Çok değil, bundan iki yıl öncesine kadar sadece haber kanallarında ve yerel kanallarda kendine yer bulan sağlık programları, artık ulusal kanalların da göz bebeği oldu. Hemen her kanalda en azından bir sağlık programı var.
Kanal D, “Doktorum” programıyla farklı, bilgilendirici bir formatla sağlığı hafta içi gündüz kuşağına taşıdı. Kaynana gelin tartışmalı, şarkılı türkülü seviyesiz kadın programlarının yerini sağlığa emanet ederek ekranını bana göre temizledi. İki saate yakın bir sürede kaliteli bir şekilde sağlık program yapılabileceğini, sağlıkla da rating listelerinde ön sıralarda yer alınabileceğini milyonlara gösterdi.
Medyanının yaratıcı (!) televizyoncuları, program yapımcıları durur mu? Hemen bu formatı taklit etmeye başladılar.
Efendim, illa sağlık programını biri kadın, diğeri erkek olmak üzere iki kişi sunacak. Programın kadın sunucusunun sarı saçlı olması tercih sebebi. Erkek sunucu ise ağzı laf yaptığı düşünülen bir hekim olacak ve mutlaka hekim önlüğü giyecek.
Bu arada doktor sunuculara beyaz hekim önlüğü değil de, neden cerrah giysisi giydirildiği merak ediyorum doğrusu. Zannedersiniz ki, sunucu hekiminiz her an stüdyodan ameliyathaneye ya da doğumhaneye koşacak.
Söz önlükten açılmışken, programın tıpla alakası olmayan kadın sunucularına beyaz hekim önlüğü giydirilmesini de yadırgadığımı belirtmek isterim.
Neyse, biz gelelim sağlık programlarına olan bu yoğun ilginin nedenine. Zannetmeyin ki, kanallar sadece rating için yayın kuşaklarını sağlık programlarıyla dolduruyorlar. İşin doğrusu sağlık programları hem televizyon yöneticileri için, hem de yapım şirketleri için para demek. Sayıları her geçen gün artan özel hastaneler, estetik ve tüp bebek gibi konularda geniş bir hasta kitlesine sahip özel doktorlar ve merkezler televizyon programlarına ciddi bir parasal kaynak ayırıyorlar. Bugüne kadar dizilere, yarışma ve kadın programlarına imza atan, sağlığa hep burun kıvırarak bakan yapım şirketlerinin hastalık-iyileşme konularına artan sempatisinin, ilgisinin nedeni de işte bu; sağlıktaki para kokusu... Yani tamamen duygusal bir eğilim.
40 dakika ile 120 dakika arasında bir dilimi kanaldan satın alan yapım şirketlerinin yöneticilerine göre sağlık program yapmak son derece kolay… Nasıl olsa selülit, kırışık kremcisinden ekranlarda boy göstermeye pek bir hevesli hekimine kadar televizyonlara konuk olmak için cebinden para vermeye razı pek çok kişi var. Söyler misiniz, hastalıklara, teşhis ve tedavi yöntemlerine dair söyleyecek sözü olandan çok, parası olanların yer aldığı bu tür sağlık programlarına güvenmek ne kadar mümkün?
Programın ismi, formatı ise en kolay onlar için. Marka olmuş bir program varken, beynin, yaratıcığın sınırlarını zorlamaya ne gerek var? Doktorum programını taklit edersin. Aynı onun gibi biri kadın, diğeri hekim önlüğü giymiş bir erkek doktor sunucu ayarlarsın… Hatta mümkünse Doktorum’un isminden türeyen program adları da türetirsin. Olur biter!
Sonuçta Doctors gibi bir programdan bizim ülke insanına özgü bir formata uyarlanan Kanal D’deki Doktorum’u taklit ediyorsunuz. Ama şunu bilin ki, Doktorum’un kötü bir taklidi olmaktan öteye gidemiyorsunuz. Üstelik komik oluyorsunuz.
Bilirim, bunlar hiç umurunuzda değildir, Sizler sadece banka hesabınızdaki paralara bakarsınız.
Vay benim, yaratacı televizyon yöneticilerim ve sözde sağlık programcılarım.
Vay benim özelleşen, özelleşirken de ticarileşen sağlık hizmetlerim ve tıbbi kongreler yerine kanal kanal dolaşan hekimlerim…
esrako@gmail.com www.esrakazancibasiilesaglik.com |