Menu
Anasayfa » Sağlık Sohbetleri » Rasim Öztekin: Kavuklu Olarak Tiyatro Yapamamak Bende Büyük Duygusal Boşluk Yarattı

Rasim Öztekin: Kavuklu Olarak Tiyatro Yapamamak Bende Büyük Duygusal Boşluk Yarattı

Esra Kazancıbaşı Öztekin

Katıldığı bir televizyon programında kavuğu devretmeye karar verdiğini açıkladığında beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Babıali ruhu iliklerine işlemiş bir gazeteci olarak haber atlamanın dayanılmaz sızısını yüreğimde hissettim. Haberin kaynağı yanıbaşımda ama koronayla ilgili uzman hekimlerle röportaj peşinde koşarken evdeki büyük haberi kaçırıyorum. Olacak şey mi bu! Üstelik sürekli sosyal medya söyleşilerine de katılıyor. Benimse onunla “Karantina günleri ve sağlık” üzerine bir röportaj yapmak hiç mi hiç aklıma gelmiyor. Covid-19’un teşhisi, tedavisi ve yayılımı ile ilgili konulara beynim öylesine kilitlenmiş ki;  bir gazeteci olarak sağlık ayağı da olan “tiyatro ve kavuk” ile ilgili bu habere karşı adeta korona körlüğü yaşıyorum.

Oysa, gazeteci kimliğimden sıyrılıp eşi olarak düşündüğümde,  tiyatroya özlemini ve Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun simgesi kavuk hakkındaki duygularını, düşüncelerini bazen gece yarılarına kadar süren sohbetlerimizden öylesine iyi biliyorum ki! Dile kolay, tiyatroyla geçen yaklaşık yarım asır! Amatör yıllarını da saydığımızda Rasim Öztekin’in tiyatro geçmişi 45 yıl öncesine dayanıyor. Yıllardır alkışlarla yaşayan biri için tiyatrodan uzak kalmak son derece zor.  Tiyatro sahnesinde bakışlarla anlaşıp tuluat sanatından muhteşem örneklerle Ses Tiyatrosu’ndan Beyoğlu sokaklarına kahkahaların yayılmasına neden olan Rasim Öztekin ve ustası Ferhan Şensoy’u gönlüm yeniden birlikte görmeyi istiyor. Ama hayatın bir de acı gerçekleri var. Kronik hastalıklar bazen kişileri çok sevdikleri mesleklerinden, hobilerinden ayırabiliyor. Hayat sahnesi böyle inişli çıkışlı bir zemine sahip ne yazık ki! Önemli olan insanın yaşama tutunacağı, içindeki sanat ve yaşam enerjisini kanalize edebileceği başka alanlara yönelmesi. Yaşamın getirdiği sürprizler içinde güzellikleri görebilmesi. Bazen gazeteci, bazen eşi kimliğiyle Sağlığım İçin Herşey Instagram hesabından sordum. Yaptığımız söyleşiye izleyiciler de sorularıyla katıldı. İşte,  Rasim Öztekin’in yanıtları:

“KENDİMİ KRONİK HASTALIK KOLEKSİYONERİ OLARAK TANIMLIYORUM”

. İki ayı aşkın bir süredir evdesin. Karantina günlerinde maskeni takıp markete bile gitmeyecek kadar seni evde kalmaya iten sebepler neydi?

“İlk olarak tabii ki sağlığımı düşündüm ama bu aynı zamanda bizler için toplumsal bir görevdi. Hala da bu görevimiz devam ediyor. Belki de ilerde savaşlar artık top tüfekle değil böyle olacak. Dolayısıyla 3. Dünya Savaşı da diyebiliriz buna. Çünkü tüm ülkeler bir savaş durumunda korona virüsüne karşı mücadele ediyorlar. Bu savaşta ön cephede askerler yerine, sağlık alanında hizmet veren herkes savaşıyor. Hemen onların arkasında kamu görevlileri var, polisler, belediye çalışanları gibi. İşimiz olmadığında ne kadar çok dışarı çıkarsak, ne kadar çok sosyal mesafeyi unutarak hareket edersek, istemeden de olsa düşmana yani virüse yardımcı oluyoruz. Bu aslında eski savaşlara baktığımızda bir tür vatan hainliği. Ön cephede ölen sağlıkçılara ayıp, diğer kamu görevlilerine ayıp! Onlara ihanet etmememiz lazım. Dolayısıyla bu salgın bitene kadar bizlere düşen görev, evde kalıp ön cephede savaşanlara destek olmak.

