Menu
Anasayfa » Sağlık Sohbetleri » İstanbul’un Covid-19 Tablosu

İstanbul’un Covid-19 Tablosu

İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Covid-19 sürecinde İstanbul’un durumu ve yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Covid-19 tanısı alan kişilerin çoğunluğu İstanbul’da mı?

Vakaların çoğunluğu İstanbul’da. Biliyorsunuz İstanbul bir dünya şehri. Ulaşımın, turizmin uğrak noktası olan bir ülkeyiz. Doğal olarak da İstanbul’da çok fazla oluştu. Ama şu anda İstanbul’daki sayılar genel anlamda Türkiye’deki düşüşlerin de en büyük sebebini oluşturuyor. Bu mücadelede birçok gizli kahraman sayesinde başarılı oluyoruz. Bu başarıda emeği geçen herkese özellikle görünmez kahramanlara teşekkürlerimi sunuyorum. Medyada da birçok kişi sahada çalışıyor. Sahada çalışan insanların kahramanlıkları herhalde bir süre sonra daha çok anlaşılacak. Gerçekten müthiş bir özveriyle çok büyük bir başarı elde edildi. Bu konuda da tüm hekimlere, sağlık çalışanlarına ayrıca toplumun hassasiyet gösteren tüm kesimlerine çok teşekkür ediyorum. 2002 senesinden beri Cumhurbaşkanımızın liderliğinde olan sağlıkta dönüşüm projeleri bu mücadelede başarının sırrı diyebiliriz. Sistemin başarısı.

Sağlık anlamında dünyanın belki de en çok sosyal anlamda herkese eşit sağlık hizmeti sunabilen üstelik bunu kesintisiz sunabilen ender ülkelerden bir tanesiyiz. Bunun yanında özellikle birinci basamak sağlık alt yapımızda çok kuvvetli. 1920’lerde başlayan salgın hastalıklarla mücadele etmeye alışkın olan bir toplumuz. Esasında bizim medeniyetimiz geçmişte de sağlık alanında büyük başarıları olan bir toplum. Orta Asya’da dahil Türkler, genelde sağlıkla ilgili “toplumu nasıl koruruz” konusunda hep en önemli örneklerini vermişler. Selçuklular, Osmanlılar da öyle. Cumhuriyet döneminde meclis açıldığına ilk icraat, sağlık kanunudur. Sağlıkta dönüşümle sağlığa ulaşılabilirlikte kolaylık kazanıldığı için bu salgındaki başarının geçmişteki yapılanmadan kaynaklanan bir başarı olduğunu söylememiz lazım. Ülke olarak hiçbir ilacın veya malzemenin temininde hiçbir sıkıntı yaşamadık. Bakanlığımız bu konuda her türlü desteği verdi. Bu salgını ülkelerin sağlık sisteminin iyi olup olmadığının testi olarak görüyorum ve biz bu testi başarıyla geçiyoruz. Çünkü sağlıkta teknolojik açıdan ileride olduğunu söyleyen bazı ülkeler, bu salgında maalesef sınıfta kaldılar. Bu süreçte eşit sağlık hizmetinin nasıl olacağı bizden öğrenildi. Bu konuda ülkemizle gurur duyuyoruz.

FİLYASYON EKİPLERİMİZ YOĞUN BİR ÇALIŞMA İÇİNDE

Filyasyon ne demek? İstanbul ekibinde kaç kişi var? Nasıl çalışıyorlar?

İlk vaka 10 Mart’ta çıktığı zaman il sağlık müdürlüğü bünyesinde bir korona koordinasyon merkezi kurduk. Burada hem kamu hastanelerinde hem birinci basamağı hem destek hizmetlerini hem de üniversite sektöründen yetkililer var. İlk başladığımız zaman hem test sayısı anlamında hem de filyasyon dediğimiz işlem anlamında çok azdı sayılarımız. İlk başladığımızda 300-400 civarındaydı filyasyon ekiplerimiz. Diş hekimlerimizin desteğiyle ekibi 1200’e çıkardık. Her ekipte üç kişi var. Diş hekimi, pratisyen hekim veya aile hekimi oluyor. Hekim dışı sağlık personeli ve şoför yer alıyor. Bir yazılım üzerinden hangi hastaların pozitif olup olmadığı görülüyor. Bir hasta pozitifse bu hastanın bütün bağlantılarıyla beraber nerede temas kurduğu konusunda bir çalışma yapılıyor. Kısacası hastanede covid19 tanısı konulmuşsa bir işaretleme yapılıyor. Bu işaretleme yapıldığı anda HSYS sistemi dediğimiz bu yazılım üzerinden hastanın kendi aile hekimi veya ilçedeki hekimler bu bilgiye ulaşıyor. Daha sonra o kişinin temas kurduğu alanlara gidiliyor. İş yeri, gezdiği yerler, ailesi temas ettiği herkese ulaşıyoruz. Yoğun bir çalışma var. Bu kişilere test yapılıyor, klinik bulgularına bakılıyor. Eğer kliniklerinde şüphe varsa pozitif olup olmadıklarını daha ordayken öğrenmeye başlıyoruz. Eğer pozitiflerse onları orada tutuyoruz ve böylece onların salgın temasını veya bulaştırma riskini azaltıyoruz.

