Menu

Meme Kanseri Riski

Vücudumuzdaki bütün organlarda olduğu gibi meme dokusunu oluşturan hücreler de erişkin durumuna geçene kadar belli bir bölünme hızına sahiptir. Bu safhadan sonra bu bölünme durur ve sadece gerekli durumlarda aktif hale gelir.Bu denge her hücrede bulunan nukleus dediğimiz çekirdeğindeki genetik yapının kontrolündedir.Genlerde bir anormallik oluştuğunda bu denge bozulur ve kontrolsüz hücre bölünmesi başlar. Zamanla kontrolsüz bölünmeye başlayan bu hücreler(kanser hücreleri) memede kitle halini alır.Daha sonra da kan ve lenf yollarını kullanarak bu hücreler meme dokusu dışına çıkarak diğer organlara da yayılım gösterir.Bu duruma metastaz denir. Sonuçta kanser bir hücrenin genetik bozukluk nedeni ile kontrolsüz bölünmesi ve büyümesidir.Kanser oluşumuna neden olan bu genetik bozuklukların sadece %10-15’i aileden geçer.Diğer %85-90’ı yaşlılık ve diğer nedenlerle kendiliğinden,sonradan oluşur.Ailemde kimsede yok bana da bir şey olmaz düşüncesi bu nedenle yanlıştır.

GÖRÜLME SIKLIĞI NEDİR?
40 yaş altında görülme riski düşük olmasına rağmen 70-80 yaşına kadar yaşayan kadın popülasyonunda günümüzde yapılan istatistiklerde meme kanseri görülme sıklığı sekiz kadında bir olarak saptanmıştır.

RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?
En önemli risk faktörü ailede  anne,teyze ve kız kardeşlerden oluşan birinci derece akrabalarda özellikle 55 yaş altında meme,rahim ve yumurtalık kanserinin görülmesidir.Ailede tek bir fertte 70 yaşlarında kanser görülmesi risk faktörü olarak görülmeyebilir. Bunun dışında ilk adet yaşının 12 yaş altı son adet yaşının 55 yaş üstünde olması,hiç çocuk doğurmamak ya da ilk doğumun 30 yaş sonrasında olması,mamografide yoğun bir meme dokusuna sahip olunması,menapoz semptomları için 5 seneden uzun hormon replasman tedavisi uygulanması gibi risk faktörleride var. Her kadında bu risk faktörlerinin değerlendirilmesi takiplerinin doğru olarak yapılabilmesi açısından önem taşır.

MEME KANSERİNE YAKALANMA RİSKİNİ GÖSTEREBİLEN BİR TETKİK VAR MI?
Meme kanserlerimnin yüzde 15’i doğuştan yani ailesel genetik bozukluklara bağlıdır.Günümüzde yüksek risk gurubu olduklarını düşündüğümüz hastalarda basit bir kan tetkiki ile bu genetik bozukluğu saptayabiliyoruz.BRCA 1 ve BRCA 2 dediğimiz bu genlerde bozulma gördüğümüz kadınlarda meme  aynı zamanda yumurtalık kanserine yakalanma riskinin belirgin şekilde artış gösterdiğini biliyoruz.Ama bu kan tetkikini hangi kadın gurubuna yapacağımız ve sonrasında testlerin pozitif gelmesi durumunda nasıl bir yol izleyeceğimiz konusunda çok dikkatli olmamız gerekir. Çünkü genelde karşımızda meme muayenesi ve radyolojik tetkikleri tamamen normal olan ama genetik bozukluklar nedeni ile ileride kansere yakalanma riski yüksek olan genç bir  kadınla önleyici amaçlı deri ve meme başı  koruyucu mastektomi (yani meme başını ve deri dokusunu koruyarak meme dokusunun tamamına yakınının alınması) ameliyatı ile bu ameliyatı yapmayarak yerine, düzenli aralıklarla kontroller yaparak olası meme kanserini erken teşhis edip tedavi etme seçeneklerini tartışıyorsunuz.Burada bilinmesi gereken bir önemli konu da deri koruyucu mastektmi ameliyatı sonrası en iyi ellerde yapıldığında dahi yaklaşık %3 ile %6 civarında bir meme dokusunun deri altında , o deri dokusunun sağlıklı kalabilmesi için bırakılmasıdır.Bu da ameliyat sonrası ufak da olsa kanser riskinin hala olması ve ameliyat sonrası takiplerin mutlaka düzenli olarak devam etmesi gerektiğidir.

