  portakal  kabuğu görünümündeki tatsız  selülitlerden uzaklaşarak  pürüzsüz bir görünüme sahip olabilmektir.Bu görünümü sağlayabilmek için öncelikle  selülitin ne olduğunu  nasıl oluştuğunu anlatmak istiyorum sizlere.

Selülit toplanmış yağ hücreleridir.Yağ vücudumuzun tamamında vardır.
Görevi ise ısı ve enerji oluşturarak vücudun şekillenmesini sağlamak ve koruyucu görevi yapmaktır.Normalde yağ hücreleri pirinç taneleri kadardır.Ancak dengesiz beslenme hareketsizlik, dolaşım bozukluğu hormonal  problemler menapoz vb.  bu hücrelerin dejenere   olmasına neden olur. Böylelikle hepimizin bildiği pürüzlü  selülit görüntüsü ortaya çıkar.  Bu görüntüler zaman içinde daha da yerleşerek   ikinci ve üçüncü derece selülitler meydana gelir.
Selüliti  oluşturan dış etkenler ise alkol sigara kahve çikolata salam sucuk sosis  gibi doymuş yağ oranı yüksek gıdalar  tuzlu yiyecekler asitli yiyeceklerdir.

Yüzeysel emilimde yağ dokularını eritici bitkisel yağ karışımları ile yapılan masajlar selülit tedavisinde etkili oluyor. Bu masaj özellikle banyo sırasında doğal liflerle ve dairesel hareketlerle yapılmalı. Ayrıca enginar, ananas, çilek, pırasa, soğan, karahindiba gibi idrar söktürücüler bolca yemek gerekiyor. Selülit kremleri achillea, vücut kremlei mallva ve aloe vera içeriyor. Çamur terapiyi de unutmamak gerek. Çamur sinir sistemine iyi geliyor, stresle, depresyonla ve uykusuzlukla mücadele ediyor ve birçok estetik sorunu çözümlüyor.

Bu sebeplerden sonra selülitle nasıl baş edeceğimize bakalım:
Selülit yağı  tarifi
Yarım kahve fincanı limon  yağı
Bir çorba kaşığı biberiye  yağı
Bir çorba kaşığı portakal  veya bergamut  yağı

Karıştıracağınız bu bitkisel selülit yağı günde 2 kez selülitli bölgelere  dairesel hareketler yapılarak yedirilmelidir.
• Günde  2,5  litre su içilmelidir
• Mutlaka günlük tuz alımı minumuma indirilmelidir
• Selülitlerin tamamen yok olmaları için lenf drenaj masajı uygulamalıdır.
• Böylelikle vücuttaki fazla atıkların atılımı üriner sistemle bağlanmış olur.
• Banyo küvetimize biberiye -at kuyruğu- portakal yaprağı –lavanta- at kestanesi  gibi bitkilerden hızlanmış  selülit bitki poşetini atarak burada yarım saat   boyunca örme liflerle  kan dolaşımınızı  hızlandırabilirsiniz.

Selülit çayı
2 ölçü  biberiye,
1 ölçü   nane,
1 ölçü  rezene,
1ölçü ısırgan karıştırılarak günde 2 su bardağı demleme  yapılarak içilmelidir .

İstenirse yapılan demlemelere limon sıkılabilir.
Tüm bu uygulamalar sırasında  tatlı ve hamurlu yiyeceklerden  kaçınmak gerekir.
Selülitlerden arınmış , pürüzsüz bir vücut  sizinle olacaktır

Sedef  hastalığı bitkilerle son buluyor
Çoğu zaman cildimizde görüntüleriyle bizleri rahatsız eden çeşitli deri hastalıkları ile uğraşıp dururuz. Bazen kaşıntıları ya da pul pul dökülüp su toplamaları leke haline gelmeleri, cildin, kızarması gibi birçok problemi ile sedef hastalığı oluşur…  Bir çok kişinin sorunu olan ve dünyada henüz kesin bir çaresi bulunamayan tıp dilinde Psoriasis, halk dilinde ise Sedef hastalığı adını alan önemli bir cilt hastalığıdır. Her yaşta ve kişide görülebilen sedef hastalığı daha ziyade yetişkinlerde müşahade altına alınabilmektedir. En çok sevdiği yerler diz ve dirsekler, saçlı deri, el içleri olarak bilinir. Bununla beraber psoriasis belirtilerine vücut sathının herhangi bir yerinde rastlamak mümkündür. Çoğu kez kaşıntısız bir dermatozdur. Ancak birçok değişik türü olduğu da bilinmektedir.

