Nedense artık çoğu kişi karşısındakinin gözlerine bakmıyor. Baksa da o gözlerin anlattığı sevinci, acıyı, yorgunluğu, coşkuyu, endişeyi, korkuyu, hüznü ya da pişmanlığı fark etmiyor. Bakmak ile görmek arasında fark var. Görmek ile hissetmek, empati kurmak arasında da…
Sürekli ilgi bekleyen egoist benliğimiz, hayatın odak noktasına hep kendini koyuyor. Aşk yaşamında… Evde… Ofiste… Sokakta… Hastanede… Herhangi bir şekilde iletişime geçtiğimiz insanlardan beklediğimiz ilgiyi, dikkati, özeni görmeyince şımarık ruhumuz arsızlaşıyor, dilimiz yılan gibi ısırıveriyor. Kimilerinin içlerinde yaşattığı kabadayı en ufak bir hata karşısında dört duvarı inletiyor. Hatta fiziksel şiddete gidebilecek kadar vahşileşebiliyor.
İşte, böyle durumlarda acaba sizi öfkelendiren kişinin gözlerinin içine bakmak hiç geliyor mu aklınıza? Masaya rakınız için buz getirmeyi unutan garsona diğer masaların duyacağı şekilde çıkışmak yerine, biraz empati kursanız belki de restoran işletmecisinin az sayıda personel çalıştırması nedeniyle masadan masaya çaresiz bir şekilde nasıl koşuşturduğunu görebileceksiniz. Yüzündeki telaşı, beden diline yansıyan stresi fark edeceksiniz. Garsonu onlarca kişinin içinde azarlamak yerine “10 dakikadır bizim buzu getirmediniz. Sizin için çok yoğun bir gün olmalı. Garson sayısı az geliyor sanırım. Kolay gelsin, işiniz zor” diye insani bir iletişim kursanız, eminim o garson en gönülden sizinle ilgilenecektir. Aranızda kurulan sıcak iletişimin etkisiyle…
SAĞLIK HİZMETLERİNDE İLETİŞİMSİZLİK
Sağlık hizmetlerinde de ne yazık ki aynı sorun yaşanıyor. Doktor hastasının, hasta ve hasta yakınları da doktorun gözlerine bakmıyor. Acil durumdaki hastalar ve hasta yakınları tabii bu konunun dışında. İnsan can derdindeyken, kanaması varken, acı ya da ateş içinde kıvranırken kimseyi düşünemez. Bir kişinin acil serviste ya da yoğun bakımda hastası bulunuyorken elbette dünya umurunda olmaz. Hastalar da, hasta yakınları da böyle anlarda gözlerinin içine sevgiyle bakan hekimler, hemşireler ararlar yanlarında. Ama ya poliklinikte sıra bekleyen hastalar ve onlarla ilgilenen hekimler? Hastanede yatan hastalar?
Sağlık sisteminin bugünkü koşullarına baktığımızda burada karşılıklı bir empati olması lazım. Yani hekimlerin hastalara sevecenlikle yaklaşması, gözlerinin içine bakması, ismiyle hitap etmesi; hastaların da doktorlarına saygı ve anlayış göstermeleri gerekiyor.
HEKİME, HEMŞİREYE KIZMADAN ÖNCE…
Hastanızın yanına beş dakikadır gelemeyen serviste görevli hemşireye kızmak yerine, omuzlarına yüklenen aşırı hasta sayısından dolayı onun da mağdur olabileceği hiç aklınıza geliyor mu? Randevu saatinizin üstünden yarım saat geçmesine rağmen bir türlü muayene odasına giremediğiniz doktorun o gün 75’inci hastası olabileceğinizi biliyor musunuz? Siz sırada beklerken odasından çıktığı için arkasından nefretle baktığınız hekimin tuvalet gereksinimi olabileceği ya da migren krizi yüzünden midesinin bulanmış olabileceğini bir an olsun düşünüyor musunuz? Belki de karşınızdaki hekim nöbet dahil 35 saatten bu yana mesai başında olabilir. Doktorların da robot olmadıklarını, bizler gibi hisseden, hastalan, ağrı, acı çeken insan olduklarını acaba kaçımız içtenlikle savunuyoruz?
HASTA BAŞINA 20 DAKİKA
İdeal bir sağlık hizmeti için bir hastaya 20 dakika süre ayrılması gerekirken Türkiye’deki çoğu hastanede bu süre 10 dakikayı bulmuyor. Bu konuda devlet, üniversite hastanesi ya da özel hastane fark etmiyor. Devlet ve üniversite hastanelerindeki aşırı hasta yığılması buna neden olurken, özelin SGK’si olan hastanelerde de “Ne kadar çok hasta, o kadar çok kar” felsefesiyle hekimlerin randevu aralıkları giderek kısaltılıyor. Şimdi SGK özel hastanelerle yaptığı anlaşmaya bir hekimin saatte en fazla 10 hasta muayene edebileceği kuralını getiriyor. Ama bu gene hasta başına 10 dakikalık süre demek…
Şimdi söyler misiniz, burada hasta memnuniyetsizliğinin sorumlusu kimdir? Hekimler mi yoksa onları bu ağır tempoda çalışmaya mecbur eden, hasta ile hep doktorları karşı karşıya bırakan sağlık sistemi mi? Yoksa doktorların sorunlarına hiç yer vermeyen, hep onları hedef gösteren, buna karşın otla şifa sömürüsü yapan bir takım açıkgözleri rating ve tiraj uğruna manşetlere taşıyan medya mı?
Tabii, tüm bunlar sekiz dakikalık bir muayenede bile olsa, bir hekiminin hastasına güleryüzle merhaba deyip, ismiyle hitap etmesine ve gözlerine bakarak konuşmasına engel değil!
Tabii, sağlık hizmetindeki sorunlar, eksiklikler hastanın, hasta yakınlarının hekimlere saygısız davranmasına, doktorlara psikolojik ve fiziksel şiddet uygulamasına mazaret değil! Şiddet bir suç... Şiddet bir vahşet...
Trafikte sollama, selektör yakma, yol vermeme gibi gerekçelerle birbirlerine sopalarla, levyelerle saldıranların giderek arttığı Türkiye'de en güvenli olmamız gereken yerlerden birinde; hastanelerde hekime yönelik şiddet de artıyorsa, bunun toplumsal nedenlerinin iyice irdelenmesi gerekiyor demektir…
esrako@gmail.com
www.esrakazancibasiilesaglik.com
|