Menu
Anasayfa » Sağlık Haberleri » Alzheimer Hasta Sayısının 150 Milyona Ulaşması Bekleniyor

Alzheimer Hasta Sayısının 150 Milyona Ulaşması Bekleniyor

Türkiye Alzheimer Derneği, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında hasta ve hasta yakınlarıyla bir araya geldi. Abdi İbrahim firmasının koşulsuz desteği ile gerçekleşen etkinlikte hastalar, anaokulu öğrencileri ile bir araya gelerek keyifli vakit geçirdiler ve kendi el emekleriyle hazırladıkları eserleri sergilediler.

Alzheimer konusunda toplumda farkındalık yaratmak adına düzenlenen etkinliğe Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, Türkiye Alzheimer Derneği Onursal Başkanı Prof. Dr. Murat Emre, Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Haşmet Hanağası, Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Başar Bilgiç, Türkiye Alzheimer Derneği Başkan Yardımcısı Ayşin Ekşioğlu, Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Işın Baral Kulaksızoğlu ve Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Nil Tekin konuşmacı olarak katıldı.

HER 20 YILDA DEMANSLI HASTA SAYISI İKİYE KATLANIYOR

Prof. Dr. Haşmet Hanağası, “Dünyada her 20 yılda demanslı hasta sayısı iki katına çıktı ve günümüzde 50 milyon civarında olan hasta sayısı 2050 yılında 150 milyon civarına ulaşacak. Alzheimer hastalığı ve diğer demans (bunama) hastalıkları ülkemizde olduğu gibi özellikle hızla yaşlanan toplumlarda sık görülen bir sağlık problemidir. Alzheimer hastalığı, demans hastalıklarının yaklaşık yüzde 60-70’ini oluşturuyor. Demans hastalıkları 65 yaşından sonra daha sık görülmekle beraber, daha erken yaşlarda da görülebiliyor. Ülkemiz gibi yaşlı nüfusun hızla arttığı popülasyonlarda 20 yıl içinde 5 kata kadar artış bekleniyor.” dedi.

ALZHEIMER HASTALIĞINDA BAKIM ÖNEM TAŞIYOR

Alzheimer ve diğer demans hastalarına tanı konulduktan sonra bakımlarının en iyi şekilde yapılması gerektiğinin altını çizen Hanağası, “Demans hastaları hastalığın başlangıç döneminde, belirli aralıklarla ziyaret edilerek ve bazı ihtiyaçlarını gidermelerinde yardım edilerek yalnız da yaşayabilirler. Ancak hastalığın ilerlemesiyle birlikte unutkanlık düzeyi kişinin güvenliğini tehlikeye sokacak seviyeye ulaştığında hastaya bakan kişinin 7/24 refakat ve nezareti daha uygun olacaktır. Bu evrede hasta doğru yönlendirme ve teşviklerle sosyalleşebilir, öz bakımına ve sağlığına özen gösterebilir, duygu ve düşüncelerini doğru ifade edebilir, yemek pişirme, resim yapma, örgü örme gibi hobilerini gerçekleştirebilir. Ne var ki 7/24 bakım vermekle görevli aile bireyleri genelde bu konuda tam olarak bilgi sahibi olamıyor, bilgi sahibi olsalar bile bu konulara zaman ayıramayabiliyor.” şeklinde konuştu.

ALZHEIMER HASTALARI YAŞAM EVLERİNDE SOSYALLEŞİYOR

Alzheimer gündüz yaşam evlerinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Hanağası, “Bu evler sosyal bir çevre yaratarak Alzheimer hastalarını yaşama bağlıyor ve onların kaliteli bir yaşam sürmelerini sağlıyor. Hastalara yararlı olmak için yapılan bu çalışmalar, onlara bakım veren kişiler için de son derece etkili. Özellikle hasta yakınları kısa süreliğine de olsa hastalarını keyifli zaman geçirecekleri bir mekanda profesyonel ellere teslim etmenin huzuruyla kendilerine zaman ayırabiliyor. Ayrıca hasta yakınları da gündüz yaşam evindeki etkinliklere katılabiliyor, diğer hasta yakınlarıyla arkadaşlıklar kurabiliyor. Alanında uzman görevliler gözetiminde yapılan dans, egzersiz, müzik ve el becerileri gibi faaliyetler hem hastaya moral veriyor, hem de hastalığın seyrini olumlu yönde etkiliyor.” dedi.