Şu ana kadar 68 bin kişiyi böyle tespit ettik. Bunlar arasında pozitif vakalar bulduk. Bu yüksek bir oran ve böylece bu yolu kesmiş olduk. Arkadaşlar gerçekten büyük bir özveriyle çalıştılar ve kendilerine 1200 tane araç sağlandı. Her hasta için, her bulaş için tulumundan gözlüğüne kişisel koruma kıyafetlerine kadar her bir hasta ve temaslı kişi için ayrı ayrı verildi. Büyük bir organizasyon yapıldı. Ben devletimle, sağlık sistemiyle gurur duyuyorum. Bizim toplumumuz buna layık diye düşünüyorum.

Bu süreçte sorulan sorulardan biri de; ilk vaka çıktıktan yoğun bakım yataklarının yetersiz kalabileceğinden endişe duydunuz mu oldu. Biz ilk günden itibaren hazırlık içindeydik hem bakanlık hem de il sağlık müdürlüğü olarak. Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla birçok şeye karşı hazırlık yapmıştık zaten. Böyle olunca vaka çıktıktan sonra bu konuda hiç tedirgin olmadık. Bir sağlık yöneticisi, bir sağlık çalışanı olarak söylemeliyim ki; bu virüsle mücadelede ne toplumun ne sağlık çalışanlarının zafiyet göstereceğini düşünmedik. Çünkü alt yapımız kuvvetli ve gerçekten özverili insanlarımız var. Bazı ülkelerde insan gücü sayısal anlamda yeterli olabilir; ama o insan gücünde eğer özverili olma yoksa maalesef başarısızlıklar olur. Bunu Dünya Sağlık Örgütü de görüyor. Birçok yurtdışı medya da dahil olmak üzere İstanbul’daki bu başarılı salgın mücadelesi örnek olarak gösteriliyor. Sağlık sistemimizin bu konuda daha da iyi bir yere geleceğini düşünüyorum.

Sokaklarda kimi zaman kalabalıklar oluyor. Bu konuda neler önereceksiniz?

Sosyal izolasyon, maske takma ve el yıkama gibi hijyenik alışkanlıklar çok önemli. Çünkü bu virüs o çok hızlı bulaşabilen bir virüs ve bulaştıktan sonra farkında olmayan geçirenler de var çok ağır seyredenler de var. Bu nedenle en azından bayram sonuna kadar sosyal izolasyona riayet edilmesini bekliyoruz. Toplumda bazı önlemler kısıtlamış durumda. Kısıtlamanın da bazen aralıklı açılmasında fayda olur. Bu beklenilen bir şey. Bu izolasyonu sağlarken de insanların psikolojisinden de anlamamız lazım. Bununla ilgili KORDEP’i kurduk. İnsanlar hem psikolojik olarak desteklenmeli hem de ekonomik anlamda da çalışma yaşantısının belli bir seviyeye doğru düzenlenmesi gerekir. Bunu yönetmek için de devletimiz çok güzel bir planlama ve projeksiyon yaptı. Sosyal izolasyona ve kurallara uyarsak çok rahatlıkla normale en yakın zamanda döneriz. Bu yasaklar ne kadar kısa sürerse toplum o kadar çabuk rahatlayacak. Bunun çabası içindeyiz. Bugün filyasyon ekiplerimizle, hastanelerimizde bir an önce bu salgından insanlarımızı kurtarıp, normal yaşamına döndürmeyi amaçlıyoruz.

