Sık Kullanılanlara Ekle · Anasayfam Yap ·  Üye Girişi · Yeni Üye  
Haftanın Söyleşisi

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da paylaş
Hastanelere Hasta Hakları Birimi
Konuk: Prof. Dr. Recep AKDAĞ
29.04.2009 - Bu söyleşi 756 defa okundu.

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, hastaları, hasta yakınlarını ve sağlık çalışanlarını yakından ilgilendiren önemli açıklamalarda bulundu. HaberTürk’te gerçekleşen özel yayında Medikal programı yapımcısı Esra Kazancıbaşı’nın sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Akdağ,
özel hastanelerde sınıfa göre fark ücreti alınmasının gündemde olduğunu söyledi. İşte, Bakan Prof. Dr. Akdağ’ın açıklamaları:

. SGK’lı vatandaş artık hastaneye ister üniversite, ister devlet olsun daha kolay gidebiliyor. Bundan sonraki aşamada ne var, hep bir sevk sisteminden bahsediyordunuz. Bir hasta önce aile hekimine, birinci basamağa gitsin sonra hastaneye gelsin diye. Bu konuyla ilgili ne gibi gelişmeler yapacaksınız?
“Sağlıkta dönüşüm projesi gerçekten çok iyi tasarlanmış bir program. Onun için hep mesafe kat ederek, vatandaşımızın işini her geçen gün kolaylaştırarak bugünlere kadar geldik. Mesela eski SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı çatısı altına alınarak devlet hastaneleriyle bir araya getirilmesi sırasında aslında hastanecilik daha da kötüye gidebilirdi. Yani bu mesele sadece hastaneleri aynı çatı altında toplamak olsa, bu yapılsa bile hizmetin kalitesi değişmeyebilirdi. Bu birleştirmeyle birlikte mutfakta iyi işler yaptık. İşin mutfak tarafını biz halk olarak görmeyiz. Zaten görmemiz de gerekmez. Sonuçta biz bize verilen hizmete bakarız. Sağlık hizmeti alırken hastaneye gittiniz. Size orada düzgün hizmet veriyorlar mı yoksa “Gel muayenehaneme para ver, sonra hizmet vereyim mi?”diyorlar. Veya acil bir hastanız oldu. Ambulans geldi ilçeden. “İle getirecek mazot parasını ver de, öyle götüreyim” mi diyorlar.


Bütün mesele sistemi, vatandaşımızın sağlık hizmetine kolay ulaşması ve bunu sürdürülebilir kılması olarak oluşturmak. Bunu hastanecilikte gerçekten yapabildik. Özel hastanelerinde meselenin içine girmesiyle vatandaşımız bir kere daha rahatlamış oldu. Eskiden dar gelirli bir vatandaş,  orta gelirli bir vatandaş, işçi, memur, emekli, bir esnaf özel hastanenin yolunu nereden bilecekti, böyle bir şansı var mıydı? Ama burada da belli önlemler almak gerekli. O tedbirleri aldık, almaya devam ediyoruz.

Türkiye’de doktor sayısı belli.  Bir özel hastane sınırsız bir biçimde hastalardan para alabilirse bu kez sağlık çalışanlarına da çok yüksek ücretler ödeme imkanı doğuyor. O zaman kamuda doktor tutamaz hale geliriz. Sonuçta ne olur? Vatandaş bu hizmeti tamamen paralı alır. Şu an kurduğumuz sistem nedir? Diyelim ki, siz yoksul bir vatandaşsınız, yeşil kartlısınız, istediğiniz hastaneye gidebiliyorsunuz özel hastane hariç. İlacınızı da gidip rahatça eczaneden alıyorsunuz veya siz işçi emeklisisiniz, yine bu hastanelere rahatça gidebiliyorsunuz. Özel hastaneye giderseniz üzerine küçük bir para ödemeniz gerekiyor. Bu paranın çok yüksek olmaması için tedbir aldık. Yani muayeneye Sosyal Güvenlik Kurumu 30 lira ödemişse bunun üzerine sizden 9 lira alınıyor. Size 300 liralık bir fatura çıkarılmışsa, sizden 100 lira alınacaktır. Alım gücünüz biraz varsa özel bir hastaneye gidebilirsiniz; hiç yok diyorsanız, Sağlık Bakanlığı’ına ait hastaneler eskisiyle kıyaslanmayacak kalitelere ulaştı, gidip hizmeti oradan da alabiliyorsunuz.

Bir sevk zinciri diye yani hastaneye gitmeden önce sağlık ocağına ya da aile hekimine gideceksiniz aksi takdirde hastaneye gidemezsiniz. Giderseniz sizin masrafınızı sigortanız ödemez. Bu şekilde bir sevk zinciri Türkiye’de uygulanabilir mi, uygulansın mı dört ilimiz de bunun için pilot bir çalışma yaptık. Bunun birtakım faydaları var aslında ama biz gördük ki Türkiye’de hekim eksikliği sebebiyle özellikle birinci basamak seviyesi yani aile hekimliği veya sağlık ocağı fark etmez. Bu seviyede doktor sayımız yeterli olmadığı için bu kez bütün vatandaşlara, “Kalk önce sabah buraya git” demek aslında sistemi tıkamaktan başka bir anlama gelmez. Peki, ne yapmamız lazım? Aslında pek çok ülkenin uyguladığına benzer bir uygulamaya başladık biz. Aile hekimine giderseniz, sağlık ocağına giderseniz hiç para ödemiyorsunuz ama hastaneye giderseniz katkı payı ödüyorsunuz.  Sağlık Bakanlığı Hastanesi’ne giden bir hasta için katkı payı 3 lira. Bir eğitim hastanesi ise büyük şehirlerde 4 lira ödüyorsunuz. Üniversite hastanesine  6 lira, özel hastaneye 10 lira katkı payı ödüyorsunuz.

