Menu
Anasayfa » Köşe Yazıları » Cinsel Sağlık Köşesi » Erkeklerde Cinsel İşlev Bozuklukları

Erkeklerde Cinsel İşlev Bozuklukları

Cinsellik temel insan gereksinimlerinden biridir. Bu konuda sorun yaşanması kişinin yaşam kalitesini ve kişiler arası ilişkilerini olumsuz yönde etkilemektedir. Eşler ve arkadaşlar arasında istenmeyen gerginliklere ve tartışmalara kadar ilerleyen sorunlar yumağı olarak karşımıza çıkabilir. Cinsel işlev bozukluğunun tedavisi vardır ve bu sorunla karşı karşıya kalmış hastanın doktora başvurmaları gerekmektedir.

Erkek cinsel işlev bozuklukları, sertleşme güçlüğü, karşı cinsi arzulama bozukluğu, doyum ve boşalma bozuklukları olmak üzere dört grupta incelenebilir. Ancak burada en önemli problem sertleşme güçlüğüdür. Bu sorun halk arasında iktidarsızlık olarak da ifade edilebilmektedir. Sertleşme güçlüğü, tıbbi adıyla erektil disfonksiyon peniste cinsel ilişkiye girmek için yeterli sertliğin sağlanamaması veya sağlanan sertliğin yeterli süre korunamaması olarak tanımlanabilir. Sertleşme güçlüğünü, organik temellere dayanan damarsal, sinirsel veya hormonal sebeplerden kaynaklanabileceği gibi psikolojik nedenlerden de kaynaklanabilir. Organik risk faktörleri arasında başlıca şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yaşlılık, sigara tüketimi, geçirilmiş ameliyatlar, yüksek kolesterol ve böbrek ve karaciğerin kronik hastalıkları gelir. Önlenebilir sebepler arasında sigara tüketimi önemli bir yer tutmaktadır.

Yapılan araştırmalar, Türk halkında sertleşme güçlüğü 40-49 yaş arası %49,9 oranında görülürken bu oran 70 yaş üzerinde %94,7’ye kadar yükselmektedir. ABD’de yapılan Massachusetts erkek yaşlanma çalışmasında sertleşme güçlüğünden yakınan 40 yaşın üstündeki erkeklerin oranı %52 olarak bulunmuştur. Kabaca 40 yaşındaki erkeklerin %40’ında, 50 yaşındaki erkeklerin %50’sinde, 60 yaşındaki erkeklerin %60’ında ve 70 yaşındaki erkeklerin %70’inde sertleşme sorunu gözükmektedir.

Dünya çapında yapılan büyük çalışmalarda sertleşme güçlüğü Kuzey Avrupa’da %12, Güney Avrupa’da %13, Batı Asya’da %34, Güney Asya’da %31, Brezilya’da yüzde 21 ve Türkiye’nin de bulunduğu Orta Doğu ülkelerinde %18 bulunmuştur. Bu sonuçlar göz önüne alındığında Türkiye’deki sertleşme güçlüğünün Avrupa ülkeleri ile benzerlik gösterdiğini söylemek mümkün olacaktır.

Hastalar istedikleri an ilişkiye girememenin verdiği sıkıntı ile doktora başvururlar. Hastalıkla ilgili alınan öyküden sonra sertleşme güçlüğünün değerlendirilmesi için dünya çapında yaygın olarak kullanılan standart sorgulama formlarından yararlanılır. Bu formlardan ülkemizde de yaygın olarak kullanılan ‘Uluslararası Erektil İşlev Sorgulama Formu’dur. Bununla birlikte hormon düzeyleri ve biyokimyasal kan testleri yapılmaktadır. Sertleşme güçlüğünün ilaçla tedavisinde önce hayat tarzının değiştirilmesi düşünülmelidir. Uyku düzeni iyi olmayan, kaliteli beslenmeyen ve sigara kullanıcısı bir hastayı örnek alacak olursak, bu kişiye öncelikle bunları düzeltmesini önermeliyiz. Bu örnek aslında freni basılı bir arabanın hareket etmesi için gaz pedalına basmanın fayda getirmeyeceği şeklinde de anlatılabilir. Özetle, sigarayı bırakma, diyet ve egzersiz yapma gibi hayat tarzı değişiklikleri sertleşme bozukluğu üzerine kesin olumlu etkilidir.

Kırk yaşlarından sonra testosteron seviyelerinin yılda % 1 oranında azalmasıda bazı kişilerde sertleşme sorununa yol açabilir. Bu tablonun ortaya konulması ile Üroloji uzmanının kontrolü altında testosteron yerine koyma tedavisi başlanabilir. Kandaki yüksek şeker veya yağ oranlarıda yine doktor kontrolünde düzeltilebilir. Yaşla birlikte ortaya çıkan sertleşme sorunu esasında vücudun bir alarmı olarak algılanmalıdır.  Bilinmesi gereken buna neden olan sorunu ortaya çıkarmaktır. Diğer organları incelemeden sertleşme sorununu tedavi etmek, yanan bir binadaki yangın alarmını susturarak çay içerek keyif almaya benzer.

