|
|
| |
13. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi 11.10.2011 - 691 defa okundu.
|
HABER: Demet DEMİRKIR
Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) tarafından düzenlenen 13. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi, Antalya'nın Belek beldesinde yapıldı.
Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısına Kongre Genel Sekreteri Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Ertenli, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji ve
Metabolizma Hastalıkları Ünitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Okan Yıldız, Başkent Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Birol Özer, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Kiraz ve Adli Tıp Uzmanı Nur Birgen katıldı.
“VÜCUT KİTLE İNDEKSİNİZ 30’UN ÜZERİNDE İSE OBEZSİNİZ DEMEKTİR”
Prof. Dr. Bülent Okan Yıldız, obezitenin 1970’li yıllardan sonra dünyada salgın hastalık haline geldiğini söyleyerek vücut kitle indeksinin (VKİ) önemine dikkat çekti. Türkiye’nin de obeziteden kaçamadığını sözlerine ekleyen Prof. Dr. Yıldız, VKİ’nde 18.5 – 25 arası normal, 25-30 arası fazla kilolu ve 30 üzeri olanları ise obez olarak değerlendirdi.
Prof. Dr. Yıldız, 2008 yılında 199 ülkede yapılan bir çalışmanın sonucuna gore dünyada 1.5 milyar fazla kilolu, 502 milyon obez erişkin ve 170 milyon kilolu veya obez 18 yaş altı çocuk bulunduğunu söyledi.
Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması-II’ye (TURDEP-II Çalışması) göre, Türkiye’de bugün her 10 erişkinden 4’ünün fazla kilolu; 3’ünün ise obez olduğunu hatırlattı.
“OBEZİTE KANSER RİSKİNİ ARTIRIYOR”
Obezitenin genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan bir hastalık olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yıldız, hipertansiyon, tip 2 diyabet, koroner arter hastalığı ve kanser gibi hastalıkların riskini artırdığını sözlerine ekledi.
Prof. Dr. Yıldız; yağ, şeker ve tuz oranı yüksek, porsiyonları büyük, her yerde kolaylıkla bulunan, özellikle ayaküstü yenilmesi teşvik edilen gıdaların normal iştah düzenleyici mekanizmaları baskıladığını bildirdi. Dünyada her 50 kişiye, bir hızlı gıda tüketim zinciri şubesi düştüğünü belirten Prof. Dr. Yıldız, azalmış fiziksel aktivite ve enerjinin fazla harcanmadığı bir yaşam tarzı ile obezite gelişiminin kolaylaştığını söyledi. Obeziteyle mücadelede ise birey, özel sektör, sivil toplum örgütlerine büyük görevler düştüğünü belirterek ülke yönetimlerinin liderliğinde sistemli programların düzenlenmesi, yatırım yapılması gerektiğini vurguladı.
“HİPERTANSİYON ÖNLENEBİLİR BİR HASTALIK”
Prof. Dr. Yunus Erdem de hipertansiyonun erişkin nüfusun üçte birini etkilediğini ancak hastalıktan korunmanın mümkün olduğunu söyledi. Kilo ve tuz tüketiminin önemli bir faktör olduğunu söyleyen Prof. Dr. Erdem, ideal kilonun korunması ya da kilo vererek ideal kiloya ulaşma, tuz tüketiminin azaltılması ile hipertansiyonun ortaya çıkmasını engellemenin mümkün olduğunu ayrıca hipertansiyon tedavisinde de bu iki faktörün önemli olduğunu vurguladı.
Tedavide temel olanın yaşam tarzı değişikliği olduğunu kaydeden Prof. Dr. Erdem, “Böylece daha az ilaç kullanımı ile daha iyi kan basıncı kontrol oranları sağlanabilir. İlaç tedavisindeki en önemli eksiğimiz ise hastaların ilaçları çeşitli nedenlerle kesmesidir. Tedavi ömür boyu sürmelidir” şeklinde konuştu.
“DÜNYADA 350 MİLYONUN ÜZERİNDE HEPATİT B HASTASI VAR”
Doç. Dr. Birol Özer, dünyada 350 milyondan fazla insanın Hepatit B virüsü ile enfekte olduğunu ve Asya ülkelerinde hepatit B sorununun ciddi olarak devam ettiğini vurguladı. 5 yıldır yeni doğanlarda aşılamanın başlamasıyla birlikte Türkiye'de hastalığın sorun olmaktan çıkacağını ancak erişkinlerde hastalığın öneminin devam ettiğini belirtti.
