HABER: Demet DEMİRKIR
10. Üroonkoloji Kongresi Antalya’da yapıldı. Üroonkoloji Derneği tarafından yapılan kongreye Türkiye'den 75, yurtdışından 15 davetli yabancı konuşmacı katıldı. 18 oturum, 6 kurs ve 3 uydu sempozyumu yapıldı.
Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısına Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Türkeri, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Özen, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Sinan Sözen, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağ Çal ve Ankara Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sümer Baltacı katıldı.
45 YAŞINDAN İTİBAREN ÜROLOGA MUAYENE OLMAK GEREKİYOR
Prostat kanserinin çok önemli bir hastalık olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Haluk Özen, prostat kanserini, kadındaki meme kanserinin erkekteki versiyonu şeklinde tanımladı. Erkeklerde ikinci sık görülen kanserin prostat kanseri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özen, nüfus yaşlandıkça bu kanserin artacağını, şimdi yaygın olan bu hastalığın önümüzdeki yıllarda daha fazla görüleceğini belirtti.
Prostat kanserinde erken tanının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Özen, 45 yaş itibariyle erkeklerin yılda bir kez kan tetkiki (PSA) yaptırarak; bir ürolog tarafından muayene edilmelerinin erken tanı açısından çok önemli olduğunu söyledi. Ailesinde prostat kanseri olan kişilerin ise 40 yaşından itibaren başlamaları gerektiğini bildirdi.
Yılda bir defa yapılan PSA ve muayene ile hastalığın erken evrede teşhis edildiğini söyleyen Prof. Dr. Özen, “Daha erken evrede teşhis ettiğiniz zaman daha başarılı tedavi verme şansınız var, daha başarılı tedavi verdiğinizde kişilerin daha uzun süre yaşama şansı var. Eğer insanlarımız yılda bir kere bu kan testini yaptırıp doktora gidip muayene oldularsa kesinlikle kanser tanısı alsalar bile sonuçları yapılan tedavi ile fevkalade yüz güldürücü.” şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Özen, dünyada bu konunun otoritelerinin verdiği mesajlarla Türkiye’de şu an elimizde olan ve uygulanmakta olunan tedaviler arasında ciddi bir fark olmadığını da sözlerine ekledi.
Prof. Dr. Özen, zamanında gelmemiş ve teşhisi gecikmiş, ileri evrede yakalanmış hastaların son bir yılda ABD’de Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından hastalara verilmesi kabul edilen dört tane ilaç olduğunu söyledi. Prof. Dr. Özen, “Bir yılda dört yeni ilaçla aslında bu ileri evre prostat kanseri olan insanlarımız ve bütün dünya insanları için çok olumlu sonuçlar var ve bunlarla onların ömrünün uzatıldığı da bilimsel çalışmalarla ortaya kondu” dedi. Türkiye’nin ise bu ilaçlara ulaşması için iki yıl daha bekleyeceğini sözlerine ekledi.
DÜNYADA HER YIL YAKLAŞIK 330 BİN YENİ MESANE KANSERİ ORTAYA ÇIKIYOR
Ürolojik tümörler içerisinde mesane kanserinin ikinci sırada yer aldığını söyleyen Prof. Dr. Sümer Baltacı, dünyada her yıl yaklaşık 330 bin yeni mesane kanseri olduğunu, 130 binden fazlasının ise ölümle sonuçlandığını söyledi.
Erkeklerde mesane kanserinin üç veya dört kat daha fazla görüldüğünü kaydeden Prof. Dr. Baltacı, “Hatta bizim ülkemizdeki İzmir yöresinden bir çalışmada 10 kat daha fazla görüldüğü bildirildi. Bu ülkemiz açısından önemli çünkü mesane kanserinin gelişimindeki en önemli neden sigara içimi. Her ne kadar toplum, sigarayı sadece akciğer kanserine neden olan en önemli faktör olarak görüyorsa da, mesane kanserinin en önemli faktörünü sigara oluşturuyor” şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Baltacı, mesane kanserinin 60 yaş üzerindeki bireylerde ortaya çıkan bir durum olduğunu söyleyerek; sigaranın yanı sıra bazı mesleki kanserojenlerin de bu kanserin gelişiminde rol oynadığını söyledi. Deri, lastik, boya ve kimya sanayinde çalışanlarda riskin biraz daha fazla olduğunu söyleyen Prof. Dr. Baltacı, en önemli belirtinin idrarda kanama olduğunu söyledi.
