Sık Kullanılanlara Ekle · Anasayfam Yap ·  Üye Girişi · Yeni Üye  
Dr. Mustafa SÜTLAŞ

 
Önce Zarar Verme
31.08.2009 - 321 defa okundu.

Sanal bir diyalog:
- "Sizin için ne yapabilirim?"
- "Birçok şey. Ama önce zarar verme!.."

Keşke her hastayla karşılaştığımızda bu sözleri karşılıklı olarak söyleyebilsek.

Geleneksel tıp öğretisi ve uygulaması bilgi ve olanaklarıyla donanmış
hekimi, tanrısal güçlere sahip olduğu düşüncesini de muhafaza ederek
yukarılarda bir yerlere oturtur. Hasta da onun karşısında ve
aşağılarda bir yerdedir. Çok uzun yıllar geçerli olan ve hekimlerin de
genellikle "severek, isteyerek" benimsediği, adına "babacı
(paternalist) hekimlik" denilen bu geleneksel tavır, bugün artık
yanlışlığı ortaya konulmuş bir ilişki biçimidir.

Oysa bizim ülkemizde pek çok kurumda hâlâ geçerlidir. Farklı
davranışlar ya da eleştiriler ise önce yöneticiler, sonra hekimler,
hatta bazı yerlerde "kendiyle ilgili kararları bile başkalarının
vermesine izin veren, itaatkârlığı, boyun eğmeyi değişmez bir
karakter" olarak benimsemiş hastalar tarafından tepkiyle
karşılanmaktadır.

Yukarıdaki diyalog bir "hizmet"i, "servis"i anlatmaktadır. Birisi
başkası için yapabileceği çok şeyin içinden "bir şey yapacak" ve ama
öncelikle "zarar vermeyecek".

Bu da, sağlık hizmetini anlatabilecek ve tam olarak verilmesini
sağlayacak bir ilişki değildir. Bir şeylerin eksikliğini görebiliriz.
"Hastayla hekimi karşı karşıya değil yan yana ve bir işbirliği içinde"
olacakları bir ilişki tarif edebilirsek durumu daha iyi anlatmış
oluruz. Aslında sonuç alıcı olan da budur.

Bence bu eksiğin tamamlayıcısı, bir "duygu bağı"dır. En azından fizik
duruma eşlik eden duyguların "anlaşılması ve paylaşılması"dır.
Sachs`ın hastalığı kitabında geçen Dr. Bruno`nun ağzından çıkan şu
sözler kanımca bilinçli olarak bunu anlatmak için konulmuştur:

-"Evet, bu çok acı verici olmalı."

Hekime başvuran hastaların çoğunun bir yerleri acıyor ya da
ağrıyordur. Bedeninde hoş olmayan duygular yaratan ve onu rahatsız
eden bir şeyler vardır. Hekime gelmesinin nedeni onu bulup ortadan
kaldırmak, dindirmek ya da azaltmaktır. Bunu kendi başına
sağlayabildiği sürece hekime gelmeyecektir. Hekim de onun bu
yakınmasını kendi başına kaldıramaz. Bu ancak birlikte ve beraberce
üstesinden gelinebilecek bir durumdur.

Bir hekim bedeninin bir yeri ağrıyan hastayı anlayabilmelidir.
Hastanın ağrısını o sırada hekim hissetmemektedir. Buna olanak yoktur.
O yalnız ağrının ne olduğunu bilir. O sırada o bildiğinin hastada
bulunduğunu fark eder, anlar, bilir ve paylaşır.

Şimdilerde bu durum "empati" ya da "empati yapmak" diye
adlandırılıyor. Bu adlan-dırma onu önceden olmayan, mutlaka olması
gerekmeyen, ek, yeni bir şeymiş görüntüsü veriyor. Oysa bu doğru
değil. Ona "empati" demeden önce de iyi hekimlerin bildiği ve
uyguladıkları bir şeydi bu. Çoğu zaman onun hizmetinden yararlananlar
bunu fark etmezler ve bilmezlerdi. Ama bir sözcük ya da kavram olarak
dağarcığımızda yer aldığından beri, artık hastalar ve yakınları olarak
da biliyoruz.

Birlikte davranabilmek, sorunu çözebilmek için önce hastanın bu
yakınmasının ve rahatsızlığının hekim tarafından da "doğru algılanması
ve anlaşılması" gerekir. Bu hizmette "birlikte davranma"yı sağlayan en
önemli unsurlardan birisi budur: "Aynı duygu ve düşünceyle aynı hedefe
yönelebilmek". Buna "ekip ruhu" derler profesyoneller. Aslında sağlık
hizmetinin "bir ekip tarafından verildiği" yerlerde hekimler bunu
kabul ederler ve olmasını isterler. Çünkü ekip olmak demek ekipteki
insanların sayısının basit toplamından daha fazlası olmaktır.

