Menu
Anasayfa » Tüp Bebek - Kısırlık » Yumurtalık Yaşlanması ve Yumurta Gençleştirme

Yumurtalık Yaşlanması ve Yumurta Gençleştirme

Yumurtalık rezervini olumsuz etkileyen faktörler, erken yumurtalık yaşlanması ve yumurta gençleştirmede kullanılan yöntemlerle ilgili merak edilenleri İstanbul Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi’nden Kadın Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Ozan Özolcay anlattı.

Yumurtalık rezervi ne demektir? Yumurtalık rezervinin bir kadının anne olmasında gebe kalmasında nasıl bir önemi vardır?
Yumurta rezervi, o anda sahip olunan yumurtanın miktarını gösterir. Rezervin az ya da çok olduğunu anlamanın en güzel yolu muayene ederek ultrasonografi ile belirlenebilir. Sahip olduğu yumurta sayısı ile yaş arasında bir paralellik var mı, yok mu bunun bilinmesi gerekir. Bütün kadınlar annelerinin karnındayken ortalama 6-7 milyon yumurtaya sahipler. Doğdukları an itibarı ile bu yumurta sayısı 1-2 milyona düşmeye başlar. Ve üreme çağına geldikleri zaman bu kız çocuklarının yumurta sayısı ortalama 300-400 bin olur. Ve daha sonra menopoza girdiği an itibariyle de aslında yumurta sayısı sıfırlanmaz. Yumurtalıklarında hala bin tane kadar yumurta vardır; ama artık o dönemde yumurtalıkları herhangi bir şekilde uyararak onların çocuk sahibi olmalarını yani anne adayı olmalarını sağlayamayız.

ERKEN YUMURTALIK YAŞLANMASI

Erken yumurtalık yaşlanması diye bir kavram var. Erkenden kasıt nedir? Bir kadında kaç yaşından itibaren erken yumurtalık yaşlanmasından bahsetmek mümkün?
Bunu iki türlü değerlendirmek gerekir. Bir tanesi gerçekten erken yumurtalık yaşlanmasıdır; yani 25 yaşındayken neredeyse 45-47 yaşındaki bir kadının yumurta sayısına sahip olunması ya da birtakım hastalıklar, tedaviler sonucu veya yumurtalığının birtakım hastalıkları sonucunda yumurta sayısının azalması var. Burada hem yaşlanmayı hem de sayısal azalmayı aslında birlikte değerlendirmemiz lazım. Birinci grupta genellikle kişinin annesi ya da anneannesi erken yaşta yumurtalık azalmasından dolayı menopoza girmiş olabiliyor. Kimi zaman bilinçli bazı hastalar bunu fark edip hemen başvuruyorlar. Ama hiç farkında olmayan bir grup hasta da var.

İkinci grupta ise örneğin; çikolata kisti, çocukluk çağında geçirilmiş birtakım enfeksiyonlar ya da kanser hastalıkları sonucu alınan kemoterapi ya da radyoterapi gibi birtakım toksik etkiler yumurtalık üzerinde çok ciddi hasarlar yaratır. Bu hastalarda bu tedavilerin sonucunda sağlıklarına kavuşsalar bile üreme sağlıkları ciddi anlamda etkilenir ve yumurtalık rezervleri azalabilir. Ve yumurta sayıları kendi yaş gruplarındaki diğer kadınların çok altında olur. Bu da tabi ki kişinin şansını etkiler. Çünkü tüp bebek tedavisinde de normal yolla gebe kalan insanlarda da yumurtalık rezervinin iyi olması o kişinin şansını her zaman daha olumlu etkiler. Ama bu illa ki yumurtalık rezervi azaldığı için hiçbir şekilde çocuğu olmayacak anlamına gelmez.  Bu grup kadınların tespit edildiğinde doğru bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesi gerekir.

YUMURTALIK REZERVİNİ GÖSTEREN TESTLER

Yumurta rezervinin durumu nasıl öğrenilir? Yumurtalık rezervini gösteren birtakım testler var mı?
Sağlıklıyken aslında periyodik kontroller pek yapılmıyor. Doğru olan rutin kontrolleri yapmaktır. Kişi şu şekilde kendisini kontrol edebilir: Örneğin 34-35 yaşlarında çok düzenli adet gören bir kadınsa ve son 2-3 adeti bozulmaya başlamışsa aslında kendi vücudu bir işaret veriyor demektir. Tabi tüm kadınlar adetleri süresi içerisinde örneğin bir yıl içerisinde bir defa adet bozukluğu yaşayabilir. Bununla karıştırmamak gerek. Her adet bozukluğu olan benim yumurtalık rezervim azaldı mı diye strese girmemelidir. Ama bu birkaç ay peş peşe tekrarlıyorsa burada bir problem var demektir. Bunun geçmesini beklemesinler mutlaka bir uzmana gidip görünsünler. Bunun altında çok basit bir sebep yatıyor olabilir ve küçük bir ilaç tedavisiyle bu durum düzeltilebilir. Ama tam tersine bir durumda olabilir. Bu durumda da hasta uyarılmalı ve neler yapması gerektiği konusunda bilgilendirilmelidir. Kısacası normal giden adet periyotlarının bozulmaya başlaması büyük bir işarettir. Ailedeki aile bireylerinin yani annesinin, teyzesinin, anneannesinin erken yaşta özellikle 40 yaşın altında adetten kesilmesi kendi başına gelme olasılığının da yüksek olduğunu gösterir. Bu kişiler de mutlaka bir uzmana danışmalıdır. Kişi, ultrasonografi ve özel bir testle durumunu öğrenebilir. Ultrasonografi aslında bir kişinin yumurtalık rezervini değerlendirmek için altın standarttır. Bunun dışında birtakım kan testleri de var. Özellikle adetin 2-3’üncü gününde birtakım yumurtlama testleri önemli sonuçlar verir. Bunun dışında AMH testi de yumurtalık rezervinin ne kadar olduğunu gösteren bir testtir.