Genelde, psikolojik nedenlere bağlı olduğu öne sürülen sedef hastalığının, zaman içinde tüm vücuda bile yayılabileceği bilinmektedir. Bulunduğu bölgede pembe kırmızı renkte, yuvarlak veya oval şekilde görülebilir. Klasik tıpta sedef hastalığı, asit salisilikli merhemler, katranlı sabunlar, kortizonlu pomadlarla giderilmeye çalışılır. Ayrıca güneş banyoları ve ultraviyole tedavisinde faydası olduğu düşünülmektedir. Dahilen D2 – C – B vitaminleri kullanılması tavsiye edilmektedir.

Tüm bu tedavilerin yanı sıra bitkiler sedef hastalığında beklenenin üstünde neticeler vermektedir. Bu tedavide öncelikle kişi dahili olarak stresten arındırıcı ve kan temizleyici bitki çayları ile desteklenmelidir. Bunun yanı sıra bitki yağları ve extrelerinden hazırlanan pomad ve solisyonlarda bu cilt sorununun öncelikle ilerlemeyip hatta gerilemesine bile yardımcı olabilmektedir. Ancak bu yöntemin önemle dikkat edilmesi gereken noktası, bitki çaylarının ve hazırlanan ürünlerin kür halinde düzenli bir biçimde kullanılmasıdır.

Sedef Hastalığı için bitkisel karışımlar
Sedef  Solusyonu
30 gr. Adaçayı
20 gr. Portakal çiçeği veya turunç
20 gr. Şahtere
10 gr. Melisa
10 gr. Civan perçemi
  5 gr. Gliserin
½ litre kaynamakta olan suya gülsuyunun içerisine konulan bitkiler bir taşım kaynatılarak süzülür. Gliserin ilave edilir. Buzdolabında saklamak üzere gün içinde 2-3 kez sorunlu bölgeye sürülür

Sedef  Pomadı
   50 gr. Vazelin
   5 gr. Saf ardıç katranı
   5 gr. Balık yağı
   5 gr. Buğday yağı
   5 gr. Ceviz yağı

Beyaz vazelin içerisine belirtilen miktarlardaki ürünler yavaş yavaş ilave edilerek karıştırılır.Gün içinde bitkisel solüsyondan sonra iyice yedirilir.

Sedef çayı
50 gr. ısırganotu
20 gr. Şahtere
20 gr. Civanperçemi
30 gr. Ebegümeci
20 gr. Kekik
20 gr. Portakal çiçeği
20 gr. Melisa

Verilen bitkiler harmanlanarak cam bir kavanoz içerisine konur. Her bir su bardağı için bir çorba kaşığı ölçü olmak üzere demleme yapılarak 2 su bardağı yemeklerden bir saat önce içilmelidir. Bu bitki kürü sırasında mutlaka B vitamini içeren sebze ve meyveler veya B komplex vitamini ile takviye yapılmalıdır.

Sigarayı bitkilerle en aza indirin
Tütün… Çoğunlukla hepimizin üzülünce yada sevinince kendimize ortak ettiğimiz bitki.
Hayatımızı ele geçirmiş sanki, Bizden bir parça olmuşçasına vazgeçemediğimiz kısacası tiryakisi olduğumuz sigara ile ilgili anlatacak o kadar çok şey var ki… Aslında sanıyorum zararlarının boyutlarını birçoğumuz biliyoruz. Ancak ben yinede biraz detaylı bir şekilde anlatma istiyorum sizlere bu maddeyi.

Tüm dünyada sigarayla ilgili verilen çeşitli raporlar yıllardır sigaranın insanı nasıl adım adım ölüme yaklaştırdığını çok açık bir biçimde ortaya koyuyor. Bu araştırmalara göre sigaranın 4000 çeşit kimyasal madde içerdiği bilinmekte. Bunlardan 60 tanesi vücuda son derece zarar veren zehirli maddelerden oluşuyor. Bu maddelerden bazılarını sizlere sıralamak istiyorum.