Bu gerçekliği anlamadan yapılacak her şey, hekimi bir "çamaşır makinesi
tamircisi" konumuna getirir yani bir "teknisyen" yapar. Sağlık hizmeti
bozulanın tamir edildiği "mekanik" bir hizmet değildir ve olmamalıdır.
Onun faklılığı herkes tarafından çok iyi algılanmalıdır.

Bu gerçekleri bilerek başlandığında muayene süreci "başka bir şekilde"
yaşanır. Hastaya muayene için dokunulacaksa, doktorun elinin
"sıcaklığı, temizliği, yumuşaklığı" önemli hale gelir ve bunlar
sağlandıktan sonra dokunulur.

Hekim, beş duyusuna altıncısını ve yüreğini ekleyerek, aklını
kullanarak, tüm bilgi ve deneyiminden yararlanarak hastaya yaklaşır,
kendine gereken verileri hastadan almaya toplamaya ve sorunu anlamaya
çalışır.

Eli, gözü, kulağı, burnu ve ağzı farklı bir biçimde işlerken buna
hastanın katacakları da eklenir. O şu anı anlayacak verilere sahiptir.
Ama hiçbir süreç öncesiz ve sonrasız değildir. Dolayısıyla bu süreci
"birlikte ve ortak yaşamak" gereklidir.

Her ilişkinin de şöyle ya da böyle bir "duygu" boyutu vardır. Duygu
kendini en kolay biçimde herhangi bir davranış sırasında gösterir.
Hasta muayene sırasında zaten duygularını ortaya koymaktadır. Acısını,
ağrısını, umudunu ve güvenini yansıtan işaretleri açıkça ortaya
koymaktadır. Hekim de aynısını yapmalıdır. Onun muayeneyi yaparken
verdiği işaretler ve hastanın ondan alacağı sinyallerle onun duyguları
da hasta tarafından algılanır. Ancak böylelikle hasta hekim arasında
kurulan ilişki gelişir, onları bir ekibin içindeki insanlar haline
getirir ve istenen özlenen sonuca varılmasını sağlar.

"Hastayı iyi eden hekimin iyiliğidir" denir. Bu çok doğrudur, ama iyi
olmak için önce kötüyü, acı vereni ve bütünüyle insanı fark edebilmek,
algılamak gerekir. Bunların yapıldığı bir hasta hekim ilişkisi hekimin
de "iyi" olmasını sağlar.

Bir hekimin mesleki motivasyonunu sağlayan başat unsurlar, unvan,
makam ve para değildir aslında. Bunların hepsini sağlamış ama mesleki
motivasyonu yetersiz birçok hekim vardır ortalıkta dolaşan. Onlar
kendilerine hastaların gelmemesini isterler. İşleri bitince çalışma
ortamlarından "kaçar" gibi çıkarlar. Kendileri, çevreleri ve
hastalarıyla barışık değildirler. Sürekli yakınırlar, yorgunluktan söz
ederler. Tıp fakültesi bitirip bir "diploma" almış olmalarına karşın
aslında bir "hekim" değildirler, olamamışlardır.

Hekim olmak için insanların acısını, ağrısını anlayıp, onun için bir
şeyler yapılabileceğini düşünmek, hissetmek ve o her neyse onu bulup
ortadan kaldırmak, en azından acıyı ve ağrıyı ortadan kaldırmayı
istemek ve bunu sağlayacak bilgiye sahip olmak, sonra da bunu yapmak
gerekir.

Hekimliği sürdürmenin tek ama tek nedeni bundan alınan "doyum ve
mutluluk"tur. Diğer unsurlar ancak onun tamamlayıcısı olabilir.
Doğrusu hasta acısından ve sorunundan kurtulduğunda zaten
verebileceğini bize verecektir. Aslına bakılırken, hekimin hekim olma
sürecinde bunları zaten vermiştir. Onun okuduğu okulun, ona hekimliği
öğretenleri, onun öğrendiği bilginin kaynağı hep onlar, yani insandır,
bu hizmetten yararlanandır.

Hiçbir anne baba kendi çocuğuna "doktor olması" için bir tıp fakültesi
oluşturamaz. Hiçbir insan "hekim"olana kadar geçen süredeki tüm
gereksinimlerini kendisi üreterek, kendisi sağlayarak varolamaz. Ona
hep birileri doğrudan ya da dolaylı olarak katkıda bulunmuş, destek
olmuş ve onun bu noktaya gelmesinde katkıda bulunmuştur.

