Menu
Anasayfa » Bağımlılık ve Tedavisi » Sanal Bağımlılık ve Tedavisi

Sanal Bağımlılık ve Tedavisi

Sanal bağımlılık nedir? Tedavisi var mıdır? Sanal bağımlılık neden artıyor? Kimler sanal bağımlılık açısından risk grubuna giriyor? Sanal bağımlılığın ileride madde, alkol, kumar gibi bağımlılıklara dönüşme riski var mıdır? Anne ve babalara düşen görevler neler? Madde bağımlılığıyla mücadele…

Sanal bağımlılığı ve tedavisini Üsküdar Üniversitesi Rektörü ve NP İstanbul Beyin Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan Sağlığım İçin Her Şey programında anlattı.

 GENÇLERDE SANAL BAĞIMLILIK SALGINI VAR

Sanal bağımlılık nedir?
“Sanal bağımlılık kitaplardaki ismiyle davranışsal bağımlılık madde kullanmadan madde kullanmış gibi kişinin beynindeki ödül ceza sistemini bozmaktadır. Sanal bağımlılık da tıpkı diğer bağımlılık türlerinde olduğu gibi özellikle gençlerde daha çok görülmektedir; ama orta yaşta kişiler de olabilmektedir. Bu durumda kişi aşırı bir zihinsel uğraş sergiler. Devamlı bununla uğraşmaya başlıyor, vaktinin çoğu onunla geçiyor veya ulaşamadığı zaman kapsam dışı kaldığı zaman da huzursuz oluyor, sinirli oluyor. Kararlarını verirken örneğin; bir yere giderken, bir yerde otururken, bir restoranda internet var mı yok mu diye araştırıyor. Ve sabah kalkar kalkamaz hemen kontrol etmeye çalışıyor. ‘Bugün çok vakit harcadım diye’ kendince çabalıyor ama durduramıyor kendini. Bunun gibi başarısız bırakma girişimleri olabiliyor. Kişi tehlikeli kullanım dediğimiz; yani araba kullanırken ya da yolda giderken kullanabiliyor. Bunlar tehlikeli ve zararlı kullanımlar, sağlığına zarar veriyor ama buna rağmen kullanıyor. Madde kullanımındaki bütün ölçütlere bakıldığında tolerans gelişimi gittikçe planlanandan daha uzun kullanılıyor. Aynı madde kullanımı gibi beyni ödül ceza sistemi bozulmuş. Madde kullanımının sanal bağımlılıktan farkı; madde kullanırken muhakkak para veriliyor, zaman ayrılıyor, yasa dışı yollardan ediniliyor. Kısacası kolay bir şey olmuyor. Sanal bağımlılık ise 7/24 elverişli, kolay ulaşılabilir.”

MUTSUZLUK BAĞIMLILIKLARA SEBEP OLUYOR

Sanal bağımlılık neden artıyor? Kimler sanal bağımlılık açısından risk grubuna giriyor?
“Binlerce genç sanal dünyayı kullanıyor; ama herkes bağımlı olmuyor. Birçok insan sanal dünyayı stresi azaltma, negatif duygularla baş etme, rahatlama tekniği olarak görüyor. Bu kişiler aslında mutlu değiller, gizli depresyonları var. Self medikasyon gibi kendi kendine tedavi ettiklerini sanıyorlar. Evin güvenli ortamında, internetin çok güvensiz ortamlarında eğleniyorlar. Bu kişileri anlık rahatlatıyor; ama yapay ve sanal olduğu için kişi buna hayatında çok zaman ayırıyor. Duygusal olarak bağlanıyor; fakat zamanla kendini durduramıyor. Mesela literatürde 25 saat bilgisayar karşısında durup kalp krizi geçirenler var. Hatta Türkiye’de de basına yansıyan hiç yerinden kalkmadığı için bacağında toplar damar pıhtılaşmış hastaneye kaldırılan bir çocuk haberi vardı. Bunlar gibi vakalar var. Hatta tuvalette vakit harcamamak için pet şişeyi tuvalet olarak kullanan, okula gitmek istemeyenler oluyor. Bu kişiler çoğunlukla mutlu olmayan kişilerdir. Bu sanal dünya ile kendilerine sahte bir mutluluk yaratıyorlar, tıpkı madde kullanma gibi. Bir diğer grup ise evde sağlıklı iletişimin olmadığı, evde sevgi dolu bir aile ortamı olmayan kişiler. Kısacası genç kendine bir bağlanma noktası arıyor. Anneyle, babayla, arkadaş grubuyla kuramadığı bağı, zararsız bir nesne olarak gördüğü internet ile sağlıyor.”

