Menu
Anasayfa » Sağlık Haberleri » Türkiye’de 8 Kadından Biri Meme Kanserine Yakalanıyor

Türkiye’de 8 Kadından Biri Meme Kanserine Yakalanıyor

Türkiye’de her 8 kadından 1’ini etkileyen meme kanseri, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadınlar arasında en sık görülen kanser türleri arasında yer alıyor.

Kadınların meme kanseri konusunda artık daha bilinçli olduğunu belirten Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, “40 yaş ve sonrasındaki mamografi ve ultrason kontrolleriyle erken dönemdeki meme tümörlerini yakalamak mümkün olabiliyor.” dedi.

Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, meme kanserinde radyoterapinin, mastektomi veya meme koruyucu ameliyatlar sonrasında uygulanabildiğine değinerek, Amerikan Radyasyon Onkolojisi Derneği Kongresinde, Stereotaktik Radyoterapi ile metastatik meme kanserlerinde de daha iyi hastalık kontrolü olduğunun belirtildiği bir çalışmanın sonuçları açıklandığını belirtti.

Prof. Dr. Sağlam, Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla yaptığı açıklamada, 40 yaşından itibaren her kadının hiçbir şikayeti olmasa bile tarama amaçlı mamografi yaptırmasının önemine işaret ederek, mamografide ele gelen kitleler yanında, ele gelmeyen kanserleşmenin çok erken evresindeki lezyonların da saptanabildiğini anlattı.

“RADYOTERAPİ HASTALIĞIN YAYILMASINI ENGELLİYOR”

Meme kanserinde radyoterapinin (RT), mastektomi veya meme koruyucu ameliyatlar sonrasında uygulanabildiğini ifade eden Sağlam, şu bilgileri verdi:

“Radyasyon onkolojisindeki gelişmeler sonrasında artık 3-4 boyutlu tedaviler ile cildi koruyabiliyoruz. Cilt yanıkları olmadan tedavi mümkün olmaktadır. Radyoterapi sonrası da hastalığın lokal kontrolü yüzde 90’ların üzerine çıkmaktadır. Radyoterapi aynı zamanda hastalığın başka organlara yayılmasını da önlemektedir. Radyasyon tedavisine cerrahi sonrası yara iyileşmesini takiben başlanabilir, bu genelde 4 haftalık bir süreyi ifade etmektedir. Ancak meme tümörlerinin tedavisinde diğer önemli ek tedavi olan kemoterapi ile radyoterapinin sırasının doğru belirlenmesi çok önemlidir. Hastaya eğer kemoterapi uygulanması gerekiyorsa önce 4, 6 veya 8 kür olarak kemoterapi uygulanır ve sonrasında radyoterapi uygulamasına başlanır. Kemoterapi uygulanmayacak ise, cerrahi girişim sonrası yara iyileşmesini takiben radyasyon tedavisine başlanabilir. Meme kanserinin tedavisinde sıklıkla uygulanan hormonoterapi ise genelikle radyasyon tedavisi ile birlikte uygulanabilmektedir. Günümüzde pek çok deneyimli merkezde yapılan stereotaktik radyoterapi, radyoterapi ile tedavide önemli bir kapı açmıştır.”

Prof. Dr. Sağlam, radyasyona bağlı gelişen yan etkilerin erken ve geç yan etkiler olarak iki gruba ayrıldığını kaydederek, şöyle devam etti:

“Erken yan etkiler tedavi sırasında genelde ikinci haftadan sonra ortaya çıkan ve tedavi bitiminden sonraki 2 hafta içinde azalarak iyileşen, lokal enflamasyona bağlı gelişen yan etkilerdir. Bunlar genelde cilt yan etkileridir. Geç yan etkiler ise tedavi bittikten 6-9 ay sonra ortaya çıkan, genelde yumuşak dokuda fibrosiz ve damar duvarında kalınlaşmaya bağlı olarak ortaya çıkan yan etkilerdir. Meme cildinde ödem, sertleşme (fibrosiz), kol ödemi, kolda hareket kısıtlılığı, kola giden sinirlerde hasarlanma, akciğerde fibrosiz, radyasyon pnömonisi, kalp zarında (perikart) sıvı toplanması, kalbi besleyen sol koroner damarda tıkanmaya bağlı miyokart enfarktüsü ortaya çıkabilir.”

