Sağlık iletişimi yepyeni bir kavram. Kuzey Amerika’da 1970 li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan bu kavram, Avrupa’da henüz birkaç yıldan beri tartışılıyor. Türkiye’de ise oldukça yeni.
Ülkemizde sağlık iletişimi, sağlık konusuna duyulan ilginin artması, kişilerin eskiye nazaran sağlıklarına gittikçe daha fazla önem vermeleri ve “ Sağlıklı Yaşam” eğilimlerinin artan bir hızla yaygınlaşması ile “ Sağlık İletişimi “ kavramı ile yaşamımızın her kesitinde daha fazla karşılaşır olduk.
Son yıllarda biliyorsunuz sosyal güvenlik kurumu çatısı altında çeşitli kamu ve özel sigorta kurumlarının hastaları özel hastanelerden de hizmet almaya başladı. Bu nedenle hastanelerin hastaları kendilerine çekmeye yönelik iletişim çabalarını gözlemler olduk. Böylece yaşamımızın her kesitinde “ Sağlık iletişimi” ile baş başa kalmaya başladık…
“İletişimin konusu anlamaktır “der Alan Eden Green.
Gerçekten sağlık iletişimin ilk ve hayati adımının “ önce hastayı anlamak” olduğunu düşünüyorum.
Hasta ve hekim arasındaki temel iletişim, sağlık iletişiminin birinci basamağı… Çünkü bu iletişim aslında eşit olmayan iki kişinin iletişimidir. Ve çoğunlukla gönüllü olarak gerçekleşmez. İnsanlar hekime hasta oldukları için yani bir bakıma zorunluluktan giderler.
Bir sağlık kurumunun kapısından adımınızı attığınız ilk dakikalarda gördüğünüz yakın ilgi, güleryüz, samimiyet , yakınlık sağlık iletişiminin başlangıcıdır. Bizi de şiddetle etkileyen aslında bu iletişimin kendisidir.
Hastanelerin hastaları kendilerine çekmek için birbiri ardına hayata geçirdikleri sağlık iletişimi kampanyalarının çıldırtıcı bir hızla arttığı bu dönemde aslında sağlık iletişiminin temeli işte bu kadar yalındır.
Leyla Tuzlalı Florence Nightingale Hastaneleri Basın ve İletişim Koordinatörü
|