Kalbine Pil Takılan Burçin Orhon Dansla Zayıfladı

Kalbine Pil Takılan Burçin Orhon Dansla Zayıfladı

Kalbine Pil Takılan Burçin Orhon Dansla Zayıfladı

Bizi Takip Et


SÖYLEŞİ: DEMET DEMİRKIR

Burçin Orhon 48 yaşında ve hala dansa aşık bir dansçı… Dans için yaratıldığını belirten Orhon, “Ben başka bir işe yaramam, hesap kitaptan anlamam” diyor.

Yaşadığı bayılma gibi sağlık sorunları nedeniyle kalbine pil takılan Orhon, iyi ki taktırmışım yoksa şimdiye kadar ölmüştüm derken takılan kalp pilinin verdiği rahatsızlıkları da söylemeden geçemiyor.

Elektrik tellerinin altından geçtiği zaman devreye giren kalp pilleri çok çalıştığı zaman kendisini yorgun hissetmesine neden oluyor.  Ancak kanser gibi büyük hastalıkları düşününce kalp pilini önemsemeyen Orhon, “Stres ve üzüntüden uzak durmam gerekiyor” diyor.

Sağlıkla ilgili sohbetimize devam ederken sezaryen ve normal doğumun ikisini de denemiş olan Burçin Orhon’a sorduk: Hangisini tercih ediyorsunuz? Normal doğum mu? Sezaryen mi?

Normal doğumun faydalarını anlatan Orhon, “Normal doğum sayesinde bebeğin keyfini sürüyorsunuz” diyor.

İlgi alanı olan danstan bahsedince gözlerinin içi gülen sanatçı Orhon’a dans serüvenine nasıl başladığını, onu dansa kimin teşvik ettiğini sorduk. İki buçuk yaşında dans etmek istediğini söyleyen Orhon, aslında teşvik edenin kendisi olduğunu belirtiyor. Ailesinin de desteğini alarak dokuz yaşında Ankara Konsevatuar’a annesinin tişörtleriyle giden Orhon, “48 yaşındayım, salona dans etmek için çıktığımda her şeyi unutuyorum” diyor.

Kavacık`taki Dans Okulu`nda Burçin Orhon ile  www.sagligimicinhersey.com okurları için dansla zayıflama, bayılmalar, kalp pili başta olmak üzere sağlık konulu keyifli bir sohbet yaptık;

. Burçin Hanım, size kalp pili takılmasının nedeni neydi? Ne gibi bir problem ile karşı karşıya kalmıştınız?
“Ben sürekli bayılıyordum ama aslında bayılmıyormuş ölüyormuşum resmen çünkü kalbim duruyormuş. Bu da beyinden kaynaklanan bir problemmiş ve beyin, kalbe at emrini vermeyi unuttuğu için kalbim duruyormuş bu da baygınlığa sebep oluyordu. Bu durum çok kontrolsüz olduğu için sebebini buldular. Ankara’da babamın arkadaşı olan bir nöroloji doktoruna gittim, tilt testi yapıldı ve bunun sonucunda çok zor bulunan bir durumla karşı karşıya kaldığımı söylediler. Beyne müdahale edilmesi zor olduğu için de kalpten çözüm buldular. Şimdilik durumum iyi.”

. Bayılmalarınız hala devam ediyor mu?
“Evet, ediyor. Bazen yine başıma geliyor ama en azından hazırlık aşaması var. Fenalaşarak bayılıyorum çünkü. Fenalaşma aşamasındaysam eğer en azından arabadaysam 30 saniye sürem var. Dolayısıyla arabayı sağa çekebiliyorum, kendimi bir yere yatırabiliyorum.”

STRES VE ÜZÜNTÜNÜN ENGELLENMESİ GEREKİYOR

. Sık sık bayılma nedeniyle hastaneye gittiniz ve kalbinizin durması nedeniyle kalbinize pil takıldı. Sonuç itibariyle dansla ilgileniyorsunuz. Dans aktivitelerinizi aksaklığa uğratıyor muydu bu durum?
“Hayır, hiç engellemedi. Doktorum da zaten dansla ilgili veya fiziksel aktivitelerle ilgili bir şeyi engellemedi. Yalnız daha çabuk yoruluyorum, doktor bana herhangi bir şey söylemedi ama yaşla da ilgili olabilir diye düşünüyorum. Sadece aşırı stres ve üzüntünün engellenmesi gerekiyor. Bunları da ilaçlarla engelliyorlar zaten.”