“SİGARA, DİYABET GİBİ FAKTÖRLER NEDENİYLE YAN ETKİLER OLUŞABİLİR”

Radyasyona bağlı gelişen akciğer yan etkilerinin, akciğer dokusunun kabalaşması, nedbe dokusuna dönüşmesi sonucu ortaya çıktığını anlatan Prof. Dr. Sağlam, “Geç etkiler içinde en ciddi olanı sol meme tedavilerinde sıklığı artan miyokart enfarktüsüdür. Özellikle eski tekniklerle tedavi edilen hastalarda ortaya çıkma riski yüksektir. Radyasyona bağlı olarak gelişen geç etkilerin sıklığı ve derecesi kemoterapi ile artış göstermektedir. Ayrıca hastaya bağlı faktörler, diyabet, sigara içiciliği, var olan kalp damar hastalıkları yan etki sıklığını arttırmaktadır. Günümüzde kullanılan yeni teknolojiler (3-BKRT, IMRT) ile kalp ve akciğer dozlarında belirgin derecede azalma sağlanmıştır. Bu teknikler solunum ayarlı RT ve görüntü rehberliğinde RT ile birleştirilince normal doku dozlarındaki azalma daha da belirgin hale gelmektedir. Normal dokuların daha iyi korunması ile geç yan etkilerde belirgin azalma sağlanmakta, hastalarda mükemmel kozmetik sonuç ile uzun sağkalım elde edilmektedir.” dedi.

“IŞIN TEDAVİSİ HER HASTAYA ÖZGÜN PLANLANIYOR”

Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlknur Bilkay Görken ise, meme koruyucu cerrahi uygulanmış olan ve koltukaltı lenf bezlerinde tümöre bağlı yayılım olmayan hastalarda sadece meme dokusuna, koltuk altında tümör metastazı olan hastalarda ise meme dokusu ile birlikte çevresel lenfatik bölgelere radyoterapi uygulanması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Görken şöyle devam etti:

“Mastektomi sonrası lokal-bölgesel yineleme riski hastalığın evresine ve histopatolojik prognostik faktörlere bağlı olarak yüzde 3-46 oranında ortaya çıkmaktadır. Lokal-bölgesel yineleme açısından riskli olan hastalara postmastektomi RT (PMRT) uygulanmalıdır. Koltukaltındaki lenf bezlerinde tümör metastazı olan hastalarda lokal-bölgesel yineleme oranı yüksektir. Özellikle koltukaltında 4’ten fazla lenf bezi metastazı olan olguların tümüne göğüs duvarı ve çevresel lenfatik alanlara yönelik RT uygulanmalıdır. Koltuk altında 1-3 lenf bezi metastazı olan olgular da lokal-bölgesel yineleme açısından riskli hastalardır.”

Prof. Dr. Görken, meme kanserinde ışın tedavisinin her hastaya özgün olarak planlandığını ifade ederek, “Meme veya göğüs duvarına günlük 200 cGy tümör dozunda (TD), 25 günde toplam 5000 cGy TD RT uygulanır. Çevresel lenfatik alanlar ışınlanacak ise bu bölgelere de aynı doz şeması uygulanır. MKC uygulanmış olan hastalarda operasyon sırasında cerrah tarafından işaretlenmiş olan tümör yatağına 5 günlük ek doz verilerek tümör yatağında 6000 cGy toplam doza ulaşılır. Işınlama hafta içi beş ardışık günde yapılarak hafta sonu tedaviye ara verilir. Hafta sonu tedaviye ara verilmesi normal dokuların aldığı radyasyon hasarını tamir edebilmelerini sağlamaktadır. Tedavide yüksek enerjili X ışınları kullanılır. MKC sonrası meme ışınlaması yapılan hastalarda tümör yatağına ek doz verilmesinde yüzeyel ışınlama amaçlı kullanılan elektron enerjileri tercih edilmektedir. Ancak elektron enerjisinin yetersiz kalacağı derin yerleşimli tümörlerde YART tekniği kullanılarak daha iyi doz dağılımı sağlanabilir.” dedi.

“AİLESİNDE KANSER ÖYKÜSÜ OLANLAR 40 YAŞINA KADAR BEKLEMEMELİ”

Ailesinde kanser öyküsü olanların 40 yaş öncesinden itibaren gerekli muayeneleri yaptırmaları uyarısında bulunan Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam ayrıca, “Meme kanserinde önemli olan östrojene maruz kalınan süre. Yani erken adet görmek, geç menopoza girmek. 30 yaşından önce doğurmak iyi bir faktör, emzirmek sağlık açısından olumlu. Emzirme konusunda bilinçlenmek gerekir. Yağlı beslenme ve hazır gıdalarla beslenmeden uzak durmak gerekiyor. Egzersiz hayatımızda devamlı olmalı. Ailesinde kanser öyküsü olan kişiler 40 yaş öncesi muayenelerini yaptırmalı. 40 yaşına gelen her kadın 3 ve 6 aylık periyotla mamografi çektirmeli. Evde aylık muayeneler yapılmalı” diye konuştu.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

İlgili Yazı

Gilead Sciences Türkiye İki Yöneticisini Yurtdışına Atadı

Türkiye’de 2007’den beri faaliyet gösteren Gilead Sciences, İngiltere’deki Merkezine iki yönetici transfer etti. Türkiye Farmakovijilans ...