Yeme Bozuklukları Hayatı Tehdit Ediyor!

Yeditepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı, Klinik Psikolog Dr. Öğr. Üyesi Billur Örnek, anoreksiya, bulimiya ve tıkınırcasına yeme gibi şekillerde kendini gösteren yeme bozukluklarının yaşamı tehdit ettiğini belirterek tedavi edilmesinin hayati öneme sahip olduğuna dikkat çekti.

Yeme Bozuklukları Hayatı Tehdit Ediyor!

Bizi Takip Et


Beslenme ve yeme bozuklukları çok çeşitli olmasına karşın “Anoreksiya Nervosa”, “Bulimia Nervosa” ve “Tıkınırcasına Yeme” en sık görülenler olarak biliniyor. Anoreksiya kişinin kendini kilolu algılaması nedeniyle gıda alımını çok fazla sınırlaması, bulimiya kusarak fazla kaloriden kurtulma şeklinde kendini gösteriyor.

“Tıkınırcasına Yeme” ise diğer yeme bozukluklarının içine yerleşen “kontrol kaybı dönemleri” olarak ele alınabileceği gibi Anoreksiya veya Bulimiyadan bağımsız olarak da ortaya çıkabiliyor. Araştırmalara göre anoreksiya nervozanın gençler arasında görülme oranı yüzde 5 iken, her 4 gençten biri hayatının bir döneminde bulimiya deneyimi yaşıyor. 

HASTA VE AİLE TARAFINDAN ÖNEMSENMİYOR

Konuya ilişkin bilgi veren Yeditepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı, Klinik Psikolog Dr. Öğr. Üyesi Billur Örnek, yeme bozukluğu taşıyan kişinin bu gerçeğin çoğunlukla ayırdında olmadığını belirterek kişinin çevresi tarafından da önemsenmemesi nedeniyle tedaviye başvurulmadığına işaret etti. Dr. Öğr. Üyesi Örnek, kişinin çevresinin dikkatli olması ve mutlaka tedaviye yönelik aksiyon almasının hayati öneme sahip olduğunu vurguladı. 

“Yeme bozuklukları, kişinin kendi bedenini algılayışının bozulması ve beslenme rutinini sağlıklı olmayan bir tarzda değiştirmesiyle karakterize olan ciddi psikolojik bozukluklardır” diyen Billur Örnek, “Bu bozuklukların fiziksel hasar yarattığı ve yaşamı tehdit ettiği akıldan çıkarılmamalı” ifadelerini kullandı. 

“EBEVEYN İLİŞKİSİNİN ETKİSİ BÜYÜK”

Dr. Öğr. Üyesi Billur Örnek, farklı kuramcıların yeme bozukluklarının ortaya çıkış nedenlerini farklı şekilde açıkladıklarını ifade ederek en fazla kabul gören nedenlere ilişkin şunları söyledi:

“Kişinin beslenme alışkanlığı, ebeveynler -özellikle de anne- aracılığıyla henüz emzirme dönemi kadar erken dönemde sağlanan bir olgudur. Bunun da etkisiyle ebeveynlerle kurulan ilişkinin, yeme davranışında etkisi büyüktür. Psikanalitik yönelimli klinisyenler Anoreksiya Nervosa’lı kişilerin özellikle annelerinden ayrımlaşamadıkları görüşünde birleşmektedir. Hastalık kontrolcü ebeveyne bir başkaldırı, kişinin kontrol edebildiği bir alan oluşturma ihtiyacına paralel olarak ortaya çıkabilir. Anoreksiya’da görülen yakın ve çatışmalı aile ilişkilerinin aksine Bulimiya’da uzak, mesafeli, duygusal anlamda doyurucu olmayan aile ilişkilerinin sıklıkla görüldüğünü söyleyebiliriz. Aile içi ilişkiler ve bağlanma süreçleri dışında bu iki bozukluğun görülmesinde sosyal medya, zayıflığın övüldüğü, kilolu olmanın yerildiği ortamlar da çok etkilidir.”