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Gerçek hayat yerine sanal dünyada sanal ilişkiler yaşayanları nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Liseli aşıklar vardır bilirsiniz. Hemen aşık olur; ama onu bir müddet sonra unutur ve bir daha aramaz. Bu ergenlik dönemi de duyguların mantıktan önce ön plana çıktığı dönem, hislerin baskın olduğu dönem. Mantıksal karar veren beyin bölgeleri ile duygusal karar veren beyin bölgeleri her insanda dengeli çalışır. Beynin ön bölgesi bunu dengeler. Bu ergenlik dönemine onun için delikanlı denir. Hatta ergenlik dönemi için bazı psikologlar bu döneme normal şizofrenik dönem diyorlar. Yani ergen şizofren gibi tuhaf davranır, ani kararlar verir. Aynı hareketleri 40 yaşında biri yapsa hasta diyebilirsiniz. Ama bu ergenlikte doğaldır; yani belli bir oranda kabul edilebilir sınırlardadır. Bu dönemde eğer duygusal olarak dengeli bir ilişkisi yoksa ve ona rehberlik edip yol gösterecek aileden veya çevreden kişiler yoksa genç rahatlıkla yanlış bir yöne gidebilir. Özellikle ailenin burada ebeveyn desteği çok önemlidir. Ergenlikten sonra çocuk, anne ve babadan çok dış tesirlere karşı daha çok açık hale geliyor. Burada toplumun, medyanın, okulun, arkadaşların çok büyük bir rolü var. Eğer çocuk aileyi seviyorsa yanlış bir şeyler yapsa bile bir müddet sonra o yanlıştan dönebiliyor ama evde mutsuzsa bir mutluluk nesnesi arıyor.”

0-3 YAŞ ARASI ÇOCUK TELEVİZYON SEYRETMESİN!

Çocukların internet, teknoloji kullanımında anne babalara düşen görev nedir? İnternet, bilgisayar, tablet kullanımı kısıtlandırılmalı mıdır?
“Bu tartışılan bir konu. Çocuğun bilgisayar karşısında olması genellikle ilkokul döneminde haftada 20 saati geçmemesi olarak konuşuluyor. Bunun bir kısmı tabi okul ödevi ile ilgili kısımları da içeriyor. Burada önemli olan anne ve babanın özellikle 0-6 yaş döneminde televizyonu, bilgisayarı çocuğu için ucuz bir bakıcı gibi görmesidir. Çocuğum aman gözümün önünde olsun, oynasın diye düşünür. Bu durum popüler psikiyatride klip sendromu diye tanımlanıyor. Çocuk bütün gün televizyon izlerse, izlemekten konuşma becerisi gelişmez. 3-4 yaşında gecikmiş konuşmayla çocuk doktora götürülüyor ve araştırılıyor ki çocuk evde devamlı televizyon karşısında. Dolayısıyla çocuk konuşma ihtiyacı hissetmiyor, dinliyor. Sözcük üretmeye beyin çok zorlanmıyor. Bu yüzden televizyon kapatılmalı ve çocuk doğal ortama alınmalı. Televizyon doğal bir ortam değildir. Özellikle 0-3 yaş arasında çocuk tek başına televizyon seyretmemelidir. Bilgisayar ve tabletleri çok iyi kullanması karşısında aileler çok sevinmemelidir. Bu çocuğun zeki olduğunu göstermez, anne ve babanın çocuğunu ihmal ettiğini gösterir. Bunlar ihmalin işaretidir. Duygusal ihmal, çocukluk çağı travmalarından birisidir.”

Sanal bağımlılığın tedavisi var mıdır?

“Diğer bağımlılık tedavilerine göre sanal bağımlılığın tedavisi çok kolaydır. Diğer bağımlılıklarda madde, alkol gibi bağımlılık türlerinde hastaneye yatış gerekiyor. Kişilik problemleri daha fazla oluyor. Sanal bağımlılığı olan kişiler çabuk düzeliyorlar. Önce yoksun bırakma dönemi oluyor, gerektiğinde çok sık olmasa da kliniğe yatış gerektiren vakalar da olabiliyor. Çocuklarda çokça duygusal ihmal durumu görüyoruz. Bu durumla karşılaşan anne-baba bilinçliyse bu durumu hemen toparlıyor. Böyle durumlarda aile içerisinde iletişim çalışıyoruz. Aile içerisinde rol karmaşası var mı ona bakıyoruz. Ailede disiplin, anne ve babanın liderliğinin olması gerekiyor bunlarda eksiklikler görüyoruz. Bunları düzelttiğimiz ve anne babanın kendini düzelttiği zaman çocuk da hemen kendini toparlıyor. Ancak 10 yaşından sonra bu durum daha zor olabiliyor. İleri vakalarda ilaç tedavisiyle de başladığımız oluyor. Örneğin okul reddi oluyor, anne-baba da çocuğa söz geçiremiyor, bize geldiğinde bile çocuk okula gitmemek için direniyorsa yatış söz konusu olabiliyor. Bu durumda sosyal bir kısıtlamaya tabi tutuyoruz. Farkındalık çalışması ile çocukta zarar algısı oluşturulmaya çalışılıyor. Böyle devam ederse ne kazanacak ne kaybedecek bunu göstermeye çalışıyoruz. Çoğu kişi böyle durumlarda öz eleştiri yapabiliyor, farkındalık oluşuyor ve kendini düzeltebiliyor. Diğer bir durumda uzun müddet terapi. Tedavi disiplinine girmesi gerekiyor, denetimli serbestlik gibi. Belli bir disipline girerek, kendini yönetmesini sağlıyoruz.”