“Sağlık hizmeti paralı hale mi geliyor?” dendi, bunu söyleyenlere sormak lazım. 5 sene önce siz nerdeydiniz? Bir vatandaş hastaneye gitmek uğruna hanımının kolundaki bilezikleri satma pahasına, köyündeki ineğini, öküzünü satma pahasına bu hizmeti alamadığı zamanlar nerdeydiniz? Bu üç beş liraların şöyle bir önemi var. Hastanelerimizde de insan kaynağımız sınırlı. Dolayısıyla herkes hastanelere gitmesin. İhtiyacı olmayanlar sorunlarını sağlık ocağında, aile hekimiyle çözsünki  hastanelere giden ağır hastaların işini görebilelim. Yani bu katkı paylarının Çalışma Bakanlığı’na aslında çok da büyük bir geliri olduğu için bunlar yapılmıyor. Gereksiz kullanımların önüne geçilmesi için yapılıyor”

ÖZEL HASTANELERDE SINIFA GÖRE FARK ÜCRETİ
. Özel hastanelerin aldığı katkı paylarını yüzde 30’la sınırlandırdınız. Özel hastaneler buna karşı çıkıyor. Hastaneler yüzde 100’ün üzerinde artırılsın istiyorlar. Yüzde 30’luk katkı payları daha da artırılabilir mi? Yani bin vatandaş  X  özel hastaneye gittiğinde yüzde 30’un dışında cebinden bir fark ödemek durumunda kalır mı?
“ Şöyle bir çalışma yapıyoruz. Özel hastanelerin verdikleri hizmetin kapsamına ve kalitesine göre bir sınıflandırmaya tabi tutacağız. Bunun alt yapısını büyük ölçüde hazırladık. A’dan D’ye kadar dört grupta. Bazen özel hastaneler söylüyordu büyük hastane A olsun,  küçük hastane D olsun diye, öyle değil… Belki büyüklüğünde etkisi olacak ama tamamıyla verilen hizmetin kalitesiyle ve vatandaşa yansıyan tarafıyla ilgili olacak. Üç- dört senedir bu işin alt yapısını hazırlıyoruz. Tabi ki sağlık hizmetinin olmazsa olmazları vardır. D sınıfında bile o olmazsa olmazlar bulunacak: o bulunmadan hastanecilik yaptırmayız. Ondan sonra da A grubu hastanenin biraz daha fazla ilave ücret almasına müsaade edeceğiz. B biraz altında, C en altında, yüzde 30’luk kesimde ise D grubunda hastaneler olacak. Ama bunlarda bile vatandaşımızdan alınabilecek ücretlerin mutlaka bir üst sınırı olacak ve bu üst sınırda vatandaşın ödeme gücünü aşan bir üst sınır olmayacak. Bazı özel hastane sahipleri ve ilgili kuruluşlar; “Sosyal Güvenlik Kurumu bize örneğin 100 lira ödüyorsa tamam o onu ödesin ama gerisini biz istediğimiz kadar alalım.” diyorlar. Niye vatandaşın seçme özgürlüğüne karışılıyor? O zaman belki vatandaşın seçme kararına karışmış olmuyorsunuz ama toplumun seçme hakkını elinden alma gibi bir risk çıkıyor ortaya. Çünkü bu çok yüksek ücretler sektörde çalışan insan gücünü tamamen özel sektöre kaydıracak bir duruma getirebilir. O zaman hastaları istemese de  oraya gidip para ödemek zorunda bırakabilecek duruma getiren böyle bir sağlık hizmetini biz kabul etmiyoruz.”


. Geçtiğimiz günlerde Tabip Odası’nda bir basın toplantısı düzenlendi. Konu da özel hastaneler de çalışan doktorların maaşlarının düşürülmesi, üç dört ay geç ödenmesi hatta hekimlerin işten çıkarılmasıydı. Hatta dendi ki;  bazı özel hastane sahipleri sayıları az da olsa SGK ile anlaşmalarının iptal edildiği, anlaşma paralarının gec ödendiği ve gelirlerinde azalma olduğu gerekçeleriyle  o kurumda çalışan hekimleri etik dışı çalışmaya zorluyor. “Daha çok tetkik, muayene,  gereksiz ameliyat gereksiz işlem… Sistem bu noktaya varabilir mi? Bu konuyla ilgili yakınmalar geliyor mu? 
“Türk Tabipler Birliği’nin yaklaşımını ben yanlış buluyorum. Bir sağlık hizmetinin bir tane ana maksadı vardır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin ve tedavi edici hizmetlerin layıkıyla verilmesi ve bunun sonuçlarının ortaya çıkması. Tabi ki bir tabip örgütü, tabipler olaya kendi açılarından bakacaktır. Ben rakamları hiç konuşmuyorum; yani özel hastane çalışanı çok değerli bir meslektaşımın aldığı rakam kaç liraydı, bu uygulamalar sonunda kaç liraya indi vs… Sadece şunu söylemek istiyorum, Türkiye’de asgari ücretli bir vatandaşımızın aylık geliri 500 lira civarındadır. Bir memurun geliri 1.200 lira, 1.500 lira, bir emeklinin geliri 1000 lira, 900 lira, 800 lira her neyse…Bir küçük esnafın aylık geliri bellidir. Yoksullar var, yeşil karttan istifade edenler var; onların gelirleri daha düşük olabilir. Her ne kadar da asgari ücret son birkaç yıldır birkaç katına katlanmışsa bile ülkenin gerçeği budur. Yani 200 liraların altında rakamlardan 500 liraya gelinmesi çok büyük bir başarıdır. Ama siz asgari ücretli birini sağlık hizmetinden yararlandırırken, ona “Çok büyük paralar ödemelisin” diyebilir misiniz? Hayır. Peki, nasıl olsun, Sosyal Güvenlik Kurumu özel sektöre çok para ödesin. Sosyal güvenliğe giden paralar hangi değirmenden geliyor? Halkın ödediği primlerden veya sosyal güvenlik kurumu yıllardır bu anlamda topladığı primlerle bu işi göremediği için yine halkın topladığı vergilerden gidiyor. Dolayısıyla gelir seviyesine uygun bir şekilde hekimlerinde gelir seviyesi ülkede oluşmalıdır, hakkaniyet bunu gerektirir. Toplumdan kopuk bir yere hekimlerin kazançlarını taşıma arayışı bir tabip örgütünün arayışı olmamalıdır.. Bu yanlış bir arayış. Bir tarafta tabip örgütü herkese ücretsiz sağlık hizmetinden bahsederken ki tabi ki bu haklı bir taleptir. Diğer yandan bu tip taleplerle halkın karşısına çıkmak samimiyetin sorgulanmasına yol açar. Rakamları ben söylemiyorum ama bunları konuşan tabip örgütü  şeffaf bir şekilde halkın karşısına çıkıp ne kadarlık bir rakamın kendi meslek birliğine mensup değerli meslektaşlar için uygun gördüğünü halka açıklamalıdır. Acaba bu kazançlar var mıdır; yok mudur o zaman bunları konuşmamız lazım. Onun için halkın bu hizmeti almasını sağlayacak her türlü tedbiri bugüne kadar nasıl aldıysak bundan sonra da öyle almaya devam edeceğiz. “

