Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği tarafından düzenlenen 8. Ulusal Hepatoloji Kongresi Ankara’da gerçekleşti. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan İdilman, çoğu zaman sessiz seyreden ve alkolik karaciğer hastalığına benzer bulgular gösteren yağlı karaciğer hastalığı (NASH)’nın hiç alkol kullanmayan veya nadir kullananlarda da görülebileceğini, fast food tarzı beslenenlerin bu sorunla karşılaşabileceklerini söyledi.
Prof. Dr. İdilman, “Değişen beslenme şeklimiz, fast food tipi beslenme ne yazık ki bizde alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığına yol açıyor ve bu özellikle toplumumuzda hem yetişkin hem de çocuklarımız için önemli bir problem” dedi.
OBEZİTE GELECEĞİ TEHDİT EDİYOR
Özellikle obezite sorunu olanlarda, şişman kişilerde, diyabet ve hipertansiyonu olanlarda önemli bir sağlık problemi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nurdan Tözün ise; “5000 kişi ile yapılan tarama çalışmasında kadınlarda yüzde 39, erkeklerde yüzde 28 oranında obezite ve metabolik sendroma rastladılar, obezite geleceğimiz açısından da çok önemli bir sorun” diye ekledi.
Prof. Dr. İdilman; “Bu hastalığın en önemli bulgusu karaciğerde yağ birikmesidir, bu hastaların çoğu kendini iyi hissetmekte ve günlük hayatlarını sürdürmektedir. Bununla birlikte NASH siroza kadar ilerleyebilmekte ve geri dönüşü olmayan bir karaciğer tablosu çizmektedir. NASH kan testi sonucu tanı konulabilen bir hastalıktır. Bununla birlikte kesin teşhis koymak için biyopsi yapmak gerekmektedir” dedi.
NASH’ın bu kadar sık görülmesine rağmen altta yatan sebebin henüz aydınlatılamadığını fakat çoğu zaman orta yaşlı ve şişman insanlarda görüldüğünü söyledi. Prof. Dr. İdilman, öncelikli amaç hastanın kilosunu normale çekebilmek, bu çoğu zaman hastanın karaciğer enzimlerini düzenlemeye ve hatta bazı olgularda hastalığın düzelmesine sebep olabildiğini belirtti.
``HPV, HIV`E GÖRE 100 KAT DAHA BULAŞICI``
Prof. Dr. Nurdan Tözün, Hepatit B`nin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye`de de önemli bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Türkiye`de yaklaşık üç milyon kişinin Hepatit B virüsü taşıyıcısı olduğu bilinmektedir” dedi. Hastalığın tedavi edilmediğinde siroza ve karaciğer kanserine neden olabildiğine dikkati çeken Prof. Dr. Tözün; ``HPV, İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü (HIV)’nden 100 kat daha bulaşıcıdır`` diye konuştu.
Prof. Tözün; “Ciddi sağlık sorunlarına, iş gücü kayıplarına ve ekonomik yüke neden olan bu hastalıkla mücadelede erken tanı ve tedavinin yanı sıra korunmaya yönelik tedbirlerin yaygınlaştırılması şart. Korunma için aşılama oranlarının yükseltilmesi, erken tanı için tarama çalışmalarının artırılması, hastalara gereken tedavinin ulaştırılması ve tedavi kalitesinin artırılması, bildirimlerin, kayıt sistemlerinin iyileştirilmesi ve Hepatit B hakkında hem sağlık çalışanlarının hem de halkın bilgi düzeyinin artırılması gerekmektedir” dedi.
HEPATİT B DOĞU’YA GİTTİKÇE ARTIYOR
Hepatit B’nin daha çok bizim ülkemizde 40-69 yaşları arasında gözlendiğini, 18 yaş grubunda yüzde 2,8 iken daha ileri yaşlarda bu oranın arttığını söyleyen Prof. Dr. Tözün “Türkiye`de yapılan çalışmalarda, görülme sıklığı açısından da bölgesel farklılıklar dikkat çekiyor. Hepatit B oranının batıdan doğuya doğru gidildikçe arttığı, Eskişehir, Antalya, Adana, Elazığ, Sivas ve Erzurum`da yüksek oranlarda bulunduğu, Diyarbakır`da HBsAg pozitiflik oranının yüzde 10`lara ulaştığı bildirilmektedir. Etkili aşılama çalışmalarına rağmen gelecek on yıllarda Hepatit B`nin önemini koruyacağı düşünülmektedir" dedi.
Prof. Dr. Tözün, Türkiye`nin aşılama konusunda Balkanlardan önde olduğunu aktararak, ``Her yeni doğanın aşılanması programda yer alıyor. Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü 2010 yılında bunun yüzde 90`a ulaşmasıydı. Yeni doğanda aşı yapılmamış olanlar için ilkokulda aşılama programa var`` diye belirtti. |