Anne Olmayı Önleyen Sinsi Hastalık!

Anne Olmayı Önleyen Sinsi Hastalık!

Anne Olmayı Önleyen Sinsi Hastalık!

Bizi Takip Et


Kasık, alt karın bölgesi ve belde oluşan kronik ağrılar… Yoğun ve uzun süren adet kanamaları, ara kanamalar… Şiddetli tablolarda oluşan kansızlık… Cinsel ilişkide ağrı ve bunun sonucunda gelişen, cinsel isteksizlik… Daha da kötüsü, hamileliği önleyebilmesi, hamilelik oluşsa dahi ardı ardına düşüklere yol açabilmesi! Gerek başka hastalıklarla ortak belirtileri olması, gerekse adet döneminde yaşanan sorunların olağan olarak düşünülüp hekime başvurulmaması nedeniyle tanı konulması bazen yılları bulabilen bu hastalığın adı; adenomiyozis.

Rahim iç boşluğunu döşeyen endometrium dokusu, her ay adet kanamasıyla vücuttan atılıyor. Bu dokunun çeşitli faktörlerin etkisiyle rahim duvarı kası içerisinde büyümesine ‘adenomiyozis’ deniliyor. Östrojene bağımlı olduğu için üreme çağındaki kadınları etkileyen ve menopoz döneminde sona eren adenomiyozisin görülme sıklığıyla ilgili net bir veri olmasa da, oldukça yaygın bir sağlık problemi olduğu belirtiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müberra Namlı Kalem, kadının yaşam kalitesini oldukça düşürebilen adenomiyoziste en önemli sorunun tedavide geç kalınması olduğuna dikkat çekerek, “Başka hastalıklarla ortak belirtiler göstermesi tanı konulmasını güçleştiriyor. Ayrıca hastalar yoğun adet kanamalarının ve kasık bölgesindeki sancıların olağan bir durum olduğunu düşünerek, hekime başvurmaya gerek duymayabiliyor. Yıllarca bu ağrıları çekmek durumunda kalıyor, daha da kötüsü annelik hayaline kavuşamıyorlar. Bu nedenle özellikle kasık ağrısı ve yoğun kanama durumunda mutlaka hekime başvurulmalı, hiçbir yakınma olmasa dahi yıllık jinekolojik muayeneler asla ihmal edilmemeli” diyor.

NEDENİ HENÜZ BİLİNMİYOR

Adenomiyozisin oluşum nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, çeşitli teoriler öne sürülüyor. Bilimsel olarak henüz izah edilemese de, adenomiyozis hastalarında aile hikayesine sık rastlanması, genetik faktörün de etkili olduğunu düşündürüyor. Bunun yanı sıra doğuştan rahim kasında endometrium odaklarının olması, rahmin iç duvarı ile orta kas tabakası arasında hasarlar oluşturan sezaryen ve doğum travmaları gibi cerrahi işlemler, enfeksiyonlar ve rahim duvarına yerleşen kök hücreler gibi pek çok etkenin nedeni olabileceği belirtiliyor.

BU BELİRTİLERDEN BİRİ BİLE VARSA… 

Adenomiyozis hastaların yüzde 35’inde hiçbir belirti vermeyebiliyor veya çok hafif yakınmalarla seyredebiliyor. Doç. Dr. Müberra Namlı Kalem en sık görülen belirtileri sıralayarak, bu yakınmalardan biri bile varsa, mutlaka hekime başvurmak gerektiği uyarısında bulunuyor:

  • Aşırı ve uzun süren adet kanamaları: Adet kanamalarının 7 günden fazla sürmemesi gerekiyor. Günlük kullanılan ped sayısı ise 2-4’ü geçmemeli.
  • Adet dışında gelişen ara kanamalar.
  • Adet sırasında oluşan ve başka bir nedeni bulunamayan şiddetli kramplar veya keskin, bıçak saplanır tarzda oluşan alt karın ağrısı.
  • Kronik kasık ve bel ağrıları, pelviste dolgunluk hissi.
  • Cinsel ilişkide ağrı ve bunun sonucunda oluşan cinsel isteksizlik.
  • Nedeni tespit edilemeyen düşükler.
  • İnfertilite
  • Yoğun adet kanamaları sonucu oluşan kansızlık: Bu tablonun sonucunda kronik yorgunluk, mutsuzluk, enerjide düşüş, anksiyete veya depresyon gelişmesi.