Amonyak : Tütünün içindeki nikotinin duman olarak açığa çıkmasını sağlar.
Naftalin : Kenevir öldürücü zehirli bir ilaç.
Fosfor  : Fare zehiri dahil tüm temizlik ilaçlarında kullanılır.
Arsenik : Dumanda bulunan zehirli madde.
Kadmium : Pillerde kullanılan çok zehirli bir metal
Aseton  : Sigara dumanı dışında oje çözücü olarak kullanılır.
Bütan  : Çakmak gazı
Formik asit : Cesetleri saklamakta kullanılan çok zehirli madde

Tüm bunlar gibi daha bir çok kimyasal zehirli madde içeren sigaranın sağlığımızı etkilememesi sanırım olanaksız. Kısaca birkaçından söz etmek istiyorum sizlere…
Yoğun sigara içen bir kişinin akciğer kanserine yakalanma riski %90 olarak biliniyor. Ayrıca nefes darlığı, astımda yüzde yüz ters etkileri kanıtlanmış olan sigaranın aynı zamanda kalp ve damar hastalıklarında da yoğun tıkanıklıklara neden olduğu belirlenmiş durumdadır. Kandaki oksijen miktarını da etkileyen sigaranın, vücut ve cilt üzerinde vaktinden önce yaşlanma, nem kaybı, soluk cansız bir cilt oluşturduğuda unutulmamalıdır. Bütün bu hastalıkların yanı sıra daha bir çok sağlık sorununu bizlere taşıyan sigarayı yine de kolay kolay terk edemediğimizi inkar edemiyoruz nedense…

Bu durumda bize her konuda yardım eden bitkilere başvurarak yavaş yavaş sigarayı hayatımızdan uzaklaştırmayı başarabileceğimize inanıyorum. Vereceğim bitki reçeteleri ile önce içtiğimiz sigara adetini azaltabilir daha sonra tamamen bırakabilmeyi sağlayabilirsiniz.
Ancak, bu bitkileri kullanmadan önce beynimizin gerçekten sigarayı bırakmak istediğine emin olmanız gerekmektedir. Çünkü kendi kendimize bunu gerçekten onaylamadığımız sürece sigarayı bırakmayla ilgili tüm girişimlerimiz sanırım sonuçsuz kalacaktır.
Ruhumuzun ve bedenimizin aslında Tanrının bize sunduğu en değerli hediye olduğunu kabul edersek, değer verdiğimiz bu hediyeyi en iyi şekilde muhafaza etmeye çalışarak yaşamımızı kendimize kazandırmanın ışığını içimizde hissedebilmenin keyfini yaşayabilirsiniz.

Sigaranın vücudumuza verdiği zararları en aza indirerek, içme duygusunu azaltarak bitkisel çayların ün içinde yemeklerden bir saat önce 2 su bardağı demleme yapılarak içilmesi gerekmektedir. Ayrıca 2 aylık kür şeklinde devam edilmesi uygundur.

• 1 tutam karabaşotu,
• 1 tutam adaçayı,
• 1 tutam kantaron,
• 1 tutam hatmi,
Hazırlanışı: Eşit ölçülerde harmanlanarak her su bardağı için 1 çorba kaşığı ölçü olmak üzere demleme yapılarak içilir.

• Nane yağı,
• ½ çay bardağı su,
• 15 damla nane yağı
Hazırlanışı: Bir çay bardağı suya 15 damla nane yağı ilave edilerek yemeklerden yarım saat sonra içilmelidir.

Çok ince kıyılmış karabaşotunu piponun içerisine doldurarak gün içinde içebilirsiniz. Sürekli bu şekilde içimi sağlayan bitki sayesinde kısa zamanda sigara içme isteğiniz en aza inebilecektir.