Sağlık sistemimizin gücüyle bunu daha ne kadar kısaltabilirize bakıyoruz. Bugün Avrupa ülkelerinin bazıları 4-5 aydır bu süreci yaşıyor. Biz şu an hem etkinlik alanında hem süre anlamında daha başarılı sayılırız. Ama normale dönmek için iyi planlama yapmamız gerekiyor. Toplumun pandemi dediğimiz salgını sadece sağlıkçılarla yönetmez. Bu toplumsal bir olaydır; yani toplumun hep beraber çaba harcaması gerekir. Şu anda da toplumumuz çaba harcıyor; ama bunu artırmamız gerekiyor. İçimizde bilinç konusunda yeterli olmayan veya buna saygı duymayan kişiler de olacaktır, bunları eğitmek de bizim görevimiz. Bunları hep beraber anlatacağız. Yasaklar azalırken izolasyon konusunu çok iyi öğrenmemiz ve uygulamamız gerekiyor. Evet, siz ne kadar çok sokağa çıkarsanız o kadar riskiniz artıyor. Sadece sizin riskiniz artmıyor eve geldiğiniz zaman ailenizi de riske atıyorsunuz. Bunları anlamamız lazım. İnsanların kendi öz korumasını iyi yaparak normal yaşamlarına geçmeleri için çalışıyoruz. Bu konuda çok iyi bir denge kurmamız gerekiyor.

Salgın ilk başladığı anda ülke olarak sınır kapılarımızı kontrole aldık ve bu salgın bizim ülkemize gelmesin diye çok mücadele verdik. İl Sağlık Müdürlüğü olarak uçaklara hekim gönderdik. 10 Mart’ta ilk vakadan önce bahsediyorum. İnsanların uçakta muayene edilmesini sağladık. Kapılarda insanların ateşlerine veya kliniklerine bakarak muayene ederek ülkemize mümkün olduğu kadar bu virüs salgınının gelmemesini sağladık. Salgın başlarken de devam ederken de hep virüsten önce hareket ettik. Ve salgını yönetmek anlamında da mücadele anlamında da çok iyi sınavlar verdik. Ve salgından çıkışta da iyi planlama yapıp salgının çıkışını iyi yönetmemiz gerekiyor. Bu yönetimi halkla, sağlıkçılarla, kurumlarla beraber planlan ve söylenen şeyleri harfiyen yaparak sağlayabiliriz. Herkesin birbirine empati duyması, birbirini anlaması gerekiyor. “Artık birbirimize dokunamayacak mıyız” diye soruluyor evet sabredersek herkes birbirine dokunacak. Annemize babamıza çocuklarımıza sarılmadan, öpmeden tabi ki olmaz. Ama zamana ihtiyacımız var.

Prof. Dr. Kemal Memişoğlu

HIZLI ATLATMAK İÇİN TOPLUMUN DESTEĞİ ŞART

Türkiye’deki koronavirüs rakamlarının ne zaman üçlü veya ikili rakamlara ineceği öngörülüyor?

Bunu bilim insanları matematik formülleriyle hesaplıyorlar. Ancak tıpta her zaman iki kere iki dört etmez. Yani siz matematik terimleriyle bu işi çözemeyebilirsiniz. Ama tahmin edebiliyoruz. Görüyoruz ki Nisan’ın sonuna doğru pik yapan salgın Mayıs’ın sonuna doğru iyice düşüyor. Bunun Haziran başından itibaren de daha az hale geleceğini ön görüyoruz. Haziran ayına geçişle artık normal yaşantıya yakın bir döneme geçilmesi konusunda bir öngörümüz var. Tabi ki sosyal izolasyon kuralı devam etmeli. Sosyal mesafe, maske, hijyen kurallarını iyi sağlarsak istediğimiz noktaya daha hızlı varırız. Sağlık sistemimiz insan gücüyle, alt yapısıyla her türlü salgının üstesinden gelecek güce sahip. Ama bir daha söylüyorum: Bu sorunu kısa sürede halledebilmemiz için toplumun bize destek olması şart.

