Menu
Anasayfa » Esra Kazancıbaşı ile Sağlık » Doktorunuzu Ne Kadar Tanıyorsunuz?

Doktorunuzu Ne Kadar Tanıyorsunuz?

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 153 bin hekim bulunuyor. Ülkemizdeki doktorların 83 bini uzman hekimlerden, 44 bini pratisyen hekimler oluşuyor. Asistan hekim sayısı ise 26 bin 181. Uzman hekimlerin yaklaşık 44 bini Sağlık Bakanlığı, 14 bin 438’i üniversite, 25 bin 109’u ise özel hastanelerde görev yapıyor.

Uzun ve zorlu eğitim süresine, gözünü bile kırkmadan saatlerce acilde hasta bakmayı gerektiren nöbetlerine, ciddi bir sorun olmaya devam eden hekime yönelik şiddet olgularına rağmen, tıp doktorluğu gençlerin en cazip bulduğu meslekler arasında yer alıyor. Yapılan farklı çalışmalarda tıp doktorluğu ülkemizdeki en itibarlı meslekler sıralamasında başı çekmeye devam ediyor.

PRATİSYEN VE UZMAN HEKİM ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Başınız ağrıdığında, çocuğunuzun ateşi yükseldiğinde, annenizin tansiyonu çıktığında, kardeşinizin radyoterapi görmesi gerektiğinde şifa için kapısını çaldığınız hekimlerin ne kadar uzun bir eğitim sürecinden geçtiğinden haberdar mısınız?

Hastanede, tıp merkezinde veya aile sağlığı merkezinde sizi muayene eden hekimlerle ilgili pratisyen, asistan ve uzman doktor gibi kavramların ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Bugün 14 Mart, gelin hep birlikte tıptaki gelişmeleri takip etmek için mesleki kariyerleri boyunca sürekli okumak, araştırmak zorunda kalan doktorları tanıyalım.

Tıp eğitimini başarı ile bitirenler “pratisyen hekim” unvanına sahip olur. Eğer, bir hekim, kardiyoloji, beyin cerrahisi, çocuk hastalıkları, göz veya nöroloji gibi bir alanda uzmanlaşmak isterse, tıpta uzmanlık sınavına girmek ve bu zorlu sınavı kazanmak durumundadır. Asistan doktor ise, tıp fakültesinden mezun olduktan sonra girdiği tıpta uzmanlık sınavını kazanmış olan hekimi ifade eder. 3-5 yıl süren  asistanlık eğitimini başarıyla tamamlayanlar ise “uzman doktor” olarak tanımlanırlar.

TIPTA UZMANLAŞMA VE YAN DALLAR…

Günümüzde tıpta uzmanlaşma yan dallarla zenginleşmektedir. Uzmanlık eğitimi aldıkları alanda ek olarak 2- 3 yıllık yan dal ihtisası yapan hekimlerin amacı, spesifik konulara odaklanmak. Örneğin toplumda “ağrı bilimi” olarak bilinen algoloji alanında uzmanlaşmak için anesteziyoloji ve reanimasyon, nöroloji veya fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı hekimlerin ek olarak iki yıl daha eğitim almaları gerekmektedir. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının bazıları “jinekolojik onkoloji cerrahisi” olarak bilinen alanda uzmanlaşmakta  ve bunun için üç yıl daha yan dal eğitimi almaktadır. Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlarının bazıları da yine üçer yıllık eğitimlerle çocuk nefrolojisi, çocuk nörolojisi, çocuk göğüs hastalıkları gibi alanlarda uzmanlaşmaktadır.

ARTIK HERKESİN BİR AİLE HEKİMİ VAR!

Sağlık Bakanlığı’nın başlattığı uygulamayla yeni bir tanım hayatımıza girdi; Aile Hekimi. İkamet ettiğiniz yerin yakınında ya da kolaylıkla ulaşabileceğiniz bir yerde bulunan aile hekimleri, koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetleri sunuyor, bazen gezici sağlık hizmeti de veriyorlar.