. Dans ederken bayılma durumuyla karşılaştınız mı?
“Hayır, aksine çalıştığım müddetçe daha rahat oluyorum.”

. Doktorunuz kalp pili takılacağını söyleyince neler hissettiniz?
“Hoş bir şey değil ama sonuçta bir çözüm olduğunu duyunca kendimi daha iyi hissettim çünkü bayılınca bir anda kendinizi yerde buluyorsunuz. Hiçbir fenalık hissi gelmeden bayılıyordum ve bunlardan birinde trafikteydim. Benim üç tane çocuğum var, birinin başına bir şey gelebilir dolayısıyla çözüm üretildiğinde rahatladım. Kalp pili sonuçta çok zor bir ameliyatla takılmıyor, doktorum da çok iyi bir doktordu o yüzden içim rahatladı ama pilin orda olması çok hoş bir şey değil, pil devreye girdiği zaman rahatsız ediyor beni.”

KALBİNİZ MINCIKLANIYOR GİBİ…

. Pil devreye girdiğinde rahatsız olduğunuzu söylediniz. Nasıl rahatsız ediyor sizi?

“Birisi kalbinizi mıncıklıyormuş gibi oluyor. Normalde de devreye giriyor. Ben beş ayın iki buçuk ayını pille yaşadım, doktor bile hayret etti. Çok çabuk ilerlemiş hastalığım, iyi ki taktırmışım. Eğer taktırmasaydım çoktan ölmüştüm. Ama dediğim gibi kendini hissettiriyor; Elektrik tellerinin altından geçtiğim zamanlarda da devreye giriyor. Çabuk yoruluyorum, bazen pil devreye çok girdiyse eğer ondan sonraki dönem çok yorgun oluyorum. Gerçi bunun dışında çok daha beter dertler var kanser vs…”

. Nasıl bir işlemle takıldı kalp pili? Herhangi bir acı, ağrı hissettiniz mi peki?
“Acı ve ağrı yoktu, zaten lokal anesteziyle takıldı. Pilin takılması sırasında biraz rahatsızlık duydum çünkü beni bayıltmadılar. Bunun öncesindeki tilt testi biraz rahatsız ediciydi çünkü o test esnasında resmen ruhunuzu teslim ediyorsunuz. O testte kalbinizin durmasına izin veriyorlar çünkü ancak o şekilde anlayabiliyorlar. Üç kez tekrar etti bu durum. Biliyorsunuz ki öleceksiniz ama yine de yapıyorlar o testi. Başımda kadın şırıngayla bekliyor, herkes gözünüzün içine bakıyor. Kalbinizin duracağını biliyorsunuz ama bağlı şekilde duruyorsunuz. En zor kısmı o idi yoksa ameliyat zor değil çünkü kabloları atardamardan yolluyorlar, siz hissetmiyorsunuz zaten. Ağrım olmadı ama bir ay falan kolunuzu kaldırmıyorsunuz, çok fena çok zor değil. Zaten ben metanetli biriyim, çok ameliyat geçirdim.

. Kalp pili takılan kişilerin belli kurallara dikkat etmeleri gerekiyor. Örneğin cep telefonu ile kulaktan konuşmak gibi… Siz nelere dikkat ediyorsunuz? Pil nedeniyle neleri yapamıyorsunuz?
“Ben birkaç kulaklık telef ettikten sonra kulaklık meselesini atladım. Sağ kulağımla konuşuyorum ve telefonu kulağımın 40 cm. uzağında tutuyorum. Onun dışında güvenlik kapılarından geçmiyorum. Doktorum kola ve kahveyi yasaklamıştı, kola içmiyorum ama günde iki tane kahve içiyorum çünkü kahveyi çok seviyorum. MR yasak, manyetik alanlara girmem de yasak, bana pek bir şey yasaklamadılar gerçi.”

KALP PİLİ TAKILMASAYDI ÖLMÜŞ OLURDUM

. Pilin kalbinize ve genel sağlığınıza olumlu etkileri nasıl peki?
“Takılmasaydı ilk bir hafta içinde ölmüş olmam gerekiyordu, kalbim durduğu için değil; düştüğüm için ölürdüm çünkü bilinçsizce düşüyorum ve kafamı vurabilirdim, yüzüm dağılabilirdi. Blackout dedikleri ani düşmelerde insanlar kendini kontrol edemiyor. Ben de ya trafikte yakalanacaktım ya da merdivenlerden düşecektim ve bir şekilde boynum kırılacaktı.”