“HEPATİT C HASTALARI ALKOL KULLANMAMALI”
Hepatit B'nin tedavisinde ilaçla başarı oranının yüzde 10 olduğunu bildiren Doç. Dr. Özer, ''Türkiye'de 3 milyon kişi hepatit B virüsü taşıyor. 3 milyonun yüzde 10'u gerçekten tedavi olması gereken hasta grubu. 200 bin kişinin ciddi tedavi alması gerekiyor ama 39 bin kişiyi tedavi edebiliyoruz'' diye konuştu.
Doç. Dr. Birol Özen, dünyada 1 milyon civarında kişinin hepatit C virüsü taşıdığını belirterek tedavisinin hepatit B’ye gore daha kolay olduğunu söyledi ve hepatit C hastalarının alkol kullanmamaları gerektiğini vurguladı.
“BASİT BEL AĞRILARINI FITIKLA KARIŞTIRMAYIN”
Prof. Dr. İhsan Ertenli, kronik hastalıkların arttığına dikkat çekerken, ''Kronik hastalıklardan kaynaklanan ölüm olayları Somali gibi geri kalmış ülkelerde bile enfeksiyon hastalıklarından ölenlerin sayısından daha fazla'' dedi. Erişkin yaş grubunda bel ağrısı sıklığının yüzde 70-80 olduğunu belirten Ertenli, bunların yüzde 90-95'ini basit bel ağrılarının oluşturduğunu kaydetti.
Bel ağrısının şişe çektirme, bel çektirme, sülük koyma gibi yöntemlerle tedavi edilmeye çalışıldığını ifade eden Prof. Dr. Ertenli, ''Bu insanın cildini tahriş etmekten başka işe yaramıyor'' şeklinde konuştu.
Her bel fıtığında ameliyat gerekmediğinin altını çizen Prof. Dr. Ertenli, bel fıtığının dinlenme ve ilaç kullanımı ile 4-12 hafta arasında geçebildiğini; insanı çalışamaz hale getiren, güç ve duyu kaybına yol açan fıtıklarda ameliyatın önerildiğini vurguladı.
“İNSANLAR GEREKSİZ YERE DAVA AÇIYOR”
2004 yılında hekim hatalarını dava eden hasta sayısının 600 civarında iken bugün 1100-1200'leri bulduğunu ifade eden Birgen, Türkiye'de tıbbi uygulama hatalarıyla ilgili dava süreçlerinde artış yaşandığını söyledi.
''Yeni Ceza Kanunu yürürlüğe girdikten sonra hekimlerin yargılanmasına yol açıldığı düşüncesiyle insanlar haklı ya da haksız olduğunu gözetmeden suç duyurusunda bulunuyorlar'' diyen Birgen, ABD'de yapılan bir araştırmaya göre, bu ülkede açılan 5 davadan 1'inde hekimlerin suçlu bulunduğunu ve tazminat ödediklerini dile getirdi. ''Türkiye'de ise durumun farklı olduğunu kaydeden Birgen, “Çok dava açılıyor ama yüzde 25 civarında tıbbi uygulama hatası tespit ediliyor. İnsanlar aslında gereksiz yere dava açıyorlar'' şeklinde konuştu.
Bakılan hasta sayısının fazla olması nedeniyle hasta ile hekimin yeterince iletişim kuramadığına dikkat çeken Adli Tıp Uzmanı Nur Birgen, ''Tazminat davalarındaki artışı ben ekonomik nedenlere de bağlıyorum. Biraz daha zenginleşebilir miyim kaygısı ile hareket edebiliyorlar'' dedi.
Yapılan şikayetlerin yüzde 35'ini cerrahinin oluşturduğunu belirten Birgen, bu alanda daha çok kadın doğum uzmanlarının, dahiliye de ise çocuk ve kardiyoloji uzmanlarının dava edildiğini söyledi. Hekimlerin zaman darlığı nedeniyle hastayı yeterince bilgilendiremediğinden şikayet ettiklerini vurgulayan Birgen, hekime yönelik açılan davaların 5-10 yıl sürebildiğini vurguladı.
|
| « Geri |
|