. Eleştirilerden biri de bazı özel hastanelerde hekimlerin ameliyata zorlanması, gereksiz tetkiklere zorlanması. Size de bu tür şikayetler geliyor mu? Eski sistemde bir bıçak parası vardı. Yeni sistemde de bazı küçük hastanelerde hekimlere böyle bir baskı var mı?
“Bir tabip örgütünün bunlarla toplumun karşısına çıkmasını ben talihsizlik olarak görüyorum. Hekimlerimizi böyle bir töhmet altına sokmak, üstelikte mesleğin çatı örgütünün ne hakkı varmış? Varsayalım ki bu uygulamalara nadiren başvuracak kişiler veya kuruluşlar olabilir. Tabip örgütünün kanunlara bakarsanız en önemli görevi bunları önlemek. Sistemin içinde ister hekim olsun; ister özel sağlık kuruluşunun sahibi olsun, yöneticisi olsun. Yanlış yapabilecek ya da yapan az sayıda birileri varsa biz bütün tabipleri, sağlık yöneticilerini mi suçlayacağız, buna hakkımız yok. Biz sağlık bakanlığı hastanelerimize ek ödemeler veriyoruz doktorlarımıza. Bunu da çok eleştirdiler, tabipler örgütü, ana muhalefet partisi, başka birtakım kuruluşlar çok eleştirdiler. Nasıl eleştirdiler, bu performansları verirseniz gereksiz tetkik vs artar diye… Bir kere gereksiz tetkik yapılamaz, çünkü Sosyal Güvenlikle anlaşmalar paket anlaşmalar. Fazla tetkik yaparsanız; kendi cebinizden harcarsınız onun hiçbir yararı yok. Peki ne olabilir, gereksiz ameliyat ve müdahale yapılabilir. Halk sağlığı uzmanlarıyla yaptığımız bir toplantıda böyle bir husustan bir hocamız bahsetti. Peki,  falanca bir hastanede hoca pozisyonundaki bir kişi asistanına demiş ki, şöyle yapalım da bu kadar puan alalım. Benim cevabım çok basit oldu. Böyle bir şeye inanmak zor, böyle bir şeyi yapacak kadar bir kişi hekimlik ahlakından bu kadar uzaklaşmışsa çok nadiren o da olabilir; o da insan. Hekimlik ahlakından uzaklaşmışsa eğer daha önce de buna benzer şeyler yapıyordu. Hasta çok yaşlıymış da aslında yapılacak işlemin bir yararı yokmuş da, yapıp puan kazanalım böylece  “Performans ek ödememiz artsın” denmiş, iddia buydu. Ben o zaman şunu söyledim, “Demek ki eskiden de performans ek ödemesi almadan önce bırakın ölsün gitsin niye uğraşıyorsunuz yaşlı adamla diyordu”. Eğer bir insanda ahlaki etik problem varsa bunun sistemle falan alakası yok, tam tersine uygulanan sistemler vatandaşın muayenehanelere taşınıp oralarda cebinden dünyalarca para vermesini önledi. Ben size bir anekdot anlatayım: Bayburt’dan Erzurum’a bir vatandaş dönerken bizim saha gözlemcilerimiz var onun saha gözlemcisi olduğunu bilmeden aracına biniyor. Yolda giderken başlıyor başbakana, hükümete, sağlık bakanına, devlete dua etmeye. Arkadaş da kendisini tanıtmıyor, beyefendi neden bu kadar mutlusunuz, dua ediyorsunuz demiş. Adam diyor ki: “15 gün önce eşimi Erzurum’da Numune Hastanesi’nde ameliyat ettirdim; bu söylediğim iki yıl önce olan bir olay. Yeşil kartlıyım ben, buradan giderken bir otobüs parası verdim: dönerken otobüs parası verdim, cebimden beş kuruş çıkmadı. Bundan altı yıl önce de ağabeyimin eşini ameliyat ettirmiştik, bir çift büyük başımızı sattık o zaman da. O büyükbaşlar belki de mal varlığının yarısıydı, belki de hepsiydi. Böyle bir hizmete dönüştürdüğümüz sağlık sistemi var. Burada yanlış yapanlar varsa onlara düşen bu yanlışlıkları ortaya çıkarmak. Yanlış insan sistemin yanlış olduğu anlamına gelmez, o her sistemde yanlış yapar. “

HASTA HAKLARI BİRİMLERİ
. Her hastanede hasta hakları birimi var mı? Hasta, hasta yakını bu birime başvurup ne tür hizmetler alabilir?