Toplumda kan gelmesi özellikle bayanlarda sistit veya idrar yolu iltihabı olarak geçiştirilebiliyor diyen Prof. Dr. Baltacı, bunun önemli bir şikâyet olduğunu söyledi.
Tanı ve tedavi hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Baltacı, “Tanı anlamında yapılacak bazı radyolojik görüntülemenin yanı sıra mesaneye kapalı olarak girilerek yapılan görüntüsel incelemenin altın standart olduğunu söylemek lazım ve hastalığın evresine bağlı olarak da gerek mesane içerisine uygulanan ilaçlar ya da daha derine yayılmış tümörlerde mesanenin çıkarılması onun yerine yeni bir mesane kurulması hastanın konforlu bir yaşam sürmesini sağlayan faktörler olarak ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu.
TESTİS TÜMÖRLERİ GENÇLERDE GÖRÜLÜYOR
Testis tümörleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Çağ Çal, koruyucu hekimliğin çok önemli olduğunu belirtti. Basit bir kan testi çok karanlık bir geleceğin erkenden tanınmasını ve ortadan kaldırılmasını sağlayabiliyor diyen Prof. Dr. Çal, “Böbreklerdeki kanserler ve testis kanserleri göreceli olarak daha az görülüyor. Örneğin böbrek tümörleri genel rakamlara baktığımızda 100 binde 10 görülüyor, erkeklerde biraz daha fazla. Birçok kanserde olduğu gibi yaş ilerledikçe görülme olasılığı artıyor” dedi.
Testis kanserlerinde sigaranın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Çal, bir diğer önemli faktörün ise ülkemizin gelişmişliği arttıkça çevresel olumsuzluk etkenlerin yanı sıra obezitenin de böbrek tümörlerinde çok önemli olduğunu vurguladı.
Bir böbrek tümörü hastasının üç tane şikâyeti olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Çal, bunlardan bir tanesinin idrarda kan görme olduğunu söyledi ve bu hastaların ileri evrelerde karınlarında kocaman bir kitlenin varlığını fark ederek hekimlere gittiklerini vurguladı.
Prof. Dr. Çal, sağlık hizmetlerinin yaygınlaşmasıyla beraber böbrek tümörlerinde çok hoş gelişmeler yaşandığını çünkü erken tanının kanserde çok önemli olduğunu belirtti. Böbrek tümörlerinin nerdeyse yarıdan fazlasının rastlantı ile teşhis edildiğini kaydeden Prof. Dr. Çal, “Hastanın doğal yapısında, özeliklerinden dolayı maalesef üç hastadan biri bize ileri evrede geliyor. Bu da bizim tedavilerimizin etkinliğini ve başarısını olumsuz etkiliyor çünkü böbrek tümörlerinde ana tedavimiz cerrahi. Böbreğin tümünün çıkarılması şeklinde olabileceği gibi, sadece tümörlü bölgenin çıkarılması gibi de gerçekleşebiliyor” şeklinde konuştu.
Testis tümörlerinin genç kişilerde görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Çal, bunun hem avantaj hem de dezavantaj olduğunu belirtti çünkü kanser genel olarak daha ileri yaşlarda görülmesine karşın testis tümörlerinin daha genç bir hasta grubunda görüldüğünü bildirdi.
İnmemiş testislerin de karın içerisinde kalması, bunların daha sonra cerrahi ile indirilmesi veya yaşam boyu kalmalarının bu problemde önemli faktörlerden bir tanesi olduğunu açıklayan Prof. Dr. Çal, toplumsal bilincin bu noktada arttırılmak zorunda olduğunu söyledi.
Ciddi tedavilerle yüzde 95 oranı tam olarak tedavi ettiklerini bildiren Prof. Dr. Çal, “Üroonkolojinin öne çıkan kanserlerinin tümünde cerrahi ön planda. Derneğimiz çatısı altında yapılan anketlerde görüyoruz ki testislerle ilgili gelişimi, farklılaşmalar ile çok bilinçli değiliz” dedi.
|