HABER: Demet DEMİRKIR
Türkiye’yi yeni bir spor kavramı ile tanıştıran “Likya Yolu Ultra Maratonu” Muğla'nın Fethiye İlçesi'ne bağlı Ölüdeniz Beldesi'nde 26 Eylül Pazartesi günü start verdi. Altı gün sürecek olan maraton altı etaptan oluşuyor. Yaklaşık 240 kilometrelik koşuda Türkiye, Danimarka, Amerika, İngiltere ve Rusya'dan 27 sporcu yarışıyor. Yürüyüş sopaları, kulaklık, su, yiyecek ve uyku tulumu bulunan sırt çantalarıyla koşan sporcular, zorlu ve heyecanlı maratonu altı günde tamamlayacak, maraton 2 Ekim'de Antalya-Kemer'deki Phaselis Antik Kenti'nde sona erecek.
Maratonun startını Fethiye Belediye Başkan Vekili Dilek Dinçer ve İç Hastalıkları-Endokrinoloji Uzmanı aynı zamanda Likya Yolu Ultra Maraton Koordinatörü Prof. Dr. Taner Damcı birlikte verdi.
Likya Yolu Ultra Maratonu sürecini yakından takip eden www.sagligimicinhersey.com ekibi olarak Prof. Dr. Taner Damcı’dan maratonun sağlık detayları hakkında bilgi aldık.
TİP-1 DİYABETLİLER DE MARATONA KATILABİLİR
Maratonda dayanıklılığın esas olduğunu söyleyen Prof. Dr. Damcı, maratona katılacak kişilerin check-up’tan geçirildiğini söyledi. Koşuya herkesin katılabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Damcı, hasta kişilerin doktorlarından izin çıktığı sürece katılabileceklerini vurguladı.
Maratona 2010 yılında da katılan Tip-1 diyabetli Danimarkalı koşucu Soeren Kruse Lilleore, geçtiğimiz yıl maratonun üçüncüsü olmuştu. Lilleore, Tip-1 diyabetli kişilerin maratona bile katılacağını göstermek için koşuyor ve koşu boyunca insülin iğnesini yapmak zorunda…
TİP-2 DİYABETLİ KOŞUCU SENEYE OĞLUYLA KATILACAK
Ultra maratona katılan 17 yıldır Tip-2 diyabet hastası olan Yaşar Gök ise tesadüf neticesinde yarışmayı gördüğünü amatör bir koşucu olmasına rağmen “Bir diyabetlinin en büyük ilacı: Spordur” düşüncesiyle yarışmaya katılmaya karar verdiğini belirtti. “Bu yarışma sınırlarımın çok ötesinde” diyen Gök, birinciliği hedeflemediğini ancak sonunculuğu da düşünmediğini, başarılı olduğu taktirde ise seneye bu yarışmaya oğluyla katılmak istediğini sözlerine ekledi.
LİKYA YOLUNU DÜNYAYA TANITMAK HEDEFLENİYOR
Prof. Dr.Taner Damcı, bu ultra maratonun 42 km'lik normal maraton mesafesini aşan, patika, dağ, çöl gibi çetin parkur ve değişken zeminlerde düzenlenen yarışmalar olarak ifade edildiğini, çok sayıda takipçisi bulunduğunu ve Türkiye’nin de bu spor dalı için oldukça ideal birçok rotaya sahip olduğunu belirtti.
Bu amaçla hem ülkeyi hem de tarihi Likya Yolu’nu dünyaya tanıtmayı amaçladıklarını söyleyen Prof. Dr. Damcı, “Likya Yolu Ultra Maratonu ülkemizin spor turizmi konusunda öncü organizasyonlarından biri haline getirmek hedefimiz. Dünyanın en seçkin dağ maratonlarından Ultra Trail du Mont Blanc’a (UTMB) akredite olduk. Bu sene yarışmayı tamamlayanlar üç puan alarak dünyanın en elit maratonlarında yarışma şansını yakalıyor. Yarışmacılar, bu yıl ilk kez dünya çapında yarışma hakkı için de koşuyor olacak” dedi.
Ultra maratona katılanların sağlık taramalarından geçtiklerini kaydeden Prof. Dr. Damcı, maraton boyunca arama kurtarma ekiplerinin de olacağını belirtti.