“Her hastanemizde hasta hakkı birimi var. Hastanenin büyüklüğü bunu kaldırabilecek her yerde müstakil bir oda, iki odadan oluşuyor hatta, yetişmiş bir eleman da var orda. Bu yetişmiş eleman yerine göre bir sosyal hizmet uzmanı, bazen bir psikolog,  bazen eğitim almış bir hemşire olabiliyor. Bu hasta hakları birimlerinde kurullar da mevcut. Kurullarda sivil toplumu temsil eden kişilerde var. İlin genel meclisinden bir üye var. Ve şöyle çalışıyor. Siz hastanede herhangi bir hizmeti alamadığınız, bir sıkıntınız olduğu zaman, hastane başhekimine gideyim, kapısında bekleyim gibi durumlara gerek kalmıyor. Hasta hakları birimi zaten bu iş için oluşturulmuş. Hasta hakları birimine gidip sözlü olarak talebinizi söylüyorsunuz. Büyük ölçüde meseleniz çözülüyor. Çözülemiyorsa yazılı bir şikayette bulunuyorsunuz, bu yazılı şikayetler o kurulun önüne çıkarılıyor. Adeta küçük bir mahkemecik kuruluyor. Her iki taraf da dinleniyor veya o personel dinleniyor ne yanlış varsa hem şahsi açıdan o şahısla ilgili olan kısım düzeltiliyor, sistem de arıza varsa bunu düzeltmek için de bize geri bildirim olmuş oluyor. Bu birim şu an da mükemmel çalışıyor. Mesela biz Derince Devlet Hastanesi’ni eğitim hastanesi yaptık Kocaeli’nde, Başbakanla birlikte geçen hafta orayı açmıştık. Oradaki hasta hakları birimine sordum; “Günde 30 civarında müracaat oluyor, üç civarında da yazılı müracaat oluyor”dediler.

Bizim bir de bunu destekler nitelikte SABİM diye 184 numaralı bir hattımız var. 365 gün boyunca, 7 gün 24 saat boyunca aralıksız hizmet veriyor. 50’nin üstünde yetişmiş operatörümüz var. Yılda bir milyonu aşkın müracaat var. Diyelim ki, siz hasta hakları birimine gittiniz,  işinizi göremediniz veya hasta hakları biriminin kapalı olduğu bir saatte hafta sonu ya da acil bir müracaat için hastaneye gittiniz, işinizi göremiyorsunuz. Yapılacak iş184 numaralı hattı aramaktır. Operatörler anında bulunduğunuz ildeki il sağlık müdür yardımcısına, bu işte eğitim almış kişiye veya hastanedeki başhekim yardımcısına ulaşacaklardır ve onlar sizin meselenizi büyük ihtimalle çözeceklerdir.

Ben bunla ilgili bazı hatıralara sahibim. Benim kayınpederim astsubay emeklisi, bir yıl önce 23.00 sıralarında bana telefon açtı, dedi ki: bir komşumuz telefon açtı, ağız diş sağlığı merkezine gitmiş ve oradan hizmet alamıyormuş benden yardım istedi. Bende dedim ki, hiç beni aramamış ol, bir bakalım sistem nasıl çalışıyor 184’ü vatandaş olarak ara, ne olacak bir görelim. Biz mükemmel bir sistem kurduğumuza eminiz ama bu hatasız bir sistem falan değil. Zaman zaman bunu yapıyorum, 112 servisi için de bunu yapıyorum. Kısaca bundan da bahsedeyim. Telefon açtılar yaklaşık olarak 25 dakika sonra meselesi çözüldü hastanın.
Ben bakan olarak araya girip il müdürünü arayıp şu olayı çözün diyebilirim iş de çözülür ama olay bu değil ki. Mesele bütün vatandaşın işine yetişebilmektir.