. Çocuklarınızın ikisi normal doğum, biri ise tüp bebek sanırım. Neden tüp bebek ile dünyaya getirdiğiniz çoçuğunuzu?
“İkisi normal diğeri de yarı tüp bebek diyelim. Çünkü bir bebeğim beş aylıkken karnımda öldü. Hamile kalınca çocuğun öyle bir anomalisi olur diye psikolojim bozulmuştu. Ayıklama yöntemi diye bir yöntem var, onu kullandım. Hülya Avşar ile karşılaşmıştık Rumelihisarı konserinde o zaman da benim psikolojim çok bozuktu. Bana, “Niye dert ediyorsun, benim doktoruma git, güzel bir yöntem var sana o yöntemi yapar” dedi.
Ayıklama yöntemi dedikleri yarı tüp bebek aslında, spermlerin en sağlıklılarını seçiyorlar ve anne karnına yerleştiriyorlar. Çocuğun sakat olma ihtimali minimuma iniyor, kızım Zeynep öyle doğdu. Tüp bebek yapmamın nedeni bu.”

. Sizce hangisi daha kolaydı? Normal doğum mu? Sezaryen mi? Şimdi öyle bir seçeneğiniz olsaydı ne derdiniz?
“Ben de her çeşit doğum var. Normal doğum, sezaryen ve epidural sezaryen olmak üzere hepsini denedim. Şimdi normal doğumu tercih ederim çünkü sonrasında bitmiş oluyor ama sezaryenin öncesi kolay sonrası zor. Doğumun ağrılarını çekmiyorsunuz ama çocuğun keyfini de süremiyorsunuz çünkü sonrası zor geçiyor. Normal doğumda süt gelme aşaması daha kolay oluyor ama sezaryen de süt aşaması çok zor çünkü vücut hazır olmamış oluyor. Normal doğumda çocuğun ağzına burnuna dolan şeyler çıkmış oluyor ama sezaryen de çıkmamış oluyor. Zeynep nerdeyse boğuluyordu tam olarak boşaltmamışlar genzindeki suları.

Robin’i normal doğurdum, ölen çocuğu da normal doğurdum çünkü büyüktü. O yüzden normal doğum daha kolay.”

İŞE YARADIĞIM YEGÂNE KONU: DANS ETMEK

. İlginiz olan konuya yani dansa dönecek olursak dansa nasıl başladınız? Sizi dansa ne teşvik etti?
“Hatırlamıyorum çünkü çok küçüktüm. Dansa üç buçuk yaşında başladım ama iki buçuk yaşında dansı istemişim. Bunu şimdi biliyorum ki, Allah beni dans edeyim diye göndermiş çünkü başka bir şeye yaramıyorum, bunun dışında hiçbir işimi tam olarak düzgün yapamıyorum. İşe yaradığım yegâne konu dans etmek.

ANNEMİN TİŞÖRTÜNÜ GÖTÜRDÜM KOKUSUNU DUYAYIM DİYE

. O zaman kendi kendinizi dansa teşvik etmişsiniz diyebilir miyiz?
“Kesinlikle öyle çünkü o kadar küçük bir çocuğun dansla ilgili bir bilgisi olamaz. Dans da değil aslında bale diye tutturmuşum hatta bale diyemiyor balle diyormuşum. O kadar küçükken bale disiplinine girdim ve dokuz yaşında yatılı olmak kaydıyla Ankara konservatuar’da okudum. Dokuz yaş, bir çocuğun annesinden ayrılması için çok küçük bir yaş. Yine de gittim, kendi isteğimle gittim çünkü yalnızca orda konservatuar vardı. Çok da zor gittim, annemden ayrılmak çok zordu. Annemin tişörtlerini götürdüm yanımda kokusunu duyayım diye.
Dediğim gibi dans dışında bir şeye yaramam, hesap kitap yapamam ama 48 yaşındayım ve hala dans etmeyi çok seviyorum, dans için şu salona girdiğim zaman her şeyi unutuyorum.”