Menopoza yumuşak fren
Belli bir yaştan sonra tüm kadınlar korkulu dönem sayılan menopozu yaşarlar. Ancak, her kadın için en zor dönem olarak bilinen bu dönem doğal yöntemlre başvurularak en az etkiyle geçirilebilyor. Bu zamanlarda ani sıcak basmaları, sıkıntılı sinirli ruh yapısı, uyku problemleri bir kadının en çok hissettiği sorunlardır. Böyle anlarda özellikle bedenimize göndereceğimiz olumlu düşünce formları bizi çok fazla destekler. İçimizde bu tip sorunlar hissettiğimiz anlarda ilk yapacağımız şey, düşünsel okyasunuzda bu anların kısa bir süre içinde geçeceğini onaylayarak kendimizi en mutlu hissettiğimiz anlara yönlendirebilme olmalıdır. Özellikle kemik erimesi ve kireçlenme için arısütü, ginseng, köpekbalığı kıkırdağı tabletleride beden için önemli takviyeler olarak bilinmektedir

Yoga yapın
Her gün yoga solumaları ve yoga egzersizleri ile birlikte mavi, yeşil, beyaz renklerle 3 – 5 dakikalık renk meditasyonuda menopozdaan kaynaklanan sıkıntılarımızı azaltmamızı sağlayacaktır. Sevgiyle ve keyifle uyguladığınız bu yöntemler vücudunuzun enerji akışını düzenleyerek salgı bezlerinin dengelenmesine yardımcı olacaktır.

Ayrıca çeşitli hormon itiva eden bitkilerde bedeni destekler. Bu bitkilerin en başında birçoğumuzun bildiği adaçayı kullanılır. Ancak, şerbetçiotu bitkisi önemli miktarda dişilik hormonu olan östrojen maddesi içerdiği için özellikle menopoz döneminin en iyi destekleyicisi olarak da bilinir. Aynı zamanda iyi bir yatıştırıcıdır.

MENOPOZ ÇAYI:
1 ölçü  adaçayı,
1 ölçü  rezene,
1ölçü   ebegümeci,
1ölçü    papatya,
1ölçü    melissa
1ölçü     şerbetçiotu
1ölçü     keten tohumu
 
bitkilerini harmanlayarak hazırlayacağımız bitki karışımı demleme yapılır .Günde 2 su bardağı
3 hafta kür halinde içilmelidir. Bu süre sonunda on gün ara verilerek istenirse daha sonra bu bitkilerle devam edilebilir.

HEMOROİT ÇAYI :
1 ölçü Beyaz ballıbaba yaprağı,
1ölçü atkestanesi
1ölçü civanperçemi
1 ölçü papatya

bitkilerini harmanlayarak hazırlayacağımız bitki karışımı demleme yapılır .Günde 2 su bardağı
3 hafta kür halinde içilmelidir. Bu süre sonunda on gün ara verilerek istenirse daha sonra bu bitkilerle devam edilebilir

SAFRAKESESİ ÇAYI:
1 ölçü   enginar
1 ölçü   biberiye
1 ölçü   hindiba
1 ölçü    kekik
1 ölçü    ısırgan

bitkilerini harmanlayarak hazırlayacağımız bitki karışımı demleme yapılır .
Günde 2 su bardağı 3 hafta kür halinde içilmelidir

BAĞIRSAK TEMİZLEYİCİ ÇAY:
1 ölçü rezene,
2 ölçü ısırgan
2 ölçü sinameki ,
1 ölçü keten tohumu,
1 ölçü papatya,
1 ölçü nane  karıştırılıp demleme yapılır.

Günde en az iki bardak içildiğinde bağırsak sorunlarını gidermenin yanında kanı temizleyip, lenf sistemini güçlendirir.

BRONŞİT ÇAYI:
1 ölçü hatmi,
1ölçü papatya,
1 ölçü adaçayı,
1 ölçü keten tohumu,
1ölçü ısırgan
1ölçü  nane
Günde 2-3 su bardağı demleme yapılıp istenirse bal ve limon ilave edilerek içilir.

KALICI  GÜZELLİĞİN SIRLARI

İlaç fiyatlarının astronomik rakamlara ulaşması birlikte aktarlara olan rağbet artmasına neden oldu. Mide bulantısına, kalbe, kolesterole, böbrek rahatsızlıklarına gribe iyi gelen şifalı otlar şimdi de kozmetik ürünlerin pahalılığından yakınan kadınların gözdesi oldu. Yurt dışından ithal olduğu için fiyatları dolara ve euroya endeksli olarak artan cilt bakımı ürünlerinin yerini şimdi otlar aldı.