“112 ACİL DİJİTALYÖNETİM SİSTEMİNE SAHİP”
112 ile ilgili çok sık yaptığım bir durum bu, Erzurum’da biz Tekman’da bir hastane açtık. Tekman, Erzurum’a 170 km. uzakta bir yer, kötü bir sağlık ocağı vardı şimdi çok güzel bir hastanesi var. Üç saate gidilebilen bir yol. Tekman’dan gelirken de Yağan diye bir belde var oraya da güzel bir sağlık ocağı yaptık. Sağlık ocağını ziyaret ettik. Kahvede vatandaşlarla otururken ambulans istediler. Buranın her şeyi tamam ama sağlık ocağımızın ambulansı yok. Eskiden ambulans sistemi şöyle çalışıyordu, o sağlık ocağının bir ambulansı olur, o ambulans çoğu zaman çalışmayabilir, eski püskü bir şeydir. Gece bir hastanız olduğu zaman siz gidersiniz sağlık ocağının lojmanına, şoförün kapısını çalarsınız, şoför uyanır ya da uyanamaz. Hastanızın hayatta kalacağı varsa kalır, yoksa vay halinize.  Zaten köylere ambulans hiç gitmezdi. Bu alışkanlık nedeniyle kapıda ambulans istiyorlar hâlbuki oraya 10 km. mesafede bizim Köprüköyü ilçemiz var. Orada 24 saat 112 ambulans hizmeti hazır. Baktım ki ben derdimi anlatamıyorum şöyle bir şey yapalım dedim, “112’yi arayalım buradan bir hasta varmış gibi bakalım kaç dakika da gelecek, 10 dakika da gelse iyi mi?”dedim. “Ne demek bakanım bayılırız eğer 10 dakikada gelirse” dediler. Danışmanımıza küçük bir senaryo yaptık. Yanımızda bir hasta var, göğsü ağrıyormuş, birdenbire yere düştü, solunumu bozuk şeklinde diye ambulans istedik.  8 dakikaya ambulans geldi. Pırıl pırıl bir doktor arkadaşımız, yanında parametik arkadaşımız bende çok mutlu oldum; arkadaşlar da çok mutlu oldu. Bu sistemlerde sıfır toleransla çalışmaya gayret ediyoruz ama sıfır hatayı her zaman bulabilir misiniz, zaman zaman aksayan işler oluyor değil. Önemli olan sistemi çok iyi takip etmek, şimdi tüm şehirlerde 112 sisteminin dijital yönetimi var. Bu dijital yönetimin bir esası da telefonu çevirdiğiniz andan itibaren kayıta alınmaya başlanıyorsunuz, hem sesiniz kayıta alınıyor;  hem de uçakların kara kutusu gibi zamanlar belirleniyor. Onun için biz burada çok rahatız. Zaman zaman basına akseden olaylar oluyor artık nadir de olsa, şu kadar ambulans beklendi şeklinde. Hemen soruşturuyoruz bunu, diyelim ki yarım saat ambulans beklendi denen yere 11 dakika da ambulans gidiyor. Bu haberi yapan değerli muhabirlerin de kusuru yok çünkü bazen enteresandır oradaki vatandaşın aklına 112’yi aramak 15 dakika sonra geliyor. “

DİŞ SAĞLIĞI MERKEZLERİ 14’TEN 120’YE ÇIKTI
. Diş hekimlerinin çoğu özel muayenehanelerde çalışıyor, kamudaki diş hekimleri sayısı da yetersiz olduğu için hastalara aylar, yıllar sonrasına randevu veriliyor. Diş tedavisi konusunda SGK’lı hastalar artık özel muayenehanelere gidebilecek mi,? Özel hastanelerle yapılan anlaşma gibi serbest çalışan diş hekimleriyle de anlaşma yapılacak mı?

“Bu programı yaptığımız yer İstanbul. İstanbul bizim sağlık kapasitesini geliştirme konusunda en zorlandığımız illerden biridir. 12,5 milyon nüfus var ve maalesef yıllar içinde özellikle kamuya ait hizmetler çok geriye bırakılmış. Kasten mi yapılmış, hayır ama yapılamamış. İstanbul kendi çözümünü kendi üretmiş her alanda özel teşebbüs çok kuvvetli. Geldiğimizde diş hekimliğinde bütün ülke böyleydi, biz aşağı yukarı 14 civarında olan ağız diş sağlığı merkezini 120’ye çıkardık ve bu merkezleri mükemmel bir şekilde donattık. Bir diş hekimi diş üniti  olmadan olmaz. Biz geldiğimizde diş ünitesi çok azdı, buna karşın  2000 civarında diş hekimi vardı. 1000’in altında da diş ünite vardı. Şimdi 4000’in üzerinde diş hekimi var kamuda ve hepsinin bir diş ünitesi var. Bir yerde diş hekimi var ve orda diş ünite yoksa oranın yöneticisine eksi puan veriyoruz. Bu neye yol açtı? Ağız diş sağlığı merkezlerinde kamuda, yapılan dolgu oranı 10 mislini geçti. Diğer işlemler içinde geçerli bu. İstanbul biraz farklı ve öyle şehirlerimiz var ki;  oralarda kamunun ilgili birimlerindeki ağız diş sağlığı tamamen verilebilir hale hemen hemen geldi çünkü talep çok yüksek değil. İstanbul’da o noktaya gelmiş değiliz.

Kamuda bu hizmet verilmeye başlandı ama neden özel muayenehanelerden de istifade edilmesin hususunda ise Sağlık Bakanlığı olarak bir ara yüzü oluşturmaya çalışıyoruz. Neyin ara yüzü?  Sosyal Güvenlik Kurumuyla serbest çalışan değerli diş hekimi meslektaşlarımızın… Çünkü satın almayı onlar yapacak halk adına . Biz de ara yüz oluşturarak iki tarafı birbirine nasıl yaklaştırırız bunun çabası içindeyiz. Epeyce mesafe aldık. Birincisi, çok fazla muayenehaneden hizmet alındığında bu işi istismar edebilecekler açısından iyi bir sistem kurmak lazım; ikincisi de sistemin maliyet unsurunu da sosyal güvenliğin karşılayabilecek ve sürdürülecek olması lazım. Bizden çok daha zengin olan Batı Avrupa ülkelerinin hemen hemen hiçbirinde ağız diş sağlığı hizmetleri genel sigortanın kapsamı içinde değil. İnsanlar ya ceplerinden para ödeyerek sigorta yaptırıyorlar ya da para ödeyerek bu hizmetten faydalanabiliyorlar, çocuklar hariç. Hemen hemen her gelişmiş batılı ülkede çocuklar sigorta kapsamında. Bundan şu çıkarılmasın, Türkiye’de de herkes cebinden bu hizmeti alsın demiyorum ama Sosyal Güvenlik Kurumumuzun da, Çalışma Bakanlığımızın da haklı olarak bunu sürdürülebilir hale getirmesi lazım. Ağız diş sağlığı hizmetlerine bir birim harcama yapılıyorsa; bunu üç birime çıkaramazsınız. Belli ölçü ve standartlarla bu hizmetin özel çalışan diş hekimlerinden  vatandaş adına Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından alınması işine çalışıyoruz.”