ANNE OLMAYI ÖNLEYEBİLİYOR

Adenomiyozisin yol açtığı bir başka önemli sorun ise infertiliteye neden olması, hamile kalınsa bile ardı ardına düşük riskini artırması. Doç. Dr. Müberra Namlı Kalem, adenomiyozisin hamileliği 2 şekilde etkilediğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: “Birinci etkisi, rahim duvar yapısını bozarak spermin tüplerden geçişini bloke etmesi. İkincisi ise hamilelik oluştuğunda embriyonun yerleşeceği ortamda yüksek basınç oluşturarak tutunmaya engel olması.” Doç. Dr. Müberra Namlı Kalem, adenomiyozis vakalarında düşük riskinin 2 katına çıktığını vurgulayarak, “Adenomiyozis tespit edilmemişse hastanın hamile kalma veya hamilelik oluştuysa bunu sürdürme şansı giderek azalıyor. Adenomiyozise eğer endometriozisin yumurtalık, tüpler ve karın zarı tutulumu eşlik ediyorsa, risk daha da artıyor. Tanı konulmuşsa, tüp bebek yöntemi ve düşük riskine karşı koruyucu tedbirlerin daha yoğun uygulanması sayesinde hastanın anne olma şansı oldukça yükseliyor.”

DÜZENLİ MUAYENE ÇOK ÖNEMLİ

Düzenli yapılan jineokolojik muayeneler ve hekimin adetler konusunda bilgilendirilmesi erken tanıda büyük önem taşıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müberra Kalem özellikle aile öyküsü olanlarda yıllık kontrollere çok erken yaşta başlanması gerektiği uyarısında bulunarak, “Ailede bu hastalık olsun veya olmasın, ilk adet görüldüğü yıllarda, yani 13 – 14 yaşlarında jinekolojik muayene olunmalı. Ardından 20 yaşına kadar 3-4 yılda bir muayene yeterli gelecektir. 20’li yaşlardan itibaren yıllık kontroller ise ihmal edilmemelidir.” diyor. Normalden büyük rahmin olması, tanı için önemli bir ipucu olarak görülüyor. Tanı ultrasonografiyle konulabiliyor, ancak şüpheli durumlarda MR (manyetik rezonans görüntüleme) yöntemine ihtiyaç duyulabiliyor.

TEDAVİYLE ÇÖZÜM SAĞLANABİLİYOR

Adenomiyoziste tedavi hastanın yaşına, yakınmalarına ve çocuk sahibi olmak isteyip istemediğine göre düzenleniyor. Örneğin adet kanaması çok yoğunsa kanamayı azaltmaya yönelik hormon takviyeleri, ağrı yakınması varsa ağrıyı dindirmeye yönelik ağrı kesici ilaçlara başvuruluyor. Şiddetli ağrı ve yoğun kanamaya sebep olabilen veya hamile kalmaya engel olduğu düşünülen adenomiyozis odakları ilaçla küçültülebiliyor ya da uygun ameliyat teknikleri ile çıkarılabiliyor. Semptomlar çok şiddetliyse ve hasta üreme çağını tamamlamışsa, kesin çözüm için rahmin alınması önerilebiliyor. Ancak ağrı ve kanamayı kontrol altına alan ilaçların kullanıldıkları sürece faydalı olduklarını, bırakıldıklarında ise sorunların yeniden başladığını vurgulayan Doç. Dr. Müberra Namlı Kalem, “İlaç tedavisinin yanı sıra bir başka seçeneğimiz ise progesteron salgılayan spiraller. Uygun olan hastalarda başvurduğumuz spiraller 5 yıl boyunca kanama ve ağrı şikayetlerini belirgin oranda azaltabiliyor ve hastalığın ilerlemesini durdurabiliyor. Bu yöntemle hasta ameliyat olmaktan kurtulabiliyor.” diyor.


İçeriği Paylaşın