Tabii, bunun dışında benim özel bir durumum da var. Kendimi ‘kronik hastalıklar koleksiyoneri’ olarak tanımlıyorum. Çünkü bende kalp yetmezliği var, şeker var, artı KOAH var. Korona virüsünün en sevdiği hastalıklar. Dolayısıyla virüse karşı kendimi korumam,  bunun için de sokağa çıkmamam gerekiyor. Sağlık Bakanı ‘Bu iş bitmiştir’ diyene kadar ben evdeyim.”

“DOKTORLAR BANA CANLI PERFORMANSI YASAKLADI”

. Ne oldu da tiyatrodan uzak kaldın, kavuğu devretmeye neden karar verdin?

“Geleneksel Türk Tiyatrosu’na yıllarını vermiş bir tiyatrocu olarak kavuk çok önemli bir ödül, çok önemli bir nişan. Kavuklu olmak büyük bir onur, büyük bir gurur. Ferhan Şensoy’dan kavuğu devraldığımda da kalp pilim vardı Ama canlı performans yapmaya özlemim büyüktü. Kavukla birlikte kalp rahatsızlığım nedeniyle ara verdiğim tiyatroya kaldığım yerden devam etmek istiyordum. Pil ve tedaviler kalbimi epey toparlamıştı çünkü. Ancak kavuğu aldığım yaz bir aritmi problemi yaşadım. Kalp yetersizliğinin yanına bir de aritmi problemi eklendi. Aritmi heyecandan, yorgunluktan, stresten tetiklenen bir şey. Dolayısıyla doktorlarım bana canlı performansı yasakladılar.”

“KAVUĞU ALDIKTAN SONRA KALP TARAFINDAN MAĞDUR OLDUM”

. Dışarıya karşı yüzü gülen, hep güçlü duran bir insansın. Peki, kavuğu aldıktan sonra tiyatro yapamaman senin psikolojini nasıl etkiledi?

“Kavuğun yeni sahibi olarak canlı performans yani tiyatro yapamamak bende acayip bir duygusal boşluk yarattı. Yani bu kelimelerle tanımlayabileceğim bir duygu değil. Verdiğim bazı röportajlarda durumu anlatmama rağmen olayın bu yönü tamamen es geçildi. ‘Kavuğu kime verecek?’, ‘Kavuğu şuna mı versin, buna mı versin?’ gibi konunun tamamen magazinsel tarafı hep ön plana çıktı ama aslında kavuğu aldıktan sonra resmen kalp tarafından mağdur oldum. Dolayısıyla canlı performans yapamadım. Bu içimde bir ukdedir. Şimdi diyorlar ki “Ama sen dizi, film yapıyorsun!” Evet, Allah’tan onları yapabiliyorum da mesleğimi ve oyunculuğumu devam ettirebiliyorum. Tiyatro; dizi ve sinema çekimi ile aynı şey değil ki! Tiyatroda sahnede iki saat ciddi bir performans sergiliyorsun. Sahnede olmadığın zaman da kuliste koşturuyorsun. Çünkü o sırada da kostüm değiştiriyorsun. Sahne önündeki ve sahne arkasındaki iki saatlik koşturma, canlı performans benim kalbim için yorucu ve riskli bir şey. Artı bir de canlı performansın heyecanı var. Zaten o heyecanı fazlasıyla yaşayan bir insanım ben.  O heyecan olmadığı zaman tiyatro yapılmaz. Dolayısıyla bunlar diziyle sinemanın canlı performanstan ayrıldığı yerler. Aslına baktığın zaman sinema ve dizide de beğendiğim her projeye balıklama dalmıyorum.”

Ferhan Şensoy ve Rasim Öztekin

HANGİ ÜNLÜ YÖNETMENİN FİLMİNDE KALP RAHATSIZLIĞI NEDENİYLE OYNAYAMADI?

. Dizi ve film projelerinde de çok seçicisin, iyi biliyorum.

“Sırf konunun ve rolün güzel olması dizi ya da sinema projesini kabul etmeme yetmiyor. Senaryoları okuyorum, beni yormayacak projelerde yer almaya çalışıyorum. Mesela içimde ukde olan ve oynayamadığım bir sinema filmi var. Onu da  ilk defa burada senin  röportajında açıklayacağım. Yaklaşık 3-4 yıl önce Nuri Bilge Ceylan filminde bir rol teklif etti. Çok da güzel bir roldü. Üstelik Nuri Bilge Ceylan’la çalışmayı, filmlerinde oynamayı da çok istiyorum. Her oyuncu da bunu ister. Görüşmeye gittiğime bana biraz filmden bahsetmeye başladı. Dedim ki nerede çekilecek? Bir dağ adı verdi, filmin kar altında çekileceğini söyledi. O bunları anlatınca senaryoyu bile istemedim. ‘Bu filmde oynamayı çok isterim ama maalesef sağlığım buna müsade etmez. Ben kalp hastasıyım, soğukta, karda saatlerce, günlerce çekim yapamam’ dedim. Dolayısıyla o filmden iznini istedim. Bu da benim içimde bir ukdedir.”