ALLAH DAĞINA GÖRE KAR VERMİŞ

. Dokuz yaşında bir kız çocuğunu şehir dışına göndermek ailenizi korkutmadı mı? Gitmemenizi söylediler mi?
“Demek ki Allah ona göre bir aileye vermiş beni. Benim babam ve annem zaten çağının ötesinde insanlardı. Bizim evimizde hep klasik müzik dinlenirdi, plaklarımız vardı. Annem Rum’dur ve akordeon çalar, babam ressam yani sanatçı bir aileyiz. Dolayısıyla hiç kimse karşı çıkmadı. O zamanın şartlarında annem her hafta sonu Ankara’ya gelirdi, beni görüp geri giderdi. O zaman benim isteğime herkes saygı duymuş. Dokuz yaşındaymışım ama ne istediğimi bildiğimi düşünmüşler. Allah dağına göre kar vermiş.

. Dans atölyesi açtınız, bu proje ne zaman, nasıl aklınıza geldi?
“Dans atölyesi okulun adı ve bu bir okul. Ben çok uzun zaman başka şeylere özendim, evleneyim, aile kurayım fakat o işleri çok da beceremediğimi zaman içinde fark ettim ve yanlış şeylere özendiğimi düşündüm.
Bir gün Anadolu Ateşi’nden bir arkadaşım, “Benim bir ismim olsa okul açarım” dedi başkası için, ben de “Benim ismim var, ben niye açmıyorum o zaman” dedim. Bu şekilde aklıma geldi. Hocalık fikri bana hiçbir zaman sıcak gelmemiştir, kendimi hoca olarak görmedim, ben dans etmeyi seviyorum. Sonuç olarak bir ay içinde karar verdim ve bir ay içinde de açtım, iyi ki de açmışım. Dansın için de olmak da hocalık da güzel bir şey.”

. Dans atölyesinde kimlere, ne çeşit dans eğitimleri veriliyor?
“Dansın her çeşidi var, yalnızca flamenko eksikti ama bugün onu da tamamladık. Flamenko hocamız da geldi. Biz, sadece eğitimle kalmadık, kurumsal çalışmalara da başladık. Şirketlere giderek ve onların kendi yerlerinde dans eğitimleri vererek ya da dansla ilgili kendi gecelerimizi düzenleyerek vs. aklınıza dansla ilgili gelebilecek her şeyi düzenleyerek devam ediyoruz.
Sadece dersler olduğu vakit burayla sınırlı kalmış oluyoruz artık büyük dans projelerimiz var. Dans projesi dendiği vakit işin içine sponsor girdiği zaman biraz kısa kalıyoruz ama inşallah bir sponsor bulunduğu zaman onlara da geçeceğiz. Dört taraftan saldırmış durumdayız.”

DANSLA 101 KİLODAN 71 KİLOYA DÜŞTÜM

. Medya haberlerinde de zaman zaman yer alıyor: Dansla zayıflamak. Gerçekte dansla zayıflamak mümkün mü? Ne tür danslar zayıflatıyor daha çok?
“Kararlılıkla yapılan her türlü dans zayıflatır ama bu üç günde beş günde olacak bir şey değil. Bizde insanlar dansa şöyle bakıyorlar hem öğreneyim hem zayıflayayım.
Dans bitmez. Üç ayda beş ayda bitireyim de bitsin diye başlanırsa bitmez ya da üç ayda beş ayda zayıflayayım sonra dans etmeyeyim diyorsanız yine bir işe yaramaz. İstikrarlı olarak yapılacak herhangi bir şey, dans edemiyor bile olsanız sadece kalçanızı iki yana her gün kıvırsanız o bile zayıflatır. Ben 101 kilodan 71 kiloya sadece dans ederek ve hiç rejim yapmayarak indim ama ben iki senedir yapıyorum.
Üç çocukla her gün dans etmeye imkan yok, haftada iki ya da üç gün dans ettim, bir saat on dakikanın altına hiç düşmedim. Bu öyle hemen olsun bitsin bir program değil. Belirli bir fizik tedavinin üzerine kurduğum bir program, kendi programım. Dizimde problem olduğu için önce yarım saat, kırk beş dakika dizimi ısıtıyorum ve onun üzerine de 20-30 dakika tempolu zıplayarak yaptığım bir program bu. Ağır bir program ama kalçalara yüklenen ve çok güzel bir program.
Siz gelmeden önce beş tane koca koca dilimlerden oluşan su böreği yedim, ben deli gibi yemek yiyen bir insanım. Şam fıstıklar ve çikolatalar yerim. Dansı yapınca zayıflarsınız ama istikrarlı olmak ve tempolu yapmak gerekir.”

. Dansın ruh sağlığına nasıl bir faydası var?
“Bence değil dünya tarafından kanıtlanmış zaten. Müzikle dans edince seratonin salgılanıyor eşittir mutluluk demek zaten. Bu bilimsel bir gerçek, fiziki yararlarını saymıyorum, sadece ruhsal kısmını söyledim.

