Menu
Anasayfa » Köşe Yazıları » Engelli Sağlığı Köşesi » Otistik Çocukta İletişim

Otistik Çocukta İletişim

Otizm; günümüzde sık görülen bir gelişimsel bozukluk. En son araştırmalar her 150 çocuktan birinde otizm belirtileri olduğunu öne sürüyor.

Otizmin en belirgin özelliği iletişimde bozulma olması. Otistik çocuk; çevresi ile iletişime kapalı, fazlası ile kendi halinde ya da bu iletişim uygunsuz. Konuşması ya hiç gelişmiyor ya da son derece yetersiz bir dil becerisi var; diyalog başlatamıyor veya ilerletemiyor. Konuşamamanın açığını kapatacak bedensel iletişimden de yoksun. Yüz mimiklerini, jestlerini kullanarak da olsa derdini anlatamıyor. Duygusal ve bedensel karşılıklılık çok zayıf. Annesi dahi olsa; gülümseme, sarılma vb davranışalar verdiği tepkiler yaşıtlarına göre normal değil. Bunlar yanında; el çırpma, ani sesler çıkarma vb basmakalıp davranışlar sergilemeleri, cansız nesnelerle daha ilgiliyken canlı figürlere karşı vurdumduymaz olmaları gibi özellikleri de var otistik çocukların.

Bu tür davranışlar sergileyen çocukları çocuk psikiyatri uzmanlarına getiren en sık yakınmalar; “seslenince dönüp bakmamaları, çevreye tepkisizlikleri, konuşmamaları, çok fazla kendi hallerinde olmaları.”

Otistik Bozukluk; klinik özellikleri itibarı ile uzun yıllar özel eğitim ve rehabilitasyon desteği gerektiren yaygın bir gelişimsel bozukluk. Kesin nedeni bilinmiyor. Ancak otizm benzeri davranışlara yol açan ve tanı koyma sürecinde mutlaka düşünülmesi gereken başka bazı durumlar var ki, nedenleri bilinir; yakalandıklarında ve uygun şekilde tedavi edildiklerinde anne babaların yüzünü güldüren sonuçlar doğurabilirler.

Otistik belirtilerle hekimlerin karşısına çıkan; tuberskleroz gibi beyin tümörleri, anne karnında bulaşan kızamıkçık vb birçok hastalığı bir kenara bırakalım bugün.

Yine psikiyatride sık görülen ve sıkça gözden kaçan; annenin ruhsal durumunu belirleyen, bebekte de otistik belirtilere neden olan iki ayrı hastalıktan (hastalık ikilisinden) söz edelim:

POSTPARTUM DEPRESYON VE TEPKİSEL BAĞLANMA BOZUKLUĞU
Postpartum (Doğum sonrası) Depresyon anneye ait bir durum. Doğum yapan her 10 anneden bir tanesinde; doğumdan sonraki ilk yıl içinde görülen ruhsal çökkünlük, isteksizlik, uyku bozukluğu, yoğun sıkıntı, yorgunluk hissi, psikomotor yavaşlama vb bulgularla tipik ağır bir depresyon.

Doğumdan sonra başlayan depresyon anne için çok zor bir durumdur ancak dünyaya gözlerini yeni açmış bir bebek için başlıbaşına bir talihsizliktir. Çünkü en mağdur döneminde; isteksiz, yorgun, tahammülü azalmış, belki de “sütü kesilmiş” bir anneden bakım beklemektedir. İlk aylarda çevresi ile iletişime geçmesine, sekiz aylıkken ilk kelimelerini söylemesine, on iki aylıkken yürümesine, bedensel ve duygusal gelişimine rehberlik ve tanıklık edecek en büyük yardımcısı olan annesi kendi sıkıntılarıyla meşguldür. Annenin yeterince bakım veremediği bebek de sürekli gaz sancıları, beslenme ve uyku problemleri yaşamakta, duygusal destekten yoksun kaldığı için de güvensiz bir bağlanma geliştirmektedir. Dahası zamanla çevrelerindeki diğer bireylere karşı da soğuk, ilgisiz kalabilmektedirler. İlk aylardan itibaren kaliteli bakım alamayan bebeklerin, başta konuşma becerisi olmak üzere gelişim
süreçlerinin de aksayabildiği iyi bilinen bir gerçektir. Annenin; yaşadığı depresyona bağlı pratik zorlukları, çocuğuyla sağlıklı bir bağlanma ilişkisi geliştirmesini, ona kaliteli bakım vermesini zorlaştırmaktadır. Annenin yetersizliği bebeğin de yetersizliği sonucunu doğuracaktır.

Bebek biraz daha büyüdükçe; çevresine tepkisizliği, konuşmasının başlamaması, içe dönüklüğü ve soğukluğu anne babayı rahatsız eder. Bu durumdaki bir ailenin yanlış kişilere başvurarak tanı koydurma çabaları ve güncel psikiyatrik tanı sistemindeki paradigmaların eksikliği gibi nedenlerle peşin peşin “otistik bozukluk” tanısı alan bu çocukların yaşadıkları tablo ise biz çocuk psikiyatrlar için oldukça tanıdıktır: Tepkisel Bağlanma Bozukluğu

Tepkisel Bağlanma Bozukluğu; ilk aylardan itibaren kendisini farkettiren, bebeğin çevresi ile duygusal bağlanma sürecinin bozuk olduğu bir tablodur. Karşılıklı duygusal ve sosyal iletişimi baskılanmış, huzursuz, gelişimi yaşıtlarının gerisinde olan, bu nedenle çevreye tepkileri uygunsuz; göz kontağından kaçınabilen, soğuk, içe dönük çocuklardır. İleri yaşlarda da devam eder bu sorunlar. Bu özellikleri nedeni ile yapılan başvurularda sıkça “otistik bozukluk” tanısı alırlar.

GÖZ KONTAĞINDAN KAÇINMA
Tepkisel Bağlanma Bozukluğu bir çeşit bebeklik depresyonu olarak kabul edilebilir. Göz kontağında kaçınma, geç konuşma, seslenince bakmama, gelişme geriliği vb gibi; otizme ait birçok belirti verebilir. Temeldeki asıl sorun bebeklik döneminde başlayan bağlanma problemidir. Erken yaşta doğru tanı konulması anne babaların tedavi uyumunu artırdığı gibi, çocuğa gereksiz tanı ve tedavi porsedürleri uygulanmasını önleyecek ve daha yüz güldürücü tedavilerin yolunu açacaktır.

Tepkisel Bağlanma Bozukluğu`nun en sık nedeni annelerde görülen Postpartum (Doğum Sonrası) Depresyon`dur. Ayrıca; bebeklik döneminde yaşanan başka travmalar da bu tabloyu pekiştirebilir.

Uzm. Dr Ahmet Çevikaslan
Çocuk Ve Ergen Psikiyatr
www.ahmetcevikaslan.com

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

İlgili Yazı

Büyüklerin ve Çocukların Kızgınlığı Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Kızgınlık doğal bir duygudur. Kızma özgürlüğümüz her zaman olmalıdır. Kızgınlığımızı görmezden gelmemeli, yokmuş gibi davranmamalıyız. ...