Cumhurbaşkanımızın bir telefonuyla binlerce kutu ilaç geldi Türkiye’ye ve biz bu ilaçları Türkiye’de üretebilir hale geldik. Bugün 4 Türk kurumu Cumhurbaşkanımızın organizasyonuyla bir araya geldi ve bir ayda solunum cihazı üretebilir durumda. Uyum konusunda hep beraber iyi çalışmamız gerekiyor. İnsanlarımızın bu konuyu hafife almamasını rica ediyoruz. Sağlık sistemimizin iyi olmasından dolayı bunu insanlara hissettirmememiz bu sürecin çok kolaymış gibi algılanmasına yol açamasın. Bugün Fransa’da, İspanya’da insanlar sokaklarda öldüler. Bizim toplumumuzda böyle bir şey olmadı. En başından beri hazır olduğumuz için hangi hastanemizde hangi servisleri nereye taşıyacağız, hangi hastanelerimizde neler yapacağız, hangi katı boşaltacağız, ikinci aşamada hangi hastanelerimizi daha yoğun hale getireceğiz, üçüncü aşamada bütün hastanelere pandemi getirirken yoğun bakımları ne zaman arttıracağız, yeni hastanelerimizi ne zaman açacağız gibi konuları önceden planladık. Şu anda da yeni normale dönüşte hastanelerimizin servislerini nasıl toparlayacağız, hangi hastanelerin katlarını ne yapacağız hepsini planlıyoruz. Ve bunları zamanı geldikçe uygulamaya koyuyoruz. Bu kadar çabanın karşılığında sanki basit bir hastalık gibi algılanmamalıdır. Bu çok riskli bir konudur. Bu çok çabuk bulaşan bir hastalık ve birçok ülkenin ekonomisini gelişmişlik düzeyini paramparça etmiş bir hastalık.

Siz kendi ailenizi ne kadar zamandır göremiyorsunuz? İstanbul’da sağlığın sorumlusu olarak bu süreçte neler yaşadınız, neler hissetiniz?

Öncelikle daha çok sahada olarak sorunlarla birebir ilgilenmemiz gerekiyor. Onlarla konuşmamız, onların sorununu algılamamız gerek. Ben yönetici arkadaşlara baş hekimlere hep bunu söylüyorum. Orada aldığınız motivasyon esasında çok önemli. Masada çalıştığınız zaman o motivasyonunuz olmayabilir; ama sahadaki insanları görürseniz ve sorunları hissederseniz çok daha motive oluyorsunuz. Onun için ben dolaşıyorum. Bundan zevk alıyorum. Pandemiden önce İstanbul’da tüm kamu ve özel hastanelerimizde poliklinik sayımız 266.000’tı. Bu kişilerin her birinin aldığı hizmetin vebalini ben taşıyorum. Yaklaşık olarak 185.000 kişi de çsağlık sektöründe fiili olarak çalışıyor. Bu sağlık çalışanlarının hakları ve çalışma ortamlarını düzeltmekle ilgili bir sorumluluk taşıyoruz yönetim olarak. Bunu hissettiğim zaman zaten oturamıyorsunuz. 40 gün eşimi çocuklarımı hiç görmedim. Gece saat 04.00’te geliyordum hemen 07.30’da işe geri gidiyordum. 3 çocuğum var. Çocuklarıma uyurken uzaktan baktım. Bu salgın çok özel bir durum ve çoğu çalışan da benimle aynı durumda. Şu an 4500 sağlık çalışanını otellerde ve yurtlarda misafir ediyoruz. Birçoğu riskler yüzünden evlerine gitmiyorlar. Ve ben onların gözlerini gördüğüm zaman daha çok enerji alıyorum. Daha çok sorumluluk taşımaya başlıyorum. Bu mücadele alanında olmak çok ayrı bir şey ve bunu tüm sağlık ekibimizde görüyorum. Gözlerindeki ışığı görüyorum. Özellikle genç arkadaşlar. Bunları görünce ülkemizdeki sağlıkçıların, sağlık siteminin en iyisi olduğunu anlıyorum. Miami’de üniversitede karaciğer naklinde de çalıştım. Orada profesyonelce işlem devam eder ve herkes rutin işini yapar. Bizde öyle değil. Sadece iş yapmıyoruz bir sanat yapıyoruz esasında. Yani sağlıkçılarımızın yaptığı sadece bir iş değildir. Bunu toplum bilsin. Bu esasında büyük bir sanattır, büyük bir özveridir. Ve bu ülkenin sağlıkçılarına özgüdür bu da.

İSTANBUL’DAKİ YOĞUN BAKIM YATAKLARI YETERLİ Mİ?

Yeni açılan hastaneler de oldu. İstanbul’daki yoğun bakım yataklarının durumu nedir?