. Diyetin, egzersizin ve dansın etkisi nedir kilolarınızdan kurtulmanızda?
“ Diyetin çok büyük önemi var. Diyet artı spor yapılınca çok daha hızlı ve kalıcı kilo verilir ama çok diyet yaparak vücudu alıştırdığınız zaman o diyeti yapmadığınız anda verdiğiniz kiloları almak çok daha çabuk oluyor. Hâlbuki vücuda imdat sinyali verdirtmeden kilo veriyorsanız, azar azar kilo verirseniz bunu vücut anlamaz. O zaman uzun vade de kilo veriyorsunuz ama geri almıyorsunuz. Öteki türlü aç kalınca, vücut ne bulursa depolamaya başlıyor. Ben yememi kesmedim çünkü yemek yemeyi çok seviyorum.”

YEMEK YAPMAYI SEVMEM

. Yemek yapmayı sever misiniz?
“Yapmam, yapınca yaparım ama özellikle yemek yapmayı sevmem. Yapsaydım eğer çok fena olurdu, sürekli yerdim. Annemin yemeklerini çok severim, o yapsın ben yiyeyim.”

.Dansın genel sağlıkla olan ilişkisine değinir misiniz? Ne öneriyorsunuz www.sagligimicinhersey.com ziyaretçilerine…
“Öncelikle annelere seslenmek istiyorum. Ben de anneyim ve şuna çok dikkat ediyorum. Yeni nesil çocuklar çok fena yetişiyor sürekli ya televizyon başındalar ya playstation ya da bilgisayar başındalar. Dolayısıyla çocukların en küçük sorunu, boyun, bel fıtığı vs. olacak. Bunlar en minimum sorunlar.

Geçenlerde annelerden bir tanesi bana dedi ki:

_ “Bisiklete binmek kadar basit bir şeyi bir türlü çocuğuma öğretemediniz?”

_ “Nasıl öğrenmesini bekliyorsunuz, seksek oynuyor mu çocuğunuz? Dedim.

_ “Yo, ne alakası var” dedi.

Hâlbuki çok alakası var. Seksek çok basit bir oyun gibi gözüküyor ama denge merkezini çalıştırıyor. Göz, adale koordinasyonları gibi denge merkezlerini çalıştırıyor. Bu çocukların hiçbiri seksek, saklambaç, yakartop gibi oyunları oynamıyor. Bu oyunların hepsi el, göz koordinasyonunu çalıştırır ama oynanmıyor. Her ne kadar okullarda sporlar olsa da bunların hepsi yapma ve formatlı sporlar. Bu formatlı sporlarla çocuklar öğrenemiyor ama sokak oyunlarının içinde birçok şey vardı. Biz bunları bildiğimiz için de biniyorduk bisiklete gidiyorduk.
Şimdi baleye gelen çocuklara zıplamayı öğretiyorum. Zıplamayı öğrensinler diye trambolin aldım. Zıpla diyorum, çocuklar tuhaf şeyler yapıyorlar çünkü zıplamalarını gerektirecek hiçbir şey yok. İp atlayan çocuk yok ki artık. Çocuklara aikido gibi uç safhada demiyorum ama aileler ya dans ya basketbol ya da voleybol gibi adam gibi bir spor mutlaka yaptırmalılar diye düşünüyorum. Bunların içinde dans en barışçıl olduğu için tercih etsinler, diğerleri hep rekabete dayalı sporlar çünkü. Dansın içinde hem terapi var hem kişisel olarak belirli kaidelere uymaları gerektiğini belirten şeyler var terbiyeleri de gelişiyor. Dolayısıyla dans çok önemli, bu erkek çocuklar için de geçerli sadece kız çocuklar için geçerli değil.
Hem adalelerini geliştirmeleri açısından hem onların genel terbiyeleri hem grup çalışması açısından çok önemli. Artık çocuklar o kadar bireysel oldular ki, herkes evin içinde ama kimse kimseyle sohbet bile etmiyor artık herkes birbiriyle yazışıyor. Sosyal olmak açısından da dans çok önemli. Bizim için iş işten geçti ama çocuklar için geçmedi. Herkesin birbiriyle mesajlaştığı çağda çocukların sosyal olması açısından dansa çocuklarını yöneltmelerini tavsiye ediyorum.


İçeriği Paylaşın