HASTALAR DA HASTA YAKINLARI DA MORAL DEPOLUYOR

Alzheimer hastalarının depresyon, kaygı, uyku bozukluğu, huysuzluk, hayaller, saçma düşünceler, kafa karışıklığı, kişileri tanıyamama, yolunu bulamama gibi sorunlar; hasta yakınlarının ise yorgunluk, fiziksel rahatsızlıklar, moral bozukluğu ve tükenme gibi duygular yaşayabileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Hanağası, bu noktada bakım desteğinin hem hastalar hem de yakınları için önemine işaret etti. Ayrıca kendisiyle sürekli iletişim kurulan ve güler yüz gösterilen hastanın huzursuzluklarının ve kaygılarının azaldığını söyleyerek, Alzheimer hastaları ile iletişim kurabilmek için özel eğitim almanın gerekliliğini vurguladı.

ÇALIŞMAYAN KADINLARDA ALZHEIMER DAHA SIK GÖRÜLÜYOR 

Alzheimer hastalığı erkeklere oranla kadınlarda daha sık görülüyor. 65 yaşından sonra her 6 kadından 1’inin Alzheimer hastası olduğunu söyleyen Doç. Dr. Başar Bilgiç, 60 yaşından sonra bir kadının Alzheimer olma riskinin kadınlarda çok korkulan meme kanseri olma riskinden 2 kat daha fazla olduğunu belirtiyor. Doç. Dr. Bilgiç, “Son dönemdeki bilimsel çalışmalar kadınlarda neden bu hastalığın daha sık görüldüğünü araştırmaya odaklanıyor. Kadının ailedeki ve iş yaşamındaki rolü ile ilgili yapılan bir çalışma, doğurganlık döneminde hiçbir profesyonel işte çalışmamış kadınların yaşlılıktaki hafıza işlevleri çalışan kadınlara göre daha kötü olduğu ortaya konmuştur. Bu çalışma kadınların iş yaşamının içinde olmasının yaşlılıktaki zihinsel süreçlerini olumlu yönde etkilediğini ortaya koyuyor. İş yaşamının içinde yer almak, zihinsel uyarım, sosyal ilişkilerin gelişmesi ve mali yararlar sağlayarak kadınların yaşlılıktaki zihinsel sağlığını korumasına yardımcı oluyor.” dedi.

BUNAMADAN KORUNMA YÖNTEMLERİ NE KADAR İŞE YARIYOR? 

Alzheimer hastalığının günümüzde şifa ile sonuçlanan bir tedavisi olmadığını belirten Doç. Dr. Bilgiç, şu bilgileri verdi: “Bu konuda çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. Amerika’da 2351 kişi ile yapılan bir çalışmada, hayat tarzını değiştirmek Alzheimer riskinin yarıdan daha fazla (Yüzde 60) azaltıyor. Riski azaltan beş faktörün en başında sağlıklı beslenme yer alıyor. Haftalık en az 150 dakika fiziksel aktivite, sigara ve tütün ürünleri kullanmama, aşırı alkol tüketmeme ve zihinsel uyarıcı faaliyetlerde bulunmama da riski azaltan faktörler arasında yer alıyor. Bunama açısından oldukça önemli olan iki nokta daha var. Yeni yapılan bir çalışma hem görme hem de işitme sorununu eş zamanlı yaşayan yaşlılarda risk artışının iki katı olduğunu gösterdi. Henüz görme ve işitme sorunlarının düzeltilmesi ile riskin azalıp azalmadığına dair yeterli veri yok ama bu kadar risk yaratan her iki durumda da gerekli önlem ve düzeltmelerin yapılmasının hiç bir zararı yok.”

GENETİK RİSK TAŞIMAK KADER DEĞİL

“Anne rahmine düşmekle birlikte kişinin yaşlılıkta bunamaya yatkın mı yoksa dirençli mi olduğu genlerimiz aracılığı ile belirleniyor. Yakın bir geçmişe kadar genlerimizin yarattığı bunama riskinin bir kader olduğu ve herhangi bir yöntemle azaltılamaz olduğu düşünülürdü. Buna karşın yaklaşık 200.000 kişi ile yapılan bir çalışma, genetik olarak yüksek riskli grupta yer alan yaşlılarda bile sağlıklı yaşam önerileri ile bunama riskinin yüzde 32 azalabildiğini göstermiş durumda. Böylelikle yaşlılıkta dezavantaj oluşturan genlere sahip olunsa bile bu dezavantajları kısmen normale döndürmek kişilerin elinde.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

İlgili Yazı

Hadi Birlikte Obeziteyle Mücadele Edelim

Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) Başkanı Prof. Dr. Volkan Yumuk, 11 Ekim ‘Dünya Obezite Günü’ ...