SANAL BAĞIMLILIK BÜYÜK BAĞIMLILIKLAR İÇİN İLK ADIMDIR!

Sanal bağımlılığın ileride madde, alkol, kumar gibi bağımlılıklara dönüşme riski var mıdır?
“Tabi vardır. Zaten bu akıllı telefonlar genellikle kontrolsüz uğraş oluyor. Sigara başlıyor, sigaradan sonra alkol alınıyor ve kokain gibi madde kullanımına kadar gidiyor. Madde teminine artık çok kolay ulaşılıyor. Bu çok sık rastlanan bir durum maalesef. Sanal bağımlılık büyük bağımlılıklar için ilk adımdır, çok ciddiye almak gerekiyor.”

Anne ve babalar çocuklarının madde kullanıp kullanmadığını nasıl anlayabilir?
“Çocuğun daha önceki kişilik tepkilerine göre davranış alışkanlıklarında birdenbire değişiklik oluyorsa, odasından çıkmıyorsa ya da uzun kalıyorsa, mizacında bir değişiklik olduysa, daha önceden neşeli olan çocuk durgunlaşmışsa, yatağında yanık izleri varsa, uzun bir yolculuğa çıkacakmış gibi hazırlıklar hissediliyorsa dikkat edilmelidir. Madde kullanan çocuk aşık olmuş gibi dalgındır, düşüncelidir. Bunun gibi kişilik değişimleri yaşayabilir. Sık sık hasta oluyorsa, okul başarısı düşüyorsa bu durumlara da dikkat edilmelidir. Anne baba çocuğunu bir hafiye gibi takip etmemelidir; çünkü bu yaklaşım çocukta geri teper ve çocuk daha çok içine kapanabilir. Çocuk, genel konuların konuşulduğu bir sohbet ortamında konuşabiliyorsa zaten bir süre sonra zaten kendini anlatır. Çocuğun yaşında bir akranı ya da güvendiği, sevdiği kişiler onun dünyasına girip onu anlamaya çalışabilir. Genellikle çocuk annem, babam beni sevmiyor, kimse beni sevmiyor, bana değer verilmiyor, ben iyi şeylere layık değilim diye düşünüyor. Bir kısmı böyle depresif olduğu için maddeye yöneliyor. Bazen de 2-3 kişilik aşırı sevgi almış çocuklar oluyor. Hep evin küçük hükümdarı gibi yetiştirilmiş, her şeyi kolay elde etmiş günümüzde en çok rastlanan durumlardan biridir. Böyle durumlarda sıradan zevkler onu mutlu etmiyor, sıra dışı zevkler arıyor. Bu sefer daha çok zevk verecek diye maddeye yönelebiliyor. Bu durumda çocuğun aile ilişkileri sağlıklı ise bir müddet sonra bir iki deneme yapsa da ‘bu işin sonu yok’ diyerek ailesini düşünüyor ve bir karar verip kendini toparlayabiliyor. Gençlerin yaşam felsefesine sahip olmaları önemli. Bazı gençler ben merkezci yaşam felsefesi ile canlarının istediklerini yapabiliyorlar. Anne ve babalar çocuklarına hayatta bir amacı olduğunu öğretmeliler.”

Bağımlılık konusunda ailelere neler söylemek istersiniz?
“Bağımlılık konusunda risk grubunda olan gençler, bilgisayar televizyon ve akıllı telefonlar karşısında şu anda mutlu olabilirler; fakat önemli olan kısa vadeli mutluluk değil uzun vadeli mutluluklardır. Bundan 5-10 sene sonraki mutluluk düşünülmelidir. İnsan kimi zaman bazı zevklerini gelecekteki daha büyük zevkleri için erteleyebilmelidir. Anne babalar da böyle durumlarda çocuklarına ön yargılı yaklaşmamalılar. Çocukları ile sen haklısın-ben haklıyım gibi savaşlara girmemeliler. Bu süreçte çocuklarını anlayıp, yanında olmalılar. Çocuğa sert bir şekilde davranmadan onun olumlu, olumsuz yönlerini kabullenip doğru bir iletişimle iyi yönlerini ön plana çıkarmaya çalışmalılar. Anne babaların takdir, övgü, onay içeren sözcüklerinin yanı sıra doğru bir eleştiri ile iletişim kurmaları gerekir. Bunu yaparlarsa her çocuğun içindeki güzelliği ortaya çıkarırlar.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

İlgili Yazı

Geleceğin Çevre Sorunu: Elektromanyetik Kirlilik!

Cep telefonu ile konuşmaya başlanıIdığı andan itibaren elektromanyetik radyasyon baş çevresinde yoğunlaşmaya başlıyor. Cep telefonunun ...