Evet bunların hepsinin karşılığını maddi olarak o ve anne babası
ödemiş olabilir. Bu onlara borcunun bittiği anlamına gelmez. Hepsinin
karşılığı hatta fazlası ödenmiş olsa bile borçludur. Bu borcu hekim
olmakla kendisi kabul etmiştir. Elbette öğrendiklerini uygularken
bunlar için harcadığı emeğin karşılığını alacaktır. İşte o karşılık
aslında söz ettiğimiz "doyum ve mutluluk"tur. Bunun dışındakiler ancak
işin "maddi" anlamdaki karşılığı kadar olmalıdır.

İyi olmak ve sağlıklılık halini sürdürmek herkesin bir insan olarak hakkıdır.

Hastanın bu durumunu sürdürmesine yardımcı olduklarında elbette her
hekim hakkı olanı alacaktır.

Bu kimi kere bir "gülen bakışla bir teşekkür"dür. Bunun ölçülebilir
bir maddi değeri olabilir mi? "Gülen bir bakışın eşlik ettiği içten
bir teşekkür"ün karşılığı "para" ile ölçülebilir mi?

Bernard Shaw "her şeyin bir fiyatı vardır" derken aslında Oscar
Wilde`in söylediği "günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar,
fakat hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar" sözünü başka bir biçimde
söylemiş ve aslında içinde bulunduğumuz sisteme bir eleştiride
bulunmuş olmuyor muydu?

"En az yaptıklarımız kadar yapmadıklarımızdan da sorumluyuz."

Dr. Mustafa Sütlaş
Sağlık Hakkı Hereketi Başkanı
www.sutlas.gen.tr

« Geri

Diğer Yazıları

Dil Ve Sağlık
Doktora Gitmek
Yorum Ekle
  Adım, Soyadım Görünsün   Rumuzum Görünsün
Mesaj :
Güvenlik Kodu :
 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapınız. Üye değilseniz üye olmak için tıklayınız.

Köşe Yazısı
Alo 184! Fenerbahçe Tribünleri`nde Sigara İçiliyor!
Esra KAZANCIBAŞI
Tüm Yazılar
Online Randevu
Kriterleri seçin, hastanelerden online randevu alın.
Şehir
 Devlet   Üniversite   Özel
Acil Sağlık
Nöbetçi Eczaneler
Ambulanslar
Kan Merkezleri
Acil Servisler
Sağlık Tedarikçileri
Evde Sağlık Hizmeti
İlk Yardım Rehberi
Alo Sağlık
Hastaneler
Sağlık ocakları
Ana çocuk sağlığı merkezleri
Tahlil laboratuvarları
Görüntüleme merkezleri
Sağlık sigorta şirketleri
İlaç firmaları
Yaşlı bakım evleri
Bakım ve rehabilitasyon merkezleri
Diyaliz merkezleri
Kanser tedavi merkezleri
Ağız ve diş sağlığı merkezleri
Sorun Doktorunuz Yanıtlasın
Sağlıkla ilgili merak ettiğiniz ne varsa, bize yazın. Uzman doktorlar yanıtlasın. »
Detay için tıklayınız
Doktorlarla Canlı Sohbet
Şuan online doktorumuz yok. »
"Sorun Doktorunuz Yanıtlasın" bölümünden bize ulaşabilirsiniz.
Sağlık Kitapları
Haftanın Kitabı

"Beyaz Önlük Siyah Şapka"
-Carl Elliott
Önceki Kitaplar
Haftanın Söyleşisi
Erhan Yazıcıoğlu: Umudunuzu Yitirmeyin Kanseri Yenin
Tiroit ameliyatı sonrasında ses telinin zarar görmesi nedeniyle sesini kaybeden tiyatro sanatçısı ...
Tüm Söyleşiler
Videolar
Çift Terapisi - Çiğdem Demirsoy
 Medikal Ödül - 2
 Medikal Ödül - 1
 İstanbul`da Organ Bağışı Artıyor
Anket
Aile hekimliği uygulamasından memnun musunuz?
Evet, memnunum
Hayır, memnun değilim
Kararsız

Ankete katılmak için lütfen giriş yapınız. Giriş için tıklayınız.

Önceki Anketler
Sağlık Yönetimi
 Sağlık İletişimi
 Sağlıkta Kalite
 Sağlık Ekonomisi
 Sağlık Yönetimi
 Sağlık Hukuku
 Sağlıkta Kalite
 Yasa ve Yönetmelikler
Künye | Danışma Kurulu | Üyelik | Reklam | Gizlilik | Yasal Uyarı | İletişim Bilgileri
Copyright 2011 Sagligimicinhersey.com | Tüm Hakları Saklıdır. | Web Tasarım ve Programlama Grimor

Valid XHTML 1.0 Transitional