“YAPAMADIKLARIMA DEĞİL, HAYATIMDAKİ GÜZEL ŞEYLERE ODAKLANDIM”

. Kalp yetersizliği gibi kronik bir hastalıkla yaşamak hayatında tiyatrodan uzak kalmak dışında başka neleri değiştirdi? Nasıl bir yol tuttun kendine?

“Tabii ki kalp yetersizliği tanısı konduktan sonra hayatımda bir sürü şey değişti. Sen de hatırlarsın Kalamış’a gidip birlikte teke tek büyük sahada basketbol maçı yapardık. Yapmamam gerektiği için basketbol da oynayamıyorum uzun yıllardır. Yeni hobilerim var. Mesela bir klasik arabam var, onunla uğraşıyorum. Yapamadıklarıma değil, yapabildiklerime ve hayatımdaki güzel şeylere odaklandım. Hastalığımın bir tedavisi olmasını bile büyük şans olarak görüyorum. 2009 yılında takılan kalp pili bende iyi bir performans getirdi. Tiyatro yapamıyorum ama Allah’tan dizi ve sinema filmlerinde oynayabiliyorum. Bu benim en büyük avuntum. Dolayısıyla kendi halime ve tüm bunlara şükrediyorum. Çünkü çaresiz hastalığa yakalanmış bir sürü insan var.”

“BEN GRİP YA DA BOĞMACA GEÇİRMEDİM Kİ!”

. Bazen en eğitimli, en kültürlü insanların bile nasıl bir akıl tutulması içinde olduklarını anlayamıyorum. “Kalp yetersizliğim var, doktorum müsaade etmediği için tiyatro yapamıyorum” diyorsun.  Dış görünüşüne bakıp “Neden yapamıyorsun senin bir şeyi yok ki!” diye yanıt veriyor. “2009’da 20 günü yoğun bakım, 2,5 ay hastanede yattım, kalp pili takıldı” diyorsun.  “O, 2009’daydı, geçti artık” diyebiliyor. Yani üniversite okumakla sağlık konusunda okur-yazarlık aynı şey değil. Toplumda sağlık bilinci oluşturmak  için sence neler yapılmalı?

“İnsanlar bence dinleme özürlü. Aslında her şeyi anlatıyorsun, karşındaki sözlerinin içinden cımbızla seçiyor. O sırada dinlemiyor, sen anlatırken ikinci sorusunu ya da yorumunu yöneltiyor. Mesela ‘2009’daydı senin o hastalığın’ diyor. Yahu kardeşim ben grip veya boğmaca geçirmedim ki!  ‘2009’da grip geçirmiştim çok ağırdı ama bitti ağabeycim’ gibi bir durum değil ki yaşadıklarım!  Kalp hastalığı devam eden bir şey.”

“SEKSENLERDEKİ ARKADAŞLIK ÇOK BAŞKA”

. Korona nedeniyle Seksenler’e ara verdiniz. Seksenler setini özledin mi Rasim?

“Seksenler, çok uyumlu çalıştığımız bir set. Aşağı yukarı 8-9 yıldır herkes birbirinin dilini, derdini, her şeyini iyi öğrendi. Artık kardeş gibi olduk. Dolayısıyla seti özlememenin imkânı yok. Mesela Seksenler, 6. sezon sonunda bittiğinde ekipçe yine görüşmeye devam ettik. Beraber yemekler yedik, sürekli telefonla görüştük. Hatta WhatsApp grubumuzdan devamlı haberleştik. Şimdiye kadar bir sürü dizide çalıştım. Herkesle o sırada arkadaş,  samimi olursun ama dizi bitince böyle bir ilişki devam etmez. İşte o yüzden Seksenler’daki arkadaşlık çok başka. Korona belasını bir atlatalım, inşallah başlayacağız.”

“GENÇ OYUNCULARDAN ÇOK ŞEY ÖĞRENİYORUM”

. Şimdi 61 yaşındasın, Seksenler oyuncuları, Düğün Dernek, Çalgı Çengi gibi filmlere imza attığın Selçuk Aydemir, Murat Cemcir, Ahmet Kural başta olmak olmak üzere  genç kuşakla çok iyi bir iletişimin, dostlukların var.  Gençler ile sizlerin kuşağı arasında genelde bir uyumsuzluk olur.Genç oyuncularla aranda böyle güzel dostluklar, arkadaşlıklar, filmlere ve dizilere yansıyan olumlu sinerjiler nasıl kuruluyor?