KENDİNİ AVUTMAK, UYUŞTURMAK

Tıkınırcasına yeme bozukluğuna ilişkin ise Şema Terapi yaklaşımını anımsatan Billur Örnek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu yaklaşıma göre tıkınma, baş edilmesi güç duygularla yüzleşmekten kaçmak için kendini uyuşturmanın bir yoludur. Dolu mide, bebeklikte edinilmiş bir konfor hissini beraberinde getirir. Bebekken anne tarafından emzirilerek doyurulmuş olmak hem fiziksel olarak hayatta kalmaya devam edebilmeyi hem de bakım verenin şefkatini gösterdiği için tokluğun, kişiye aynı güvende olma hissini çağrıştırdığını söyleyebiliriz. Bu duyguya sığınarak avunmak için kaygının yüksek olduğu zamanlarda veya baş edilmesi güç başka duygular ortaya çıktığında kişi tıkınmaya başlar. Tıkınma bu anlamda, saatlerce telefonla uğraşmaktan, saatlerce dizi izlemekten, saatlerce konsol oyunu oynamaktan, hatta madde-alkol kullanmaktan farklı bir yöntem değildir. Elbette bunların fiziksel çıktıları farklıdır ancak sebep aynıdır: kendini avutmak-uyuşturmak.”

AİLELER NE YAPABİLİR?

Ebeveynlerin, çocuklarına hata yapma şansı tanıyarak öğrenmelerini kolaylaştırdıkları bir ortam oluşturmalarını öneren Dr. Billur Örnek, şunları kaydetti:

“Seçimlerine saygı duyulan, yapılan seçimi uygulamak mümkün değilse de bu konuda konuşulan, çocuğun sorduğu soruların sabırla cevaplandığı, çocuğun karar verebilme yetisine güvenildiği ifade edilen ailelerde çocuğun yeterlilik hissi gelişir. Yeterlilik hissi gelişmiş bir çocuk/genç, medyanın veya yaşıtlarının baskısına da kolayca kapılmaz; kendi kontrol edebileceği bir alan için isyan etme ihtiyacı da duymaz. Tıkınırcasına yeme için ise aile içinde zor duygular da konuşulabilmeli ve nasıl baş edildiğini çocuk gözlemleyebilmelidir.”

"BAŞLATICI SEBEP AİLE, TEDAVİ ALMAKSIZIN AİLE İÇİNDE ÇÖZÜLEMEZ"

Aileler ise çoğunlukla bu rahatsızlıkların farkına varmayabiliyor. Ailelerin çocuklarını iyi gözlemlemesinin önemine işaret eden Örnek, şöyle devam etti:

“Aileler fark ettiğinde durumu iyi takip etmeli ve bunun bir bozukluk olduğunu akıllarından çıkarmamalılar. Ne yazık ki aile içi etkenlerin çok büyük bir başlatıcı sebep olduğu bu bozuklukların aile içinde -tedavi almaksızın- çözülmesi pek mümkün olmuyor. Dolayısıyla yardım etmek istediklerini ifade etmeli ancak profesyonel tedaviye başvurmayı geciktirmemeliler. Bu bozukluklar, aşırı kilo kaybı ve aşırı kilo alımı etkisiyle yaşamsal risk taşıyan oldukça zorlu bozukluklardır. Sadece kusmanın bile sisteme verdiği zarar büyüktür. Psikolojik temelleri olsa da çok ciddi fiziksel sonuçları olabilen, hatta ölümle sonuçlanabilen durumlar olduğunu düşünerek ciddiye almak ve zaman kaybetmemek önemlidir. Bu bozuklukların fiziksel hasar yarattığı ve yaşamı tehdit ettiği akıldan çıkarılmamalı. Bozukluğu taşıyan kişi bu gerçeğin çoğunlukla ayırdında olmuyor veya yok sayıyor. Bu bağlamda kişinin çevresinin dikkatli olması ve mutlaka tedaviye yönelik aksiyon alması hayati öneme sahip.”


İçeriği Paylaşın