Maraton boyunca yarışmacılara bir haftalık yiyecek ve su ve 8-10 kiloluk çanta verdiklerini anlatan Prof. Dr. Damcı, ancak başka kişilerden yiyecek takviyesi yapacak yarışmacıların diskalifiye olacaklarını da anımsattı.
SPORCULARIN GÜNLÜK RUTİN SAĞLIK KONTROLÜ VE AYAK BAKIMLARI YAPILIYOR.
Projeye destek veren Memorial Sağlık Grubu’ndan Kardiyoloji Uzmanı Dr. Deniz Şener de “Dayanıklılığın bu kadar ön planda olduğu uzun süreli bir organizasyonda verilen medikal destek oldukça önemli. Sporcuların günlük rutin sağlık kontrolü ve ayak bakımları yapılıyor. Oluşabilecek herhangi bir riske karşı yarışmacıları koşu sırasında sürekli ambulans ile takip ediyoruz. İnanılmaz keyifli ve heyecanlı bir ortam, biz 2 yıldır bu projeye destek verdiğimiz için çok mutluyuz” dedi.
ULTRA MARATONDAN İZLENİMLER
Muhabirimiz Demet Demirkır, çok renkli ve heyecanlı geçen Likya Yolunda Ultra Maraton’unstart alışını izledi ve yazdı. İşte size renkli ayrıntılar…
. Likya Yolu Ultra Maraton’unun basın toplantısının yapılacağı yere gittiğimizde oldukça şaşırdık. Toplantı salonu, basın toplantılarının yapıldığı yerlere hiç benzemiyordu; alışılmışın dışında, enteresan bir mekan seçilmişti. Toplantı kıl çadırda yapılacaktı. Kıl çadır, keçi kılından yapılıyor ve içeriye ilk girdiğinizde keçi kokusunu alabiliyorsunuz ama zamanla kokuya alışıyorsunuz.
. Çadıra girmek için basın mensupları ve sporcular ayakkabılarını çıkardı, çadırın girişi adeta camiyi andırıyordu.
. Hınca hınc dolu olan çadırın içinde yapılan kurabiye ve içecek ikramı yerdeki ahşap sofralar üzerine konmuş tepsiler içinde sunuldu.
. Toplantı sonrasında basın mensuplarına güzel bir jest yapıldı; ya atlarla gezinti ya da safari yapabilecektik…
. Hakkımızı safariden yana kullandık ve Fethiye – Ölüdeniz’in o muhteşem görsel şöleniyle ruhumuzu yıkadık. Zaman zaman araçtan inerek fotoğraflar çektik, ancak alışılmadık bir süratle uçurumun kenarındaki virajlı yollardan geçerken adrenalini had safhaya çıkaracak dönüşler, bazı basın mensuplarının midesine iyi gelmedi…
. Ertesi sabah saat 10:30’da maratonda koşacak olan sporcuların check-up’ları yapılacaktı, check-up’da neler yapıldığını gözlemlemek için tekrar kıl çadırın yolunu tuttuk. Yarışmacılar, maratonun koordinatörü Prof. Dr. Taner Damcı, bir hemşire ve başka bir doktorun eşliğinde check-up’tan geçirildiler.
. O gece biz de kıl çadırlarda konaklayacaktık… Kıl çadırların yakınında ateşler yakıldı, demlenen çaylar içildi… Uyku tulumlarımıza girdik ve uyuduk. Sabah saat 04.45’de kalkarak kahvaltı yaptık. Bir gece önce çantalarını hazırlayan koşucuların yarışma süreci aslında başlamıştı çünkü dışarıdan bir şey yemeyecek, maratonun formatı gereğince çantalarındaki yiyecekleri tüketeceklerdi. Kahvaltı bitti, eşyalarımızı topladık ve yarışma alanına gittik. Yarışmacılar heyecanlı bir şekilde koşunun başlaması gerektiğini belirten o sesi bekliyorlardı… Düdük sesi geldi ve altı günlük ultra maraton başlamış oldu…
. Birinci gün, geçen sene birinci olan Mustafa Kızıltaş 4 saat 50 dakika 20 salise ile ilk sırada bitirdi. Beş kişi ise yarışmadan çekildi.
|