İstanbul’da yaklaşık 40.000 normal yatağımız var. Bunların yaklaşık 20.000’i kamu sektöründe 20.000’i özel ve üniversite vakıf sektöründe. Toplam yoğun bakım yatak sayımız 7700 civarındaydı. Tabi bunlardan yeni doğanı ayırdığımız zaman yaklaşık 2500-300 civarında yoğun bakım yatağımız vardı. Avrupa bizim yatak kapasitemize göre daha geride. Sağlık çalışanı sayısı anlamında Avrupa’nın yarısına yakın sağlık çalışanıyla hizmet verirken, yoğun bakım yatak sayımız 10.000 kişiye düşen İstanbul için söylüyorum yaklaşık Avrupa’nın iki katıdır. Yani Avrupa’nın yoğun bakım yatak sayısından fazla yoğun bakıma sahibiz. Ve yine de hastanelerde yoğun bakım ihtiyacının fazla olacağını öngörerek ilave yoğun bakım yatağı konusunda da çalışmalar yaptık ve 538 tane yoğun bakım yatağı ilave ettik.

Üçüncü seviye yoğun bakım yataklarının başında solunum cihazı vardır ve her tür fiziki şartları taşır. Bunun dışında ikinci seviye ve birinci seviye dediğimiz yoğun bakım yataklarımız da var. Bu çok ağır hastalara bakacağımız üçüncü seviye yoğun bakım yataklarımız 1666 iken bunlara 538 tane daha ilave ettik. Yani yaklaşık yüzde 24 oranında, yani 4’te 1’i kadar ilave edildi. Sultangazi’de 600 yataklı yeni bir hastane açıldı biliyorsunuz, bunun altında salgında veya depremde sığınak yoğun bakımlarımız vardı, 57 tane fiziki olarak hazırdı bunları hemen aktifleştirdik. Yatak, monitör, ventilatör aldık. Kartal Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde de 58 tane vardı. Bunları da hemen aktifleştirdik. Cemil Taşçıoğlu Hastanesi’nde 88 yoğun bakım servisi hemen hazır hale getirildi. Başıbüyük’te Marmara Üniversite’sinin yaptığı bir hastane vardı orayı da 66 yoğun bakımıyla beraber faaliyete geçirdik. Bazı hastanelerimizde alanlar oluşturduk Sultan Abdülhamit’te 14 tane yoğun bakım yatağı açtık. Çekmeköy Devlet Hastanesi’nde 24 tane yoğun bakım yatağı açtık. Bunlarla toplam 538 tane yoğun bakımı ilave ettik.

Hiç sorun yaşamadık yoğun bakımlarla ilgili. Bunun dışında kalp damar cerrahisi Koşuyolu Hastanesi’nde, Siyami Ersek Hastanesi’nde KVC, girişimsel kardiyoloji yapılsın dedik ve böylece diğer hastanelerimizdeki kardiyolojik birimleri oraya taşıdık. Diğer yerlerdeki kardiyovasküler cerrahinin kullandığı yoğun bakımları da normal yoğun bakım olarak kullanmaya başladık. Avrupa Yakası’nda da Mehmet Akif Ersoy’u kardiyoloji hastanesi olarak kullandık. Mesela Bağcılar KVC yoğun bakımlarını normal hastalara kullanmaya başladık. Zeynep Kamil Hastanesi’ne daha çok kadın doğum ve kadın hastalıklarını yönelttik. Esenler Hastanesi’ne yine Kadın Doğumu yönelttik. Covidli hamileleri Anadolu Yakası’nda Marmara Üniversitesi ve Ümraniye’deki hastanemize yönelttik. Avrupa yakasında da Kanuni ve Ok Meydanı’na yönelttik. Böyle olunca acil veya kanserli hastaları da tedavi etmeye devam ettik. Ambulanslarla aldığımız hastaların çok büyük bir kısmına yakınını özel sektöre getirdik. Yani muayenesini özel sektöre taşıdık. Bu şekilde kamuyu rahatlattık. Özel sektöründe bir kısmını da pandemi hastanesi olarak kullanmaya başladık.

Ambulansla aldığınız vakalar Covid hastalar mı yoksa normal acil vakalar mı?

Normal acil vakalar bunlar. Covid vakalarını için şöyle bir planlama yaptık. Hangi hastanede birikme oluyorsa yoğunluğu oradan alıp diğer hastanelere yönelttik. Bunu özel, kamu fark etmez biçimde yaptık. Bu istatistik verileri de Eylül- Ekim ayı gibi yayınlayacağız. Herkesin ne yaptığının bilinmesi lazım. Ama şunu net söyleyeyim şu anda kamu ve özel sektör toplam 214 tane hastanemiz var. Bu hastanelerin yüzde 99’u da üstüne düşen vazifelerde başarı elde ettiler. Onlara çok teşekkür ediyorum. Aile hekimlerine özellikle. Bu filyasyon yapısı hemen hemen hiçbir ülkede yok. Bu, farklılığımızı ön plana çıkaran bir şey oldu.