İşte size kalıcı güzellik reçeteleri;
Normal karma cilt için tonik
Basit bir tonik elde etmek için papatya ve özellikle de küçük papatyaları seçmek gerekiyor. Bu karışım için mayıs ayında kırlarda yetişen papatyaları tercih etmenizi öneriyoruz. Papatya, atkuyruğu, biberiye, mürver çiçeği eşit ölçülerde harmanlayarak kaynamakta olan 500 gram gül suyunun içine atılıyor. Bu karışımın içine bir dala biberiye ve bir damla limon yağı ekleniyor. Bir taşım kaynatılıp ağzı kapatılıyor ve bu toniğin çok fazla miktarda olmaması gerekiyor. Tonik mutlaka buzdolabında saklanacak, akşam sabah sürülecek.

Yağlı ciltler için
Yarım litre kolonya ya da alkolün içine biberiye, adaçayı, kekik gibi bitkiler konuyor ve 24 ile 48 saat bekletiliyor. Elde edilen alkol, başka bir yerde gül suyunda kaynatılıp demlenen kekik, biberiye, limon yaprağı, atkuyruğundan oluşan karışıma bir çorba kaşığı ekleniyor.

Sivilceli ciltler için
Yağlı cilt için hazırlanan tonik sürdükten sonra bir küçük kaşık talk pudrasının üzerine bu hazırlanan alkolden bulamaç yapıp üzerine de bir damla kekik yağı konuyor ve sivilcelerin üzerine sürülür. Ancak kekiği fazla koymayın cildi tahriş edebilir.

Gözaltı kremi
Arı sütü, polen, balın içine bir damla kayısı yağı, üzerine bir damla buğday yağı konup sürülür. Arı sütü, polen, bal gözatındaki kırışıklıkların ve torbaların yok olmasın sağlar. Evde varsa içine iki damla E vitamini ekleyebilirsiniz. Karışım 10 –15 dakika gözaltında bırakıldığında bir mucize meydana gelecektir.

Gözaltına polen;
Daha zinde ve genç görünmek için evde gözaltı kremi hazırlayabilirsiniz.
Arı sütü polen balın içerisine bir damla kayısı yağı, üzerine bir damla buğday yağı konulup dairesel hareketlerle sürülür. içine iki damla E vitamini ampulü kırılabilir.
Karışım 10-15 dakika gözaltında bırakılıp sonra silinir.

Nemlendiriciler
Bal mumu eritilir. İçine üç damla buğday yağı, üç damla E vitamini, küçük bir kaşık hindistan cevizi koyarak bir kabın içinde karıştırılır. Bu karışım hem cildi nemlendirir hem de kırışıklıkları azaltır. İçine iki damla kayısı yağı da ilave edilebilir. Eğer cilt çok kuruysa içine avokado yağı eklenir.

Lekeli ciltler için maske
Bir çorba kaşığı mısır unu, başka bir tarafta daha önce hazırlanan papatya ve hatmi ilavesiyle kaynatılan gül suyu içinde bulamaç hale getirilir .İçerisine çok az miktarda tuz ilave edilerek  peeling şeklinde cilde sürülür. Daha sonra doğal süngerle  dairesel hareketlerle cildi zedelemeden temizlenir.

Kuru ellere losyon:
Malzemeler:
Limon Suyu, Zeytinyağı,Susam Yağı
Hazırlanışı: Üç damla zeytinyğıve üç damla susam yağını  bir limonun suyuna karıştırın. Karışımı hemen ellerinize sürün.yarım saat bekledikten sonra bir parça pamukla ellerinizi silin ardındanda yıkayın.

Kırışıklık giderici maske:
Malzemeler:
Kaymak, Elma
Hazırlanışı: Soyulmuş bir elma ve üç kaşık kaymağı mikserle bir kaç dakika  karıştırmanız yeterli. Karışımı cildinize yadıktan sonra yüzünüzü ılık suyla temizleyin. Kaymak cildi yumuşatır , nemlendirir. Elma ise cildin diri kalmasına yardımcı olur ve cilde elastikiyet kazandırır.