Op. Dr. Ozan Özolcay

YUMURTALIK GENÇLEŞTİRİCİ TEDAVİLER

Yumurtalık rezervinde bir azalma varsa böyle bir durumda tedaviye yaklaşım nasıl olur? Birde yumurtalık gençleştirici birtakım tedaviler var. Bunlar nedir?
Hastanın sosyal durumu bizim için çok önemlidir. Eğer evliyse çocuk sahibi olmayı yakın zamanda düşünmesini öneriyoruz. Bu hemen tüp bebek yapın demek değildir. Çünkü sonuçta bazı insanların rezervlerinin azalmaya başlaması demek onun hemen çok kısa bir süre sonra yumurtalarının biteceği anlamına gelmez. Ama kimi kadında özel durumları sebebiyle yumurtalık durumu bozulmaya başladıktan sonra 6 ay-1 yıl içerisinde menopoza da girebilir. Evliyse onlara önerimiz çocuk sahibi olmaları; ama çocuk düşünüyorlarsa yumurta ya da embriyo dondurma ile saklama önerilir. Eğer bu kişi evli değilse ve yumurtalık rezervinin muayene, AMH hormonu testi ile belirli bir seviyenin altına düştüğü belirlenmişse yumurtalıklarını alıp özel bir tedaviyle geliştirdikten sonra dondurup saklanabilir. AMH testinin 1’in altıda olması gerekiyor. Kısacası örneğin 23 yaşında yumurtalık rezervi azalması söz konusu olmayan genç bir kadın “ben yumurtalarımı dondurmak istiyorum” dediği zaman bu tabi ki olmuyor. Bunun için birtakım kurallar var.

YUMURTALIK GENÇLEŞTİRMEDE PRP VE KÖK HÜCRE

Yumurtalık gençleştirici tedavileri diye bahsedilen PRP ve kök hücre nedir? Bunların yumurta gençleştirmede etkileri nedir? Ve nasıl uygulanırlar?
Bu yöntemleri daha çok ortopedistler, plastik cerrahlar uzun bir süredir kullanmakta. Kadın doğum alanı olarak da bu yöntemi, “yumurtalıkları olduğundan daha fazla yaşlanmış olan hastalarda kullanabilir miyiz”i araştırdık ve yumurta sayısını artırmak için kullandık. Yumurta sayısı azalmış olan hastalarda  ve endometriumu ince olan hastalarda kullanılıyor. Çünkü bazı hastalar kürtaj ya da çocukluk çağında geçirdikleri birtakım tüberküloz gibi hastalıklardan sonra rahim iç zarında bir incelme yaşayabiliyor. Bu grup kadınlar bir şekilde gebe kalamıyorlar. Dolayısıyla çok sağlıklı bir embriyo olsa bile rahim içi sıkıntılardan dolayı gebelik şansı çok düşük oluyor.

PRP’yi bu alanda denedik. Birtakım ufak da olsa olumlu sonuçlar elde edildi. Ama bu yöntemlere mucize gözüyle bakmamak lazım. Uygun hasta grubunda kullanmak önemlidir. PRP de yapılan işlem hastanın kanının alınması ve özel bir yöntemle santrifüj edilmesidir. Daha sonra o santrifüjün üzerinde kalan bir miktar kanın içerisinde trombosit denilen bir madde vardır. Trombosit hem damarlarımızdaki pıhtılaşmaya sebep olan bir faktör hem de aynı zamanda iyileştirici bir faktördür. Bu direkt olarak yumurtalık dokusunun içerisine zerk edilir. Belirli bir süre bekledikten sonra yeni yumurta oluşumu meydana geliyor mu, gelmiyor mu beklenir.

Kök hücrede ise durum biraz daha farklıdır. Kök hücre PRP’den çok daha sofistike bir yöntem; ama kök hücreyle de dünyada yapılmış çok minimal, çok sınırlı sayıda kanıta dayalı olmayan çalışmalar var. Kanıta dayalı olmayan çalışmaları şu anda hastalara çok mucizevi yöntemlermiş gibi önermek tıbbi etiğe ve ahlaka çok sığmaz. Bu yöntem, kişinin kemik dokusunun içerisinden aldığımız bir miktar iliğin özel bir yöntemle ayrıştırıldıktan sonra oradan elde edilen kök hücrenin yumurtalık içerisine verilmesidir. Kök hücre, vücudumuzdaki bütün hücrelere dönüşebilen bir özelliktedir. Gözümüzdeki retinadan, böbrek hücresine, rahim içindeki endometriumdan yumurtalık dokusuna, erkekte sperm hücresine kadar dönüşebilen hücre demektir. Taslak hücrelerdir. Kök hücrenin verilmesi sonrası hücrelerin gelişerek yumurtalığın içerisinde yumurta sayısının artırıp artırmadığı gözlemlenir. Tabi ki yumurtası sıfırlanmış, hiç kalmamış bir hastada denediğimiz zaman açıkçası önemli sonuçlar elde edemiyoruz. Bunlar henüz gelişme aşamasında olan; ama belki de ileriye dönük olarak umut vadedebilecek yöntemlerdir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

İlgili Yazı

Polikistik Over Sendromu Kadınlarda Kısırlık Nedeni

Üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen endokrin bozukluk olan polikistik over sendromu (PCOS), yumurtlama sorununu ...