Yeşilköy ve Sancaktepe salgın hastanesi ya da acil durum hastaneleri. Bu hastanelerdeki son durum nedir? Potansiyelleri, alt yapıları kaç hastaya hizmet verecekler?

Gerçekten ihtiyaç olan hastane grubu bunlar. Salgının artması durumunda çok büyük faydası olacak hastaneler. Ayrıca afet durumlarında da çok rahat hizmet verecek hastaneler. İstanbul diğer şehirlerde meydana gelen depremleri kompanse edebiliyor; ancak İstanbul’u kompanse etmek çok zor. Bunları yönetmek için İstanbul’un çok kuvvetli olması lazım. Bu yapıların hem depreme dayanıklı hem de ulaşım anlamında havaalanlarına yakın olması büyük bir avantaj. Buradan hem hasta drenajı sağlanacak hem de destek birimlerinin çok daha kolay ulaşmasını sağlayacak. Bunları deprem için söylüyorum. Sağlık turizmi için de keza aynı şekilde. Türkiye’nin salgındaki başarısı Avrupa kamuoyunda da görüldükten sonra sağlık turizmi konusunda büyük bir talep alacağını öngörüyoruz. Türkiye konumu gereği bugün Orta Doğu’nun, dünyanın merkezi. Bunu sadece biz söylemiyoruz. İstanbul medeniyetlerin merkezi. İstanbul hem insan gücü anlamında hem de fiziki olarak vazgeçilmez bir yer. Böyle olunca da buraya yatırım gerçekten çok önemli. Bu bir vizyon meselesi. Sağlık turizmi için gelecekler, ameliyatlarını olacaklar ve aynı yerden uçağa binerek ülkelerine dönecekler. Önümüzdeki günlerde Başakşehir Şehir Hastanesi 2682 yatağıyla tam kapasiteye ulaşmış olacak. Cumhurbaşkanımız zaten ilk aşamasını açmıştı, ikinci aşamayı da açacaklar. Bu vizyonla, bu insan gücü ve bu kapasiteyle çok büyük başarılar elde edeceğimize inanıyorum. Sağlık turizmi demek aynı zamanda sağlık teknolojisinin de yapılabilmesi demek. Solunum cihazı ürettik, MR üretiyoruz. Bu konuda da ön plana çıkacağız.

Pandemi hastanelerinin normalleşme sürecinde süreçleri nasıl olacak? Son olarak mesajlarınızı da alabilir miyiz?

 Haziran ayında ayaktan hasta alımından planlı bir şeklinde başlatmayı amaçlıyoruz. Biraz daha esnek mesai ile çalışacağız; çünkü izolasyon sürecinin Haziran’da da devam etmesini istiyoruz. Onun için ayaktan hastanın randevulu bir şekilde yönetmek gerekiyor. Son olarak herkes sağlığını kaybetmeden korumasını bilmelidir. Kısacası kimse bana bir şey olmaz dememelidir. Herkes sağlığını korumalı ve herkes kendi sağlığının sorumluluğunu taşımalı. Onun için herkesin bedenine iyi bakması lazım. Çünkü bu beden bize emanet edilmiş ve bu bedene iyi bakmakla biz mükellefiz. Virüsten korunmak kadar fazla kilo, bağımlılık gibi konularda da sorumluluklarımız var. Hastalanmadan sağlığımızı korumakla mükellefiz. Kilo büyük bir sorun. Evde hareketsizlik kalınmamalı. Sağlık müdürlüğümüzün web sitesinde nasıl egzersiz yapılacak, nasıl hareket edilecek, nelere dikkat edilecek gibi başlıklarla bilgiler var. Egzersizden yogaya kadar her türlü videoyla bilgiler yer alıyor. Toplumumuz hareket de etsin istiyoruz. Ben bilimle, eğitimle bir yere varılabileceğine inanan bir insanım. Çalışmadan, üretmeden hiçbir şey başaramayız. Konuşarak değil, çalışarak bir yerleri hedeflemeliyiz. Bunun içinde herkesin çalışması, üstüne düşen sorumluluklarını yerine getirmesi gerekir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

İlgili Yazı

Kadın Yöneticilerin Artması Sağlık Alanına Çok Şey Kazandıracak

Sağlık alanında kadın yönetici olma konusunu Alvimedica Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Alaton ile konuştuk. Kadın ...