Aile hekiminizle henüz tanışmadıysanız, Sağlık Bakanlığı’nın Aile Hekimliği Dairesi Başkanlığı web sitesini ziyaret edebilirsiniz. Aile hekiminizi; e-Devlet veya e-Nabız uygulaması üzerinden aile hekimi sorgulama yaparak veya en yakın Aile Sağlığı Merkezi’ne ya da bulunduğunuz ilçedeki Toplum Sağlığı Merkezi/İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne başvurarak da öğrenebilirsiniz. Tatil, iş gibi sebeplerle kısa süreliğine başka bir şehre gittiğinizde bulunduğunuz kentteki aile hekimine “misafir hasta” uygulamasıyla muayene olabilmeniz de mümkün.

Bize Hayattaki En Değerli Armağanı Hekimler Sunar!

“Akıllı Hastanın Sağlık Rehberi” isimli kitabın yazarı Gazeteci Esra Kazancıbaşı Öztekin, hem kendisinin, hem de eşinin, anne ve babasının hastane günlerinde yaşadıklarını uzmanların önerileriyle birleştirdiği kitabında hekimlik mesleğiyle ilgili duygu ve düşüncelerini şu sözlerle anlatıyor:

“Ben, bu ülkenin doktorlarını severim. Kalp hastalığı nedeniyle nefes almakta ve yürümekte zorlanan babamın bypass ameliyatıyla yıllardır avukatlık yapmasını;  Küçüksu Çayırı’nın yemyeşil kalabilmesi için ihtiyar delikanlı enerjisiyle semt sakinlerine önderlik etmesini sağlayan onlardır. Karın ve göbek bölgemde dayanılmaz sancılara yol açan bağırsak düğümlenmesi gibi acil bir durumda, beni ameliyatla sağlığıma kavuşturan yine onlardır. Eşimin geçirdiği kalple ilgili ağır problemde, en kritik zamanda yerinde müdahalelerle ona sağlık veren de, yine bu ülkenin hekimleridir. Annemin guatr ameliyatını, benim rahimle ilgili operasyonumu da başarıyla gerçekleştiren yine onlardır; Türkiye’nin doktorları.

İmza attığım binlerce haberde, yaptığım 5 binin üstündeki sağlık programında organ naklinden çocuk cerrahisine, onkolojiden sindirim sistemi hastalıklarına kadar her branştan pek çok başarılı hekim tanıdım. Hastalığın kapımızı çaldığı zamanlarda kendimin ya da ailemin sağlığını hep ülkemizin doktorlarına bir an bile tereddüt duymadan emanet ettim.

HEKİMLER, HASTALAR VE HASTA YAKINLARI

Söyler misiniz kalp krizi sonrası duran bir kalbin yeniden canlandırılmasından ya da karaciğer yetmezliğinin her geçen gün ölüme doğru sürüklediği  bir hastaya nakille yaşam verilmesinden daha değerli bir şey olabilir mi bu dünyada?

“Eyvah onsuz ne yaparım ben!” diyerek gözyaşlarınıza boğulduğunuz anda  ameliyathanenin ya da yoğun bakımın kapısından çıkan hekiminizin “Gözünüz aydın, sağlık durumu iyi” müjdesinden başka sizi mutlu edecek bir şey var mıdır?  Bu cümleden daha kıymetli bir şey olabilir mi sizce?

İşte, bu yüzden ne zaman bir hekimle karşılaşsam, beni ya da sevdiklerimi; hastalığın karanlık kuyusundan sağlığın aydınlığına doğru çekip aldıkları günler gelir gözlerimin önüne. Ve bana hayattaki en değerli armağan olan sağlığı sunan hekimlere kalbimin derinliklerinden gelen bir sevgi ve saygıyla bakarım.”

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

İlgili Yazı

Evde Kalmamızı Gerektiren 6 Koronavirüsü Gerçeği!

Yazan: Esra Kazancıbaşı Öztekin Türkiye, ilk koronovirüsü vakasıyla 11 Mart’ta tanıştı. Aradan geçen iki haftada  ...