2009 yılında Onkoloji alanındaki gelişmeler şöyle özetlenebilir;
Herşeyden önce kanser oluşum mekanizmalarını anlamaya yönelik moleküler biyoloji çalışmaları hızla devam etmektedir. Bu konuda en çarpıcı haber, hücre ömrünün ve yaşlanmanın belirlenmesinde önemli bir rol oynayan “Telomeraz” enzimini ve kromozomların Telomer adı verilen DNA ucundaki kısımları ile korunma mekanizmasını keşfeden bilim insanlarına (Elizabeth H. Blackburn, Carol W. Greider, Jack W. Szostak) 2009 Nobel Tıp ödülünün verilmiş olmasıdır. Birçok kanserde telomeraz enzim aktivitesinin arttığı bilinmektedir. Bu konu, ölümsüz olarak kabul edilen, sürekli çoğalan kanser hücrelerine yönelik yeni ilaçların geliştirilmesinde önemli bir adımdır. Bu buluşun hücre ve organizma yaşlanması ve bunun yavaşlatılması alanındaki çalışmaları da hızlandıracağı kuşkusuzdur.
Önceki yıllarda olduğu gibi 2009 yılında da kanser tedavisinde hedefe yönelik yeni ilaçlar geliştirilmeye ve bulunan ilaçlarla klinik araştırmalara devam edildi. Bilindiği gibi bu grup ilaçlar, normal hücrenin kanserleşmesinde rol oynayan biyolojik hedefler üzerinde etkilidir. Bu alandaki araştırmalar klinikte en çok meme, kalın bağırsak, akciğer, böbrek, KML (kronik miyeloid lösemi) ve GIST kısaltmasıyla bilinen yumuşak doku tümörlerinde yoğunlaştı. Bu kanserlerin tedavisinde son birkaç yıldır kullanılan hedefe yönelik ilaçlara bazı yeni ilaçlar eklendi.
Böylece 1. basamak tedavi sonrası direnç gelişen hastalarda etkili 2., 3. basamak tedaviler olası hale geldi. Bu arada bu yıl, geçtiğimiz yıllarda böbrek kanserlerinde etkili bulunan ve kullanılan hedefe yönelik bir ilaç, ameliyat şansı olmayan, ileri evre karaciğer kanserinde de etkili bulundu. Ağızdan tablet şeklinde alınan bu ilacın bu hastalarda sağkalımı yüzde 44 oranında arttırdığı gösterildi.
Bilindiği gibi, karaciğer kanseri dünyada 5. sırada en sık görülen bir kanser türüdür. Erken evrede yakalandığında tedavisi karaciğer transplantasyonu da dahil olmak üzere ameliyattır. Ancak bu grup vakalar tüm hastaların sadece yüzde 30 kadarını oluşturur.
Geride kalan büyük bir hasta grubunda, tümörün büyüklüğü, damarlara yakın olması, sağlam karaciğer dokusunun azlığı ya da sirozun eşlik etmesi gibi nedenlerle ameliyat yapılamaz. Bugüne kadar, ameliyat şansı olmayan karaciğer kanseri vakalarında kullanılabilecek etkili bir ilaç maalesef yoktu. Bunun bir dönüm noktası olduğu kabul ediliyor; gelecekte bu ilacın ameliyat sonrası koruyucu olarak kullanılması ya da ameliyat öncesi tümörü küçülterek operasyon olanağı sağlaması konularında araştırmalar planlanıyor.
Yine hedefe yönelik tedavilerden bir diğeri, direkt tümöre değil, tümörün beslenmesini sağlayan damarlar üzerine etkili olan, tümör damarlanmasını önleyen ilaç grubudur. Tümörler de tıpkı ana karnındaki fötus gibi kendilerine damar oluşturur ve bu yolla kendilerine oksijen ve besin alırlar. Geçtiğimiz yıl ülkemizde de onaylanan anti-VEGF etkili damar oluşumunu baskılayan bir ilaç, halen sadece ileri evre kolon kanserinde kullanılıyordu. 2009’da bu ilacın birinci basamak tedavi olarak bir başka ilaç ile birlikte kullanıldığında böbrek kanserinde de etkili olduğu, cevap oranını arttırdığı, nüksleri geciktirdiği saptandı.
Bir diğer gelişme, kişiye özel, bireysel kanser tedavilerinde ilerleme kaydedilmesidir. Nasıl ki kanser diye tek bir hastalık yoksa, organ kanserlerinin de farklı alt-grupları bulunmaktadır. Örneğin meme kanserinin bugün bilinen 4, kolon kanserinin 3 alt grubu mevcuttur. Dolayısıyla bunlarda uygulanan ilaç tedavileri de farklıdır. 2009 yılında bu alanda en göze çarpan gelişme kolon kanserinde kendini gösterdi. Kısaca EGF olarak bilinen bir tümör büyüme faktörünün hücre zarındaki bağlanma yerine (EGFR) bağlanarak hem kanser hücresinin çoğalmasını baskılayan, hem de tümöre karşı bağışıklık mekanizmasını uyararak hücre ölümüne yol açan bir ilaç, ileri evre kalın barsak kanserlerinde ilk basamak tedavi olarak kemoterapi ile birlikte kullanıldığında etkili bulunmuştu.
Ancak bu ilacın, K-ras geni mutasyona uğramamış hastalarda etkili olduğu gösterildi. Benzer, ama ters bir örnek küçük hücreli olmayan akciğer kanserlerinde söz konusudur; hedefe yönelik bası ilaçlar, sigara içmeyen ve EGFR mutasyonu olan hastalarda etkilidir. Bu ve benzeri gözlemler, tedavi öncesi patolojik incelemelerin her hasta için ayrıntılı yapılması gerektiğini gösterdi.
Bugün, artık bazı kanserlerde ilaç tedavisi öncesi yapılması gereken genetik testler aşağıdaki şemada gösterilmiştir. Bu testler, biyopsi ya da ameliyatla çıkarılan hasta tümör materyalinde ülkemizde de yapılmaya başlanmıştır.
KANSER TİPİ YAPILMASI GEREKEN TEST
MEME cerbB2 (HER2/neu) amplifikasyonu KOLON-REKTUM K-ras mutasyonu AKCİĞER (Küçük hücreli dışı) EGFR mutasyonu
Son olarak, kanserin son yıllarda kök hücreden oluştuğu ciddi bir biçimde araştırılıyor. Temel bilim çalışmaları kanser dokusunda, kanserleşmiş kök hücrelerini ayırarak bunların tümörün hızlı çoğalmasında ve uzak organlara yayılmasında esas rol oynadığını ileri sürüyorlar. Bu hücreler kemoterapi ve radyoterapiye de direnç gösterip yaşayabiliyorlar. Bu görüşe göre tedavilerin de esas olarak bunları yok etmeye yönelik olması gerektiği konusunda birleşiyorlar ve araştırmalar bu yönde hızla devam ediyor.
Prof. Dr. N. Faruk Aykan İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü / Medical Onkolog
|