“Projelerde genç oyuncularla birlikte olmaktan keyif alıyorum. ‘Sen hocasın senden öğreniyorlar’ diyorlar evet tabii ki mutlaka benden bir şeyler öğreniyorlar ama ben de gençlerden çok şey öğreniyorum. Dolayısıyla buna ‘karşılıklı bir kültür alışverişi’ diyebiliriz. Gençlerden en azından günümüzün trendini öğrenebiliyorum. Seksenli yıllardaki oyunculukla bugünkü oyunculuk arasında dağlar kadar fark var. Ben 80’li yıllardaki Oscar almış bir filmi seyrederken sıkıntıdan ölüyorum. Dolayısıyla yeni nesli de takip etmek lazım.”

KORONA GÜNLERİNDE HEPİMİZ ZARAR EDİYORSAK, YAYINCI KURULUŞ DA ETMELİ, LİGLER BAŞLAMAMALI!

.  Galatasaray sevdalısı bir futbolsever olarak liglerin başlatılmasıyla ilgili görüşlerini alabilir miyim?

“Futbol maçlarının başlamasının erken olduğuna inanıyorum. Tabii, bu kararın içinde mutlaka ekonomik nedenler, kulüplerin ekonomik sorunları var. Fakat futbol seyircisiz oynansa bile statta güvenliğiydi, protokolüydü, top toplayıcısıydı derken neredeyse bin kişi görev yapacak. Voleybol Federasyonu hayır derken, Futbol Federasyonu oynayacağız diyor. Voleybolda iki takım ayrı ayrı yerlerde ama orada da altışar kişi yan yana, nefes nefese mücadele ediyorlar. Futbolda bir rant var. Bu rant ne? Sayın Nihat Özdemir de açıkladı; yayıncı kuruluşun hakları. Korona nedeniyle hepimizin kendince zarar ettiği bir dönemden geçiyoruz. Bak ben evde oturuyorum, normal işimi yapmıyorum. Sen de işlerini evden nasıl yürütebilirim çabasındasın. Berberler iki ay kapalı kaldı. Restoranlar hala kapalı, ne zaman açılacağı belli değil. Yani herkes zarar etti. Dolayısıyla yayıncı kuruluş da zarar edecek. Herkes kazandığı kadar zarar eder. Yayıncı kuruluş benden çok kazanıyordu, şimdi benden çok zarar edecek ne yapalım! Dolayısıyla bu kadar telaşa kapılıp bir an önce maçların da yapılmasına karşıyım. Bana bu çok anlamsız geliyor.”

“FERHAN ŞENSOY HEM USTAM, HEM DE AĞABEYİMDİR”

. “Ferhan Şensoy ile dargın mısınız?” diye soranlar  var.

“Benim Ferhan Şensoy ile dargın olma gibi bir hakkım yok. Biz ağabey kardeş gibiyiz. Mesela iki ay kadar önce kavuğu bu sene devredeceğimi belirterek adaylarım arasındaki birkaç ismi kendisine söyledim. Yani ustamın olurunu aldım. Ferhan Şensoy benim önce ustam, aynı zamanda Galatasaray Lisesi’nde  ağabeyimdir. Ama bana göre gerçek hayatta da ağabeyimdir. Biz birbirimiz çok severiz.”

Cem Yılmaz ve Rasim Öztekin

 “CEM YILMAZ’LA KÜS DEĞİLİM”

. Cem Yılmaz ile küsmüsünüz?

“Bana sosyal medyada sık yöneltilen sorulardan biri de budur. Cem Yılmaz ile öyle bir küslük durumum falan yok. Bu niye yakıştırıldı onu da bilmiyorum açıkçası. Cem Yılmaz ile biz G.O.R.A. filminde birlikte çalıştık. Filmin çekildiği tarihten beri de Cem Yılmaz’ı görmedim. Dolayısıyla Cem Yılmaz ile küsecek bir durumumuz da olmadı. Karşı karşıya hiç gelmedik. Nereden çıkartılıyor bu anlamış değilim. Cem Yılmaz da benim çok sevdiğim bir kardeşimdir. Küs falan da değilim yani ben değilim. O küs mü onu bilmiyorum tabii ama küs olacak bir zamanımız olmadı yani.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

İlgili Yazı

Kadın Yöneticilerin Artması Sağlık Alanına Çok Şey Kazandıracak

Sağlık alanında kadın yönetici olma konusunu Alvimedica Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Alaton ile konuştuk. Kadın ...