“ÖZEL HASTANELERİN BÜYÜK KISMI YOK OLMAK ÜZEREYDİ”
.İlk  zamanlarda Sağlık Bakanlığı’nın özel hastanelerin sayılarının artması ve her yerde açılmasını destekler şekildeki uygulamaları “Sağlık piyasalaştırılıyor” şeklindeki eleştirilere neden oluyordu.  Ama şimdi Sağlık Bakanlığı kararlarıyla özel hastanelerin istedikleri yerde istedikleri gibi şube açamayacaklarını, istedikleri cihazı alamayacaklarını ve istedikleri hekimi çalıştıramayacaklarını belirtildi. Bu durum ise tam tersi bir başka eleştiriyi getirdi. Aşırı devletçi, müdahaleci bir politika var denilmeye başlandı. Bu eleştirileri neye bağlıyorsunuz? Neden önce özel hastaneler desteklenirken daha sonra hastanelerin yatırım imkanları kısıtlandı?

“Özel hastanelerin desteklenmesi ve ruhsatlandırılması konusunda bizim dönemimizde bir önceki döneme kıyasla başlangıçta büyük bir fark yapmadık, özel hastaneler yönetmeliği vardı zaten buna göre özel hastaneler girişimlerini yapıyorlar ve ruhsatlandırıyorlardı. Özel hastanelerin dünya standartlarına daha uygun hale gelmesi açısından yönetmeliklerde tedrici iyileştirmeler yaptık. Öğrendikçe iyileştirmeler yaptık. Ben 6,5 senedir bu sektörün içindeyim ilk iki sene günde 16 saat çalıştım bu işi büyük bir özveriyle yapan kişilerle beraber, daha sonraki yıllarda günde 12-14 saat çalışarak geldim çok şey de öğrendim. Daha iyisin yapmak için yönergeleri değiştiriyoruz.

Özel hastanelerden hizmet alıyordunuz birden bu hizmeti kestiniz, böyle bir şey var mı, yok. Ama biz özel hastanelere şunu söylüyoruz, bu süreç içinde Sosyal Güvenlik Kurumu sizden hizmet almaya başlayınca tabii olarak siz büyüdünüz. Biz geldiğimizde özel hastanelerin büyük bir bölümü yok olmak üzereydi. Ayakta kaldınız, halka hizmet eder hale geldiniz çünkü anayasamız bize diyor ki devlet, vatandaşının sağlık hizmetini özel sektörün ve kamu sektörünün kaynaklarını dengeli ve düzenli bir şekilde kullanarak verir. Çok güzel bir madde yazılmış Anayasa’ya. Niye planlama yapıyoruz veya ücretlerin alınmasına belli kısıtlamalar getiriyoruz? Bu kısıtlamaları konuştuk, bu aşırı olursa doktorları, hemşireleri tamamen özel sektöre çekecek biçimde aşırı ücret kaymalarına yol açabilir; bu vatandaşımızın aleyhine olur, biz bunda yokuz. Planlamayı bilmeyenlerde eleştiriyorlar. Bir taraf da piyasayı özelleştiriyorsunuz suçlaması;  bir taraf da komünist suçlaması, ikisi birbirine uymuyor. Niçin planlama çünkü Türkiye’deki insan kaynağını doğru yönetmeliyiz. Hemen hemen tüm Avrupa ülkelerinde sağlıkta bu planlamalar var. 2008’de sağlık örgütünün çok güzel bir raporu var. 12 Avrupa ülkesini incelemişler hepsinde planlama var; hepsinde kamu sektörü,  hem özel sektör hem muayenehaneler birlikte planlanıyor. Siz Almanya’ya gitseniz kardiyoloji doktoru olarak falanca yerde çalışacağım deseniz, eğer o eyalette yeterince kardiyoloji doktoru varsa diyorlar ki “Burada çalışamazsın, şu eyaletlerimiz boş”. Planlamada biz de şunu yapıyoruz. Özel sektörümüze diyoruz ki, “Bütün hastaneleri İstanbul’a yapamazsınız çünkü bu insan kaynağı nerden gelecek. Anadolu’nun her tarafına hizmet vereceğiz üstelik İstanbul’un Ümraniye’sine de Sarıgazi’sine de hizmet vermek zorundayız. O halde bu planlama Anayasanın bize bir emridir. Sağlıkla ilgili kanunumuzun Sağlık Bakanlığı’ına bir emridir. Çok da gecikmiş bir iştir. Bu gecikmiş işi hem sektörü koruyacak şekilde, insan kaynağının, hizmetinin adeta karaborsa biçiminde elde edilmesini ve bunun da halka olumsuz yansımasını önleyecek şekilde yapılması gerekir. Bir taraftan halkı, bir taraftan özel sektörü koruyarak bu yoldan geçmiş çoğu batılı ülkelerin yaptığı şekilde biz de planlama yapıyoruz. Bunun devletçilikle alakası yok çağın gereği olan bir iştir. “

SAĞLIĞIN DÜŞMANLARI: ŞİŞMANLIK, SİGARA VE ALKOL
. Anne ve bebek ölüm oranları geçmiş yıllara oranla oldukça düştü. Bundan sonra kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere toplum sağlığına yönelik neler yapmayı düşünüyorsunuz? İstanbul’daki  basın toplantısında özellikle de şişmanlıkla, alkol ve sigarayla da ilgili, sağlıklı beslenmeyle ve egzersizle ilgili bir bilinçlendirme çalışmasından bahsetmiştiniz.

