Meme kanseri konusunda toplumu bilinçlendirmeyi hedefleyen bir panel düzenlendi.Panelde, meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekilerek, önlemler alınması ve erken teşhis edilmesi halinde meme kanserinin korkulacak bir kanser türü olmadığı vurgulandı.
Panel konuşmacılarından Marmara Üniversitesi Radyoloji A.B.D Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkin Arıbal, meme kanserinin erken evrede yakalanması durumunda, kişinin yaşam şansının yüzde 100 olduğunu belirtti.
Prof. Dr. Arıbal, kanser tarama programlarının meme kanseri açısından çok önemli olduğunun, ölümleri yüzde 25-30 oranında düşürdüğünün altını çizdi.
40 yılı aşkın bir süredir kullanılan en etkili yöntemin mamografi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Arıbal, oportunistik taramada 40 yaş üstündeki kadınların 1-2 yıl aralıklarla; toplum bazlı taramalarda 49 yaş üstündeki kadınların 2 yıl aralıkla bu taramaları yaptırması gerektiğini söyledi.
Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Betül Öğütmen’in yönettiği panele konuşmacı olarak; Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği A.B.D Öğretim Üyesi Doç. Dr. Pemra Ünalan, MEMEDER (Meme Sağlığı Derneği) Bahçeşehir Meme Sağlığı Merkezi’nden Sorumlu Müdür Dr. Nükhet Aytuğ, Marmara Üniversitesi Radyoloji A.B.D Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkin Arıbal ve Marmara Üniversitesi Genel Cerrahi A.B.D Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahadır Güllüoğlu katıldılar.
Panel konuşmacılarından Doç. Dr. Pemra Ünalan ise, Ankara Ticaret Odası ile Türk Kanser Araştırma Kurumu ve Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nün birlikte hazırladığı "Kanser Yükü 2006" raporunda, her yıl dünyada 11 milyon, Türkiye`de 150 bin kişinin kansere yakalandığı ve 2020 yılında bu rakamların yüzde 50 oranında artacağının belirtildiğini söyledi.
Doç. Dr. Pemra Ünalan, dünyada her sekiz, dokuz kadından birinin meme kanseri olduğunu vurgulayarak, Türkiye’de en sık ölüme yol açan kanser türlerinin; erkeklerde yüzde 40,2 ile akciğer kanseri, kadınlarda ise yüzde 16,7 ile meme kanseri olduğunu bildirdi.
“RİSK FAKTÖRLERİ ÖNEM TAŞIYOR”
Doç. Dr. Ünalan, meme kanserinin risk faktörleriyle ilgili şu bilgileri verdi:
“Yaş, ırk, genetik, kişisel kanser öyküsü, emzirmemiş olmak, ağırlık, geç çocuk sahibi olmak, daha önce yapılan meme biyopsileri, meme biyopsilerinin sayısı, geçirilen radyoterapi, beslenme, alkol ve sigara, fiziki egzersizden yoksun bir yaşam tarzı gibi faktörler meme kanserini etkiliyor. Mesela ailesel kanserde, kadınların birinci dereceden akraba olmaları gerekiyor meme kanseri riski taşımaları için ancak uzaktan akrabalardan iki kişide meme kanseri varsa risk altında olabiliyor. Erkeklerde ise ailede bir kişide kanser olması onların risk grubu altında olduğunun göstergesidir.”
30 yaşından sonra ilk çocuğunu doğuran bir kadın ile hiç çocuk sahibi olmamış bir kadının meme kanseri açısından aynı risk grubu içerisinde olduklarına dikkat çeken Dr. Ünalan, obez hatta obezliğe yakın kilodaki kadınların da meme kanseri açısından risk taşıdıklarını vurguladı.
Meme kanserini önlemek için, egzersiz yapmak, kilo almamak, mümkünse hormon ilaçları kullanmamak yine mümkünse erken doğum yapmak ve emzirmek gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Ünalan, 40 yaş kadınların haftada dört ya da daha fazla egzersiz yapmasının meme kanseri riskini yüzde 50 azalttığını; fiziksel olarak aktif olan kadınlarda ise meme kanseri riskinin yüzde 15 ila 50 civarında azaldığını anlattı.
Doç. Dr. Ünalan, “Kadınlar birtakım testlerle risk grubu altında olup olmadıklarını öğrenebilirler, internete ‘Gail modeli’ yazdıklarında toplum tabanlı modellerle risk tahmini yapabilirler, risklerini hesaplayabilirler. Bu beş yıllık riski verir” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
“MEME KANSERİ ENDİŞE EDİLMEYECEK BİR HASTALIK”
Prof. Dr. Bahadır Güllüoğlu ise Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanserin meme kanseri olduğunu ancak Türkiye’nin meme kanseri risk grubu haritasının çok yüksek olmadığını belirtti ve şunları söyledi:
“Amerika’da 100 bin kadından 180’i meme kanseriyken, Kuzey ülkelere gittikçe bu sayı115’lere iniyor. Avrupa’ya gidince 65-70 civarlarına düşüyor. Yunanistan’da bu sayı 45 iken Türkiye’de 30 - 35 civarlarında. Bu kanser tedavi edilebilir bir kanser, önlemler alındığı takdirde endişe edilmeyecek bir hastalık.”
Meme kanseri taramalarının dünyada üç şekilde yapıldığını anlatan Prof. Dr. Güllüoğlu, “Birincisi; mamografi, ikincisi; doktor kontrolü, üçüncüsü ve sonuncusu ise; kendi kendinize muayene. Eğer kanseri erken yakalarsak meme kanseri önlenir, sizin yaşam kaliteniz düşmez, böylece ölümler de azalmış olur. Türkiye’deki kadınların 50 yaşından sonra yılda iki kez çift yönlü mamografi çektirmesi gerekir” dedi.
“AMAÇ: FARKINDALIK OLUŞTURMAK”
Dr. Nükhet Aytuğ ise Meme Sağlığı Derneği’nin (MEMEDER) hakkında bilgi verdi. Derneğin ticari amaç gütmediğini ve güncel bilimsel yanının ağırlıklı olduğunun belirterek derneğin alt yapısının İstanbul Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Haseki ve Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastaneleri gibi ulusal ve uluslar arası alanlarda meme sağlığına hizmet veren bilim adamlarından ve meme kanseri tedavisi görmüş kadınlardan oluştuğunu söyledi.
Toplumda meme kanseri farkındalığını ve bilincini oluşturmak amacıyla kurulan bu derneğin diğer amaçlarını ise şöyle sıraladı: “Toplumu meme sağlığı ve hastalıkları hakkında bilgilendirmek, Meme kanserli hastalara sosyal, bilimsel ve psikolojik yönden destek olmak, Ulusal ve uluslar arası projeler hazırlayarak meme kanserinin erken tanısı ve etkin tedavisine katkıda bulunmak.”
|