Damarları etkileyen hastalıklar sertleşmeden sorumlu penis damarlarının tıkayıcı çapını daraltarak sertleşme sorununa sebep olurlar. Sertleşme sorununun en sık nedeni damar genişlemesinde değişikliğe neden olan hastalıklardır. Gelen kan akımındaki değişiklikler, penisi kan ile dolduran ana arterin yetmezliğine, giden akımda artma ise kanın penis içinde hapis olması gerekirken, gelen kanın kaçması ile karakterize sertleşme sorununa neden olur. Damar sertliği (arterioskleroz), yüksek tansiyon, kalp krizi ve çeşitli damar hastalıkları gibi kronik hastalıklar kan akımında değişiklikler oluşturarak sertleşme sorununa eşlik ederler. Bu hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkileri de sertleşme sorununu daha da kötü hale getirebilir. Elli yaşın üzerindeki erkeklerde, daraltıcı damar sertlikleri tüm sertleşme sorunu olan hastaların yaklaşık yarısını izah edebilir. Damar sertliği kalbi besleyen koroner damarları tuttuğu gibi, çapları koroner damarlar ile hemen hemen aynı olan penisin damarlarını da tutabilir. Penise kan getiren bu damarların her iki taraflı olarak damar sertliği nedeni ile çapının daralması sertleşme sorununa neden olur. Koroner damarları balon ile açılan hastalarda yapılan bir çalışmada koronerlerde damar sertliği olanlarda yüzde 93 oranında sertleşme sorunu saptanırken koronerlerde damar sertliği bulunmayanlarda bu oran yüzde 40 olarak bulunmuştur. 50 yaşın üzerinde, sertleşme sorunu ile başvuran ve penis damarlarında problem tespit edilen hastalar mutlaka diğer damar hastalıkları ve özellikle koroner damar sertliği yönünden incelenmelidir. Sertleşme sorunu hayatı tehdit edebilen, çok daha şiddetli damar hastalıklarının habercisi olabilir. Damar hastalığı olan erkeklerde yeterince sertleşememe oranı yüzde 80 olarak bildirilmiştir. Tedavi edilmeyen yüksek tansiyon olgularında %10 sertleşme sorunu görülme ihtimali vardır. Sigara içme, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği gibi damarsal risk faktörleri arttıkça sertleşme sorununun görülme ihtimali de artar.

Peniste sertleşmenin gerçekleşmesi için, organik bileşenlerin sağlam olmasının yanında uygun bir cinsel uyarı ve yeterli cinsel bilgi gereklidir.  Bu bilgi kişinin cinsellikle olan ilgisi, dini ve kültürel değerlerine, aile ve çevresinden edindiği bilgilere, geçirilmiş cinsel deneyimlerine ve eşinin cinsel isteğine bağlıdır. Olumsuz bazı faktörler organik problemi bulunmayan kişilerde psikojenik sertleşme sorununa yol açar. Stres bunların en önemlisidir. Şehir trafiğinin yoğun olması, gereksiz çalınan korna sesleri dahi  kişileri cinsellik açısından olumsuz etkilemektedir. Bireyin mesleği, çevresi, parasal durumu gibi sosyal yaşamındaki bozulmalarda, cinsellik üzerine konsantrasyonu engeller. Aynı şekilde bunalım (depresyon) ve aşırı heyecandan dolayı kişiler herhangi bir yaşta sertleşme sorununu yaşayabilir. Hamile bırakma ve hastalık kapma korkuları, evlilik dışı ilişkilerin doğurduğu stres ve aşırı heyecan sertleşme sorununa neden olabilir. Özellikle kırsal kesimde, yetersiz cinsel bilgilerle, cinsel güçsüzlük korkusu taşıyan deneyimsiz gençler, hazır olmadıkları bir cinsellik sınavına girmekte ve çoğu zaman başarısız olmaktadırlar.

Yaşam kalitesini iyileştirdikten ve diğer hastalıkları ortadan kaldırdıktan sonra ilk aşamada PDE5 inhibitörü grubuna ait ilaçları kullanılmaktadır. PDE5 inhibitörlerinin başlıcaları  Tadalafil, Sildenafil ve Vardanafil’dır. Bazı ilaçlar ile ölüme yol açabilen yan etkileri nedeni ile bu ilaçlar mutlaka doktor önerisi ile kullanılmalıdır. Alınan doza bağımlı olarak en sık baş ağrısı (%13-18), ciltte kızarıklıklar(%4-13), hazımsızlık(%5-10), kas ağrıları(%0-12) ve görme sorunları(%0-4) ortaya çıkabilir. Bu yan etkiler nedeni ile ilacı bırakma oranı %2-3 civarındadır.

İlaç tedavisinden fayda görmeyen hastalarda ikinci aşama tedavisi olarak vakum cihazları ve kendi kendine sertleşme sağlayan ilaçların penise enjeksiyonu intrakavernozal) kullanılmaktadır. Üçüncü aşama olarak cerrahi bir girişimle penise protez (mutluluk çubuğu) yerleştirilerek sertleşme güçlüğü tedavi edilebilir.

Sertleşme sorunu olan hastaların yüzde 10 kadarının doktora başvurduğu düşünülmektedir. Hastalar tedavi edilebileceğini düşünmedikleri için doktora başvurmamaktadırlar. Cinsel sorunlar ülkemiz için halen bir tabudur. Türkiye’de erkekler tek başlarına doktora başvurma eğilimindedirler ancak sosyokültürel düzey yükseldikçe hastaların eşleri ile birlikte doktora başvurduklarını görülmektedir.

Doğru bir tedavi ile her yaşta cinsellik söz konusu olabilmektedir. Genel vücut sağlığı iyi olan herkes buna sahip olabilir. Her yaştaki hasta için uygun bir tedavi yöntemi vardır.

Doç. Dr. Önder Cangüven
Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2. Üroloji Kliniği Başasistanı

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

İlgili Yazı

Büyüklerin ve Çocukların Kızgınlığı Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Kızgınlık doğal bir duygudur. Kızma özgürlüğümüz her zaman olmalıdır. Kızgınlığımızı görmezden gelmemeli, yokmuş gibi davranmamalıyız. ...