“Bizim dönüşüm programımızın ana dönüşümlerinden biri anne çocuk sağlığıydı.. Bu hususta bizden önce de başarılı adımlar atılmıştı. Biz aslında işin belki de oldukça zor bir döneminde oldukça kararlı ve yoğun bir biçimde girdik. Anne ölümleriyle ilgili önümüze çok ciddi hedefler koyduk. 100 bin de 20’nin altına indireceğiz dedik, bu sene bu sayıya ulaştı. Dünyada en gelişmiş ülkelerde bile bu oran 10’un altıdır. 1998’de Türkiye’nin rakamına dönersek kolay anlaşılır. 100 bin de 70’di. Bunu 100 binde 10’ların altına çekmemiz lazım. Bebek ölümlerini de 1000’de 20’lerin altına çektik bunu da 10’ların altına çekmemiz lazım. Ben 81 ilde hayatını kaybeden her anneyi teker teker takip ettim, sebebini sonuna kadar takip ettim, bu işi istatistikî bilgi olmaktan çıkardık. Ekibimiz hem motive oldu, hem kırsal yerlere ulaşma imkânımızı çok artırdık. Bunda 112 sisteminin çok büyük önemi var. Ambulans helikopterle kanamalı bir anneyi alıp hastaneye getirebiliyoruz. Bir ambulans helikopterin bir saatlik uçuşu 5000 euroya mal oluyor. Olsun, biz Türkiye Cumhuriyetiyiz büyük düşünmemiz lazım. Aynı şekilde hastanelerdeki bakımla ve ebelerin bakımlarıyla ilgili olarak birçok tedbir aldık ve bu noktalara çektik. Önümüze büyük hedefler koyuyoruz biz, anne ölümlerini 100 binde 15’in bebek ölümlerini 1000’de 15’in altına önümüzdeki sene içinde bunu indirmeyi hedefliyoruz. Anne eğitiminin büyük rolü var. Anne eğitimiyle kıyasladığımız zaman dünyada en düşük olan,  belki de birinci ülke biz olacağız ya da ilk üçün içine gireceğiz. Eğitim, coğrafya şartları, kültürel özellikler anne ve bebek ölümlerini önlemede en az Sağlık Bakanlığının çabaları kadar önemli ama eğitim seviyemizle kıyaslandığında dünyanın en iyileri içine girmişsek bayağı yol aldık.

Öteki mesele bireysel olarak sağlığın korunması konusu, bu önümüzdeki yılların en önemli konularından biridir. Biz Türkiye’de koruyucu hekimliğe çok büyük önem verdik. Dönüşüm programı, 2009 yılında koruyucu sağlığa 4 milyar lira para harcayacak. Aşıya 15 milyon liradan 300 milyon liraya çıkan bir para harcıyoruz. Türkiye’de tifo vakası yılda 25 bin’di . Bu yıl 200 tane tifomuz var. Sıtma 10 bindi, bu sene 150 tane sıtma var: Kızamık 20 bindi bu sene hiç yok. Biz Avrupa’dan Türkiye’ye kızamık bulaşacak diye endişe eden bir ülkeyiz.

Önümüzde üç tane büyük mesele var, biri şişmanlamamalıyız, şişmansak zayıflamalıyız. Nasıl yapacağız, kompleks diyetlere gerek yok az yiyeceğiz. İyi çiğneyerek yemek lazım, yavaş yiyeceğiz, midemiz tam dolmadan kalkacağız, öğün aralarını fazla açmayacağız ama tıka basa karnımızı doyurmayacağız, sebze ağırlıklı besleneceğiz. Koyu renkli ekmek yiyeceğiz ve meyveyi ön plana alacağız. Özellikle hanımlara sesleniyorum, günler de pasta börek yapmaktan vazgeçip meyve sebzeye ağırlık vermeliyiz. Yağlı gıdalar, kızartmalar, fastfoodlar özellikle çocuklarımız için bunlardan kaçınacağız, ikincisi hareket edeceğiz. Bu illa para verip spor merkezlerine gitmek anlamına gelmiyor. Asansör varsa bunu kullanmak yerine merdivenleri kullanacağız, arabayı işimize çok yakın yere park etmeyeceğiz, uzağa park edip yürüyeceğiz. Evde kendimize 20 dakikalık egzersiz programı uygulayacağız. Dışarıda yürüme imkânı olmayanlar evine yürüme bandı alacaklar, bunları yaparken de bir diyetisyene gitme de fayda var. Sigara içmeyeceğiz, alkol kullanmayacağız, alkol konusunda Türkiye birçok ülkeye göre iyi. Avrupa ülkelerine göre beşte bir oranda alkol kullanıyoruz ve hastalık yükümüz üzerinde alkolün sigara kadar etkisi yok, bu yüzden sigaraya karşı büyük bir mücadele başlattık. Türkiye Rusya ya da Romanya olsaydı orda alkolle ilgili çok problemler var, ülke felaketin eşiğinde ve onlar bunla ilgili programlar yapıyor. “

. Siz bir hekim olarak ve Sağlık Bakanı olarak söylediklerinizi kendi yaşamınızda ne ölçüde uyguluyorsunuz? Siz politikacıları hep politik söylemlerinizle biliyoruz, izleyiciler insan yönünüzü de tanımak istiyor. Siz ne yaparsınız neler yersiniz, yorgun, üzgün, sıkıntılı olduğunuzda atıştırmalarınız olur mu, stresinizi nasıl atarsınız?
“Benim bu hususta önemli bir kötü alışkanlığım var. Akşam yemeklerini geç yiyorum, çok kötü bir şey bu. Eve akşam saat 23.00’te gitmek zorundayım ertesi sabah 01.00’de vs… Belki de psikolojik sebeple eşimle oturayım, o saatte ayakta kalan çocuklarım varsa onlarla birlikte olayım falan bu yanlış. Gece geç yemezsem herhalde kendi işimi çözmüş olurum. Gündüz vakitlerinde kontrollü olabiliyorum. Spor konusunda da karar verip düzenli egzersiz yaptığım oluyor ama çok düzenli değil. İki şey söyledim, ikisini de tam yapamıyorum ama kilo almamayı başarıyorum. “

. Çok düşkün olduğunuz gıdalar oluyor mu?
Rahmetli babam derdi ki, ben dışarıda doymam, evde de yemem lazım. Bu bende de var. Makarna da börek de yiyebiliriz ama biraz öğünleri küçük tutmak lazım, tabağa az koymak lazım.”