BİTKİLERLE SAÇ BAKIM REÇETELERİ

Saç tipine göre 5 ayrı maske
Parlak ve canlı saçlar için de bitkilerden hazırlanan yağlar kullanılıyor. Herbalist Işık Kırgız, saç tipine göre losyonlar hazırlandığını belirterek “Saç dökülmesi, kepeklenme ve yağlanma için yapılan kürlerin süresi 1- 2 gün olmak üzere 5-15 seans arasında değişiyor. Saçlı deriye problemine göre maskeler uygulanıyor. Önce kişinin saç analizi yapılıyor. Mantar, kepek, sedef gibi bir problemi olup olmadığı tespit ediliyor” dedi.
Kelliğe 1 ay “ısırgan otu” kürü
Bir yemek kaşığı ince kıyılmış ısırganotu kökü 2 litre suda bir gün bekletilir. Ertesi gün üzerine 5 yemek kaşığı ısırganotu yaprağı eklenip kaynatılır. Süzüldükten sonra bu suyla saç derisine masaj yapılır. Saçınızı yıkayacağınız şampuanı da ısırganotu içerikli seçerek bakımı güçlendirebilirsiniz. Küre bir ay devam edildiği takdirde yeni saçların çıktığı görülür.

Kuru saçlar için yağ
Malzeme:
Bir yumurta sarısı, bir kaşık bal, bir kahve fincanı buğday yağı
Hazırlanışı: Yumurta sarısı, bal ve buğday yağını iyice birbirine karıştırıp saçınıza sürün. Buğday yağı yerine saf zeytinyağı da kullanılabilirsiniz. Başınıza sıcak bir havlu sararak bu şekilde bir saat bekleyin. Sonra saçlarınızı yıkayın. Karışımı saçınıza sürerken bir taraftan da ensenizden tepeye doğru masaj yaparsanız daha iyi sonuç alırsınız. Saçlarınız çok zayıf ise bu kürü haftada bir kez olmak üzere bir ay boyunca sürdürün.

Zayıf saçlar için tonik
Malzeme:
50 gr. adaçayı, 50 gr. lavanta, 50 gr. kekik, 50 gr. at kuyruğu
Hazırlanışı: Adaçayı, lavanta, kekik, ve at kuyruğunu birlikte bir litre suda 10 dakika kaynatıp süzün. Elde dilen bu su ile her sabah ve akşam saç diplerinize sürün.

Dökülmelere karşı tonik
Malzeme:
50 gr. hintyağı, 50 gr. saf zeytinyağı, 50 gr. lavanta suyu
Hazırlanışı: Hintyağı, zeytinyağı ve lavanta suyunu birbiriyle iyice karıştırıp banyodan önce saç diplerinize sürün. 20-30 dakika sonra kükürtlü sabunla saçlarınızı yıkayın. Saç dökülmesinin bir nedeni de saç köklerindeki yağ dengesinin bozulmasıdır.

Saç besleyici yağ
Özellikle kuru ve cansız saçlar için veriliyor. Eşit ölçülerde susam yağı, badem, avokado yağı, balık yağı, defne yağı konuyor. Bu karışım saça sürüldükten sonra 2 saat bekletiliyor. Ardından da saç yıkanıp bol suyla durulanıyor

Canlandırıcı tonik
Malzeme:
50 gr. papatya çiçeği, 259 gr. su
Hazırlanışı: Papatyayı yarım saat kaynatıp süzün. Banyodan sonra saçlarınıza sürün.

Parlatmak için saç toniği
Malzeme: Bir çay kaşığı limon suyu, yarım çay kaşığı sirke, bir yumurtanın sarısı, bir kaşık bal.
Hazırlanışı: Limon suyu, sirke, yumurta sarısı ve balı karıştırın. Bu karışımı banyodan önce saçlarınıza sürüp 15 dakika bekletin.

AROMATERAPİ-BİTKİSEL YAĞ MUCİZESİ

Bitki yağları ile tedavi yüzyıllar öncesinde eski Mısır tıbbının temelini oluşturuyordu. Şimdilerde bu sistem, tüm dünyada Aromaterapi adı altında bir çok sorunda rahatlıkla kullanılabilmektedir. Doğanın sunduğu mucizevi bitkilerin yağlarıyla yapılan aromaterapi, binlerce yıldır hastalıklara karşı kullanılıyor. Meyve kabuğu, kök, tohum, reçine gibi ham maddelerden çıkarılan konsantre esanslar, uykusuzluk, stres, depresyon, vücuttaki lekeler, ağrı ve tansiyon gibi problemleri gideriyor. Esanslar, cilt tarafından emilip, kana karışır. Böylece sinir kanallarına ilerleyip sorunlu bölgelere ulaşır. Kullanılan yağlar serbest elektronlu organik moleküllerden oluşur. Vücuttaki sorunlu birçok bölgede olağanüstü iyileşmeler sağlar.