Günümüzde meme dokusunun alınması sonrası aynı ameliyatta rekonstrüktif cerrahi yöntemleri ile yüz güldürücü tekrar meme oluşturabilme yöntemlerimiz olmasına rağmen bu karar bir kadın için kolay değildir.Bir kadının kanser teşhisi sonrası mastektomi ameliyatı olması ile henüz kanser teşhisi olmadan önleyici mastektomi ameliyatı olması tamamen farklı psikoljik algılama ve kabullenme mekanizmaları yaratır.

Kanserin genetik yapısı hakkında tıp dünyası henüz başlangıç safhasındadır diyebiliriz.Bu gün BRCA 1 ve BRCA 2 gen bozukluklarını bilmemiz ileride başka gen bozukluklarını da bulmayacağımız anlamına gelmez.Yani BRCA 1 ve BRCA 2 gen bozukluğu olmadığında genetik riskin olmadığını sadece bu günkü bilgilerimize göre söyleyebiliyoruz.İleride belki daha doğrusu mutlaka başka genetik bilgilere de sahip olacağız.Bu nedenle bu konuda şu andaki bilgilerimizle en doğru kararı verebilmek hasta bazında detaylı değerlendirme ile mümkündür.Hastanın yaşı,kendine sosyal olarak bakış açısı,çocuğu olup olmaması,psikolojik yapısı,o andaki meme dokusunun yapısı ve mamografik bulguları, eğer daha önceden yapılan meme biyopsisi varsa patoloji sonuçları,ameliyat seçeneği yerine düzenli kontrolleri seçmesi durumunda buna uyum sağlayıp sağlayamayacağı gibi faktörlerin detaylı olarak değerlendirilmesi o hasta için doğru olan seçimin yapılabilmesinde çok önemlidir.

Sonuç olarak meme kanseri her sekiz kadında görülür hale gelmiştir.Meme kanserlerinin sadece %15’i ailesel genetik bozukluklara bağlıdır.%85’i sonradan oluşan bozukluklardan kaynaklanır.Ürkütücü gibi gözükse de meme kanseri günümüzde erken teşhis edildiğinde yüzde yüze yakın tedavi edilebilen bir hastalıktır.Bu nedenle her kadının 20`li yaşlarda hastalık hakkında ve kendi kendine meme muayenesi hakkında bilgilendirilmesi önemlidir.Yine her kadın 20-30 yaş arası üç senede bir,30-40 yaş arası 2 senede bir meme hastalıkları uzmanı tarafından muayene edilmeli ve 40 yaş sonrası mutlaka senede bir mamografi ve meme muayenesi yaptırmalıdır. Mamografi bize daha memede kitle oluşmadan yani çok erken dönemde teşhis ve buna bağlı olarak yüzde yüze yakın tedavi edebilme imkanı sağladığı için artık bilinçli bir kadınının hayatındaki olmazsa olmazlardan birisi olmalıdır.

Dr. Selçuk Kihtir
Florence Nightingale Hastenesi Genel Cerrahi Uzmanı

www.selcukkihtir.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

İlgili Yazı

Öğrenciler Depresyonda…

Gördüğüm kadarıyla öğrencilerin çoğu depresyonda. Bu çocukları dinlediğiniz zaman içinizi ciddi bir çaresizlik hissi kaplıyor. ...