. Aile hekimliği uygulamasını ilk Bolu Düzce’de başlattınız. Başka hangi illerde devam ediyor?
“30 ile yükseldi. Pilot uygulamada 30 ilde 20 milyon kişiye yaklaştık. Uygulama yerleşmiş oldu, başarılı oldu. Vatandaşımız ve sağlık çalışanımız çok memnun. Bunla birlikte toplum sağlığı hekimliğini de şimdi Türkiye’deki halk sağlığı uzmanlarıyla birlikte ayrı bir alan olarak geliştiriyoruz. Sistem şöyle çalışıyor, eskiden tüm işler sağlık ocakları hekiminin üzerindeydi.  Tarım Bakanlığının, Çevre Bakanlığının, belediyenin yapacağı iş onun üzerindeydi. Sayısı az olan hekimlere büyük haksızlık yapıyorduk. Aile hekimliğinde bu ortadan kalkıyor.  Aile hekimi bireyle ilgili, bireyin koruyucu hekimliğiyle tedavi edici işleriyle bireye sağlık danışmanlığı yaparak hizmet yapıyor. Toplum sağlığı merkezleri de koruyucu olarak aile hekiminin yaptığı işlerin gözlemciliğini yapıyorlar, ayrıca suyun, çevrenin, okulların temizliği gibi toplum eğitimleri bu işleri yapıyorlar.

Bu sene Maliye Bbakanlığında ödeneklerle ilgili aramızda tartışmalarımız var 59 ile çıkmayı planlıyoruz, 30 milyon üstüne çıkmış olacağız. Böyle olursa ülkenin yarısına aile hekimliğini oturtmuş oluyoruz. Bu sene vatandaşın memnuniyetini ölçtük. Aşağı yukarı 81 ilde 8000 kişi üzerinde anket çalışması yaptık 23 soruluk. Sağlık ocaklarında memnuniyet yüzdemiz yüzde 70 lerin biraz üstünde, aile hekimliğine başladığımız yerde ise yüzde 86’lara ulaşmış.”

 

 

« Geri
Köşe Yazısı
Ey Doktor Gözlerime Baksana! Ey Hasta Beni Anlasana!
Esra KAZANCIBAŞI
Tüm Yazılar
Online Randevu
Kriterleri seçin, hastanelerden online randevu alın.
Şehir
 Devlet   Üniversite   Özel
Acil Sağlık
Nöbetçi Eczaneler
Ambulanslar
Kan Merkezleri
Acil Servisler
Sağlık Tedarikçileri
Evde Sağlık Hizmeti
İlk Yardım Rehberi
Alo Sağlık
Hastaneler
Sağlık ocakları
Ana çocuk sağlığı merkezleri
Tahlil laboratuvarları
Görüntüleme merkezleri
Sağlık sigorta şirketleri
İlaç firmaları
Yaşlı bakım evleri
Bakım ve rehabilitasyon merkezleri
Diyaliz merkezleri
Kanser tedavi merkezleri
Ağız ve diş sağlığı merkezleri
Sorun Doktorunuz Yanıtlasın
Sağlıkla ilgili merak ettiğiniz ne varsa, bize yazın. Uzman doktorlar yanıtlasın. »
Detay için tıklayınız
Doktorlarla Canlı Sohbet
Şuan online doktorumuz yok. »
"Sorun Doktorunuz Yanıtlasın" bölümünden bize ulaşabilirsiniz.
Sağlık Kitapları
Haftanın Kitabı

"Tiroid Kanserlerinin Şifreleri ve Guatr "
-Serdar Tezelman
Önceki Kitaplar
Haftanın Söyleşisi
Annesinin Böbreği Nakledilen Serdar Önal: Moralinizi Yüksek Tutun
Fotoğraf sanatçısı Serdar Önal diyabetin yaşamını nasıl etkilediğini, böbrek naklinden sonra hayat...
Tüm Söyleşiler
Videolar
Çift Terapisi - Çiğdem Demirsoy
 Medikal Ödül - 2
 Medikal Ödül - 1
 İstanbul`da Organ Bağışı Artıyor
Anket
Aile hekimliği uygulamasından memnun musunuz?
Evet, memnunum
Hayır, memnun değilim
Kararsız

Ankete katılmak için lütfen giriş yapınız. Giriş için tıklayınız.

Önceki Anketler
Sağlık Yönetimi
 Sağlık İletişimi
 Sağlıkta Kalite
 Sağlık Ekonomisi
 Sağlık Yönetimi
 Sağlık Hukuku
 Sağlıkta Kalite
 Yasa ve Yönetmelikler
Künye | Danışma Kurulu | Üyelik | Reklam | Gizlilik | Yasal Uyarı | İletişim Bilgileri
Copyright 2011 Sagligimicinhersey.com | Tüm Hakları Saklıdır. | Web Tasarım ve Programlama Grimor

Valid XHTML 1.0 Transitional