Şifalı bitkilerden sağlanan Konsantre edilmiş bu esanslar “kokulu yağlar” adını alarak uykusuzluk, stres, depresyon, akne, yanık, leke, ağrı vb. bir çok sorunda bizlere kalıcı çözümler bırakabilmektedirler.
Kokular cilt yoluyla emilirler. Böylece uçucu elemanlar kana işler ve merkez sinir kanallarıyla karşılaşırlar. Kullanılan temel yağlar serbest elektronlu organik moleküllerden oluşurlar. Bu elektronlar öbür moleküllerle yararlı bir şekilde harekete geçebilecek durumdadırlar. Temel yağlar, bitkilerin hayati elemanlarıdır. Bunlar, köklerden, saplardan, yapraklardan, çiçeklerden, meyvalardan çıkarılır. Yağın miktarı değişir. Yağların bitkilerden çıkarıldıkları kısımlara göre değişik kokuları, bileşimleri vardır. Bitkinin yaşı da bu yağların gücünü etkiler. Hazırlanan karışımların, kişinin durumu göz önünde tutularak hazırlanması önemlidir. Karışımın içinde değişik yoğunlukta yağ bulunur. Akıcılık oranlarına göre deriye sızarlar.

Bu sisteme göre kokulu yağlar, görüldüğü yerde hücreye işler ve canlandırıcı görevi yaparak vücudun ritmini yeniden sağlar. Vücut ritminin hızlanması kişinin bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek genel bir direnç yaratmaktadır. Antiseptik özellikteki kokulu yağlar ile yapılan tedavilerde yara, yanık, akne, egzama vb. sorunlarda yaraların kısa sürede tamamen iyileştiği bilinmektedir. Bununla birlikte üst solunum yolları enfeksiyonların da soluma ve sürme yoluyla nefes alıp vermede rahatlık sağlanmaktadır.
Günümüzde ise bitkisel kokulu yağların en çok rahatlatıcı, stres, uykusuzluk için ve ağrı giderici, dolaşımı hızlandırıcı masajlarda kişiye özel hazırlanmış karışımlarla kullanılmaktadır. Özellikle kokunun ruhsal olarak kişiye sağladığı rahatlık sayesinde stres, uykusuzluk sorununun büyük ölçüde düzene girdiği gözlemlenmektedir.

Kokulu yağların uyguladıkları ısı derecesi önemlidir. Çoğu zaman bunların cilt ısısında olmaları gerekir. İlk masajdan sonra yağların içeri işlemesi için sıcak, ıslak kompres yapılır. Kokulu yağlar, oldukça yoğun olduğu için mutlaka sulandırılmalıdır. Aksi halde vücutta alerjik bir etkiye neden olabilirler. Bu yağları masajda kullanabilmemiz için, bademyağı, soyayağı, zeytinyağı gibi taşıyıcı yağlarla seyretmeniz gerekir. Karışımları ve kokulu masaj yağların serin ve karanlık bir yerde hava geçirmeyen şişelerde muhafaza etmenizde yarar vardır.

Şifalı yağları, evde de hazırlamak mümkün. En az beş çeşit uçucu yağda oluşan aromaterapi yağları için elbette rahatsızlığınız üzerine etkili olan bitkileri seçmelisiniz.

AROMATERAPİK YAĞLARIN ETKİLERİ
Ağrı, kramp, psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklara birebir gelen aromaterapi yağları, vücuda beş değişik şekilde uygulanabiliyor.

1-Su dolu banyo küvetine, yağ karışımından sadece birkaç damla damlatılır. Suyun içinde 10 dakika süreyle kalmak yeterli olur.
2-Kaynar su dolu kaba iki damla temel yağ damlatılarak buhar banyosu yapılır.
3-İki damla aromaterapi yağı temiz bir beze dökülüp, cilt üzerine kompres uygulanır.
4-Aromaterapi yağlarıyla vücuda masaj yapılır.
5-Su dolu bir kaba yağlar damlatılıp kalorifer peteğinin üzerine konulur, koku solunur.

Lavanta yağı: Kramplara karşı etkili. Kas tutulmalarını önleyip, kn dolaşımını düzenler. Depresyona karşı da banyo suyuna eklemelisiniz.
Okaliptüs: Ateş düşürücü ve sinüs açıcıdır. Grip mikrobuyla savaşır. Baş ağrısı ve migren de ortadan kaldırır.
Buğday yağı: Hamilelik sonrası çatlakları tdavi eder. Hücreelri yeniler. Sivrisinek ve arı sokmalarında ise ağrı kesici olarak kullanılır.
Nane yağı: Sindirim sitemi üzerinde etkili. Kesik ve yarayı temizler, baş ağrısını dindirir.
Karabiber yağı: Kan dolaşımını hızlandırıp, romatizmaya iyi gelir. Zayıflatıcı etkisi vardır.
Limon yağı: Limon esansından elde edilen bu yağ, limon kabuklarının sıkılması veya su buharı distilasyonu ile elde ediliyor. Stres, panik atak, depresyon tedavilrinde limon yağının gücünden yararlanılır. Terlemeyi sağlayan limon yağı, idrar söktürücü ve kurt düşürücü olarak da kullanılıyor.

Işık Kırgız
Doğal Terapi Uzmanı
www.isikterapi.com 

« Geri
Yorum Ekle
  Adım, Soyadım Görünsün   Rumuzum Görünsün
Mesaj :
Güvenlik Kodu :
 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapınız. Üye değilseniz üye olmak için tıklayınız.

Köşe Yazısı
Ey Doktor Gözlerime Baksana! Ey Hasta Beni Anlasana!
Esra KAZANCIBAŞI
Tüm Yazılar
Online Randevu
Kriterleri seçin, hastanelerden online randevu alın.
Şehir
 Devlet   Üniversite   Özel
Acil Sağlık
Nöbetçi Eczaneler
Ambulanslar
Kan Merkezleri
Acil Servisler
Sağlık Tedarikçileri
Evde Sağlık Hizmeti
İlk Yardım Rehberi
Alo Sağlık
Hastaneler
Sağlık ocakları
Ana çocuk sağlığı merkezleri
Tahlil laboratuvarları
Görüntüleme merkezleri
Sağlık sigorta şirketleri
İlaç firmaları
Yaşlı bakım evleri
Bakım ve rehabilitasyon merkezleri
Diyaliz merkezleri
Kanser tedavi merkezleri
Ağız ve diş sağlığı merkezleri
Sorun Doktorunuz Yanıtlasın
Sağlıkla ilgili merak ettiğiniz ne varsa, bize yazın. Uzman doktorlar yanıtlasın. »
Detay için tıklayınız
Doktorlarla Canlı Sohbet
Şuan online doktorumuz yok. »
"Sorun Doktorunuz Yanıtlasın" bölümünden bize ulaşabilirsiniz.
Sağlık Kitapları
Haftanın Kitabı

"Tiroid Kanserlerinin Şifreleri ve Guatr "
-Serdar Tezelman
Önceki Kitaplar
Haftanın Söyleşisi
Annesinin Böbreği Nakledilen Serdar Önal: Moralinizi Yüksek Tutun
Fotoğraf sanatçısı Serdar Önal diyabetin yaşamını nasıl etkilediğini, böbrek naklinden sonra hayat...
Tüm Söyleşiler
Videolar
Çift Terapisi - Çiğdem Demirsoy
 Medikal Ödül - 2
 Medikal Ödül - 1
 İstanbul`da Organ Bağışı Artıyor
Anket
Aile hekimliği uygulamasından memnun musunuz?
Evet, memnunum
Hayır, memnun değilim
Kararsız

Ankete katılmak için lütfen giriş yapınız. Giriş için tıklayınız.

Önceki Anketler
Sağlık Yönetimi
 Sağlık İletişimi
 Sağlıkta Kalite
 Sağlık Ekonomisi
 Sağlık Yönetimi
 Sağlık Hukuku
 Sağlıkta Kalite
 Yasa ve Yönetmelikler
Künye | Danışma Kurulu | Üyelik | Reklam | Gizlilik | Yasal Uyarı | İletişim Bilgileri
Copyright 2011 Sagligimicinhersey.com | Tüm Hakları Saklıdır. | Web Tasarım ve Programlama Grimor

Valid XHTML 1.0 Transitional