Menu
Anasayfa » Sağlık Haberleri » İyileşmeyen Kronik Yaralar Bağışıklık Sistemini Bozar!

İyileşmeyen Kronik Yaralar Bağışıklık Sistemini Bozar!

Bir yara 3 ay gibi bir süre içerisinde iyileşmiyorsa Tıp’da bu tarz yaralar ‘kronik yara’ olarak adlandırılıyor. Kronik yarası olan hastaların büyük çoğunluğunu şeker hastalığına bağlı ayak yaraları oluşturuyor. Bu yaralar özellikle açlık kan şekeri düzensizliği olan, ayak bakımını yapmayan, şeker hastalığına bağlı damar tıkanıklığı gelişmiş kişilerde meydana geliyor.

Erken dönemde fark edildiğinde basit medikal tedavilerle iyileştirilebilecek iken geç kalındığında uzuv kayıpları ve ölüm ile sonuçlanabilen kronik yaraların tedavisi hakkında bilgi veren Türk Cerrahi Derneği 2. Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin dikkat edilmesi gerekenleri şöyle anlattı.

KRONİK YARALAR GENELLİKLE BERABERİNDE EŞLİK EDEN HASTALIKLARLA BİRLİKTE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ BOZUYOR!

Kronik yaralar, belirli bir zaman içinde iyileşmeyen ve genellikle tekrar etme eğiliminde olan yaralardır. Bir yara üç ay gibi bir süre içerisinde iyileşmiyorsa kronik yara olarak adlandırılabilir. Kronik yara kapsamında diyabetik ayak yaraları, bası yaraları, venöz ülserler, iskemik ülserler, çeşitli vaskülitlere bağlı yaralar bulunur. Yumuşak doku alanlarını kapsayan radyoterapi sonrası gelişen yumuşak doku yaraları ile bazı kemoterapi ilaçlarının ekstravazasyonu (sıvının bir damardan doku aralıklarına sızması veya boşalması hali) gibi nedenlerle de kronik yaralar gelişebilir. Kronik yaralar genellikle ileri yaş grubundaki, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, damar yetmezliği, beslenme problemi olan hasta gruplarında gözlenir. Bu hasta grubunda yaralar, genellikle eşlik eden hastalıkları ile birlikte bağışıklık sisteminin işleyişinde bozukluklara yol açarak enfeksiyonlara ve ölümcül olabilecek tablolara zemin hazırlamaktadır.

ŞEKER HASTALARININ ¼’Ü YAŞAMLARI BOYU BİR DEFA ŞEKER HASTALIĞINA BAĞLI AYAK VE BACAK YARALARI İLE KARŞILAŞMAKTADIR!

Kronik yarası olan hastaların büyük çoğunluğunu şeker hastalığına bağlı ayak yaraları oluşturmaktadır. Özellikle açlık kan şekeri düzensizliği olan, ayak bakımını yapmayan, şeker hastalığına bağlı his kaybı oluşmuş ya da şeker hastalığına bağlı damar tıkanıklığı gelişmiş kişilerde meydana gelir. Şeker hastalarının ¼’ü yaşamları boyu bir defa şeker hastalığına bağlı ayak ve bacak yaraları ile karşılaşmaktadır. Şeker hastaları için ayak bakımlarını yapmaları, kendi kendilerine ayak muayenelerini yapmaları, tırnaklarını düz şekilde kesmeleri, ayakları ile ilgili karşılaştıkları dermatolojik en ufak belirtide bir hekime başvurmaları, diyabetik ayak yarası oluşumunun önlenmesinde önem arz etmektedir. Şeker hastalarında meydana gelen bu çok küçük yaraların bile kısa sürede, farkedilmeden ilerleyebileceği, ayak veya bacakların kesilmesi hatta ölüm ile sonuçlanabileceği unutulmamalıdır.

NÖROLOJİK RAHATSIZLIKARI  NEDENİYLE YATAĞA BAĞLIMLI KALAN KRONİK YARA HASTALARINDA OLUŞAN BASI YARALARINI ÖNLEMEK İÇİN UYGUN ÖZELLİKTE BİR YATAK KULLANMASI VE SIK POZİSYON DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKİR!

Kronik yara hastalarından özellikle nörolojik bozuklukları nedeniyle yatağa bağımlı kalan hastaların hareket kısıtlılığı sonucunda bir haftadan kısa süre içerisinde bile yatak ile temas eden kemik çıkıntıları üzerinde tedavisi zor yaralar açılabilmektedir. Bu yaralara “bası yarası” adı verilmektedir. Sürekli aynı pozisyonda yatan hastaların yumuşak dokularının uzun süreli basıya maruz kalmasıyla bu dokularda kan akışı engellenir ve bunun sonucu olarak bası yarası oluşur. Bu yaraların üzerindeki ölü dokular cerrahi olarak temizlenmeli, apse varsa boşaltılmalı, hastalara uygun antibiyotik başlanmalı ve uygun kapama yöntemleri ile yara yüzeyleri kapatılmalıdır. Bu tür hastalarda bası yaralarının önlenmesi için havalı veya viskoelastik yatak kullanılması, yeterli beslenmenin sağlanması ve sık pozisyon değiştirilmesi gerekmektedir.

ÖZELLİKLE AYAK BİLEĞİNİN KENARILARINDA ORTAYA ÇIKAN İLTİHAPLI ÜLSERLER ERKEN DÖNEMDE İLAÇLA TEDAVİ EDİLEBİLİYOR! 

Bacaklarda toplar damar yetmezliği olan hastalarda, toplar damar kanının yerçekiminin etkisi ile bacakların aşağı kısımlarında göllenmesi sonucunda oluşan yaralara “venöz ülser” denilmektedir. Bu ülserlerin kenarları düzensiz, kalınlaşmış ve iltihaplıdır. Yaranın etrafındaki cilt ise kahverengi ve ödemlidir. Daha çok ayak bileğinin kenarlarında ortaya çıkmaktadır. Venöz ülserler erken dönemde ilaçlar ile tedavi edilebilirken, derin ve gecikmiş ülserler kemik iltahabı ve kanserleşmeye neden olabilmektedir. İlaç tedavisi şansı olmayan ülserler, lazer, köpük tedavisi, radyo frekans ablasyon yöntemleri ile tedavi edilebilmektedir.

Bacaklardaki atar damarlarda ortaya çıkan yetmezliğe bağlı dokuların oksijen ve enerji ihtiyacının bozulması neticesinde dokuların işlevlerini yitirmesi ile oluşan ülserler de kronik yaralara örnektir. Atar damar yetmezliğinin şiddeti ile paralel olarak kladikasyo intermitans (yürüyüş esnasında bacaklardaki ağrı nedeniyle durup dinlenme ihtiyacı duyulması), istirahatte oluşan bacak ağrısı ve ülserler meydana gelebilir. İstirahatte oluşan bacak ağrıları bu hastalar için önemlidir. Hastaların tedavisinde, görüntüleme yöntemleri veya cerrahi yöntemlerle tıkalı olan damarların açılması işlemleri hayat kurtarıcıdır. Damarların açılamadığı durumlar ise etkilenmiş olan uzvun kesilmesi ile sonuçlanmaktadır.

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

İlgili Yazı

Dünyada Her Yıl Milyonlarca Bebek Erken Doğuyor!

Anne rahminde başlayan hayat hikayelerini, henüz olgunlaşma sürecine ulaşamadan tamamlamak